blog

ALKOLLÜ BİRİNİN KAZASINA KURBAN GİDEN BİRİNİN ÖYKÜSÜ:(

 JaiştesaIişteSTE  Jacqueline SABURIDO, 19 EYLUL 1999
cqueline SABURIDO, 19 EYLUL 1999

ISTE  Jacqueline SABURIDO, 19 EYLUL 1999
IBBABASI VE SABRINA 1998’DE.
 
ABASI VE SABRINA 1998’DE. 

 

STE  Jacqueline SABURIDO, 19 EYLUL 1999

6 YASINDAKI DOGUMGUNUNDE
 
  BAvenezuella'da tatilde 

                BIR AKSAM ARKADASLARI ILE.
 
            
venezuella'da tatilde 

 BASI VE SABRINA 1998’DE. 
 
     BA ISTE SABRINA’NIN ARABASINDAN ARTA KALANLAR.
EVINE DONERKEN 17 YASINDAKI BIR OGRENCI ARABASINA CARPTI. BU OGRENCI ICKILI IDI. VE BU 1999 ARALIK AYINDAYDI.
BASI VE SABRINA 1998’DE. 

 

  6 YASINDAKI DOGUKAZADAN SONRA SABRINA 40’TAN FAZLA OPERASYON GECIRMEK ZORUNDA KALDI.
MGUNUNDE
 JACQUELINE ARABASI YANARKEN BULUNDU, VUCUDU 45 SANIYEDEN AZ BIR SUREDE YANDI. 
  2000 YILINDA BABASI ILE BERABER.
  BAKIMI SIRASINDA
  


KAZADAN 3 AY SONRA

 GOZLERINI ACIK TUTABILMEK ICIN GOZ DAMLASINA IHTIYACI VAR.
     SIMDI 20 YASINDA VE ASLA 3 YIL ONCE ALKOLLU OLDUGU ICIN KENDISINI AFFEDEMIYOR.
JACQUELINE’IN HAYATINI DURDURDUGUNUN BILINCINDE.
   

HERKES ARABA KAZASINDA öLMÜYOR.

BU FOTO KAZADAN 4 YIL SONRA CEKILDI VE JACQUELINE HALA BAKIM ALTINDA. VUCUDUNUN  % 60’I YANMIS DURUMDA.

                                                  

18 Temmuz 2007 01:27 | 1 yorum

ACI HABER....

Barış Akarsu Hayatını Kaybetti

Geçirdiği Trafik Kazası Sonrasında Özel Bodrum Hastanesi Yoğun Bakım Servisinde Tedavi Altına Alınan Barış Akarsu'nun, Saat 23.10 Sıralarında Hayatını Kaybettiği Öğrenildi.BAŞIMIZ SAĞOLSUN :(

04 Temmuz 2007 23:41 | yorum ekleyin

2 TEMMUZ UNUTMADIK UNUTTURMUYCAZ...



01.07.2007 10:03

 

Bizi affedebilecek misin Carina

Hollandalı Carina Thuijs’ın yanmış cesedi, Türkiye’den doğduğu kasaba Doetinchem’e götürüldü ve orada defnedildi. Annesi, toprağa verilmesine rağmen biricik kızının öldüğüne inanmadı. \"Kızım söylediği tarihte mutlaka gelecek\" diyordu herkese.

Carina’nın dönüş bileti tarihinde havaalanına gitti. Uçak havaalanına indi. Ama Carina yoktu. Anne Thuijs, kızının öldüğünü o an anladı ve olduğu yere yığılıp kaldı. 22 yaşındaki Carina Thuijs’ın Sivas Madımak Oteli’ndeki son saatleri...

TARİH: 2 Temmuz 1993. Yer: Sivas/Madımak Oteli. Saat 13.30. Madımak Oteli’nin lobisi kalabalık. Lobidekiler, yarım saat sonra Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında Kültür Merkezi’nde başlayacak Arif Sağ’ın konserine gitmek için son hazırlıklarını yapıyor.

Carina Thuijs, aynı odada kaldığı Yasemin ve Asuman Sivri kardeşleri bekliyor. Bu arada lobidekileri izliyor.
/_newsimages/3646862.jpg
Arif Sağ, sazının akordunu yapıyor.

Bir köşede Türk edebiyatının \"ulu çınarı\" 65 yaşındaki Yazar Asım Bezirci, iki büyük halk ozanı Muhlis Akarsu ve Nesimi Çimen ile muhabbet ediyor.

Bir başka grupta ise şairler bulunuyor: Metin Altıok, Dr. Behçet Aysan, Uğur Kaynar. Ekibin espri kaynağı, karikatürist Asaf Koçak da orada.

Semah ekibi bir köşede hocaları Kamber Çakır ile sohbet edip gülüyorlar. Carina, tek tük bildiği Türkçe sözcüklerle bu neşeli grubu anlamaya çalışıyor.

Herkesin kendisine gülümseyerek bakması çok hoşuna gidiyor. Hollanda’daki çekingenliği üzerinden atmasına, insanlarla rahat diyalog kurmasına kendisi de şaşırıyor.

Oda arkadaşları Yasemin ve Asuman’ın merdivenlerden inişini görüyor; el sallıyor onlara.

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ İDİ

Carina,
Türkiye’ye 11 gün önce 21 Haziran’da gelmişti.

Leiden Üniversitesi Kültürel Antropoloji Bölümü son sınıf öğrencisiydi. Bitirme tezini, sınıf arkadaşı Maryze Schoneveld ile birlikte hazırlayacaklardı. Tezlerinin konusu: Türk kadınlarının aralarındaki ilişkilerin nasıl yapılandığı; nelerle uğraştıkları ve aile içindeki rolleriydi.

Maryze, Hollanda’da yaşayan Türk kadınlarını; Carina ise Türkiye’deki kadınları araştıracak, sonra karşılaştırma yapacaklardı. Bu konuda kendilerine yardım edecek kişi ise aynı şehirde, Doetinchem’de yaşayan bir Türk, Rahmi Sivri idi.

Rahmi Sivri, Carina’yı Ankara Dikmen’de yaşayan akrabaları Sivri Ailesi’nin yanına gönderdi. Oteldeki Yasemin ve Asuman, bu ailenin kızlarıydı.

Yasemin Sivri, 18 yaşındaydı ve Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde okuyordu.

Asuman Sivri ise 16 yaşındaydı; lise ikinci sınıfta öğrenciydi. İkisi de Pir Sultan Abdal Derneği’nde görevliydi. Yasemin, derneğin kütüphane sorumlusu, Asuman ise semah ekibindendi.

Carina, bir ay konuk olacağı Sivri Ailesi’ni çok sevmişti. Bu arada, Ankara Üniversitesi TÖMER Dil Merkezi’nde bir ay sürecek Türkçe kursuna başlamıştı. Ardından Çorum’un Mollahasan Köyü’nde çalışmalar yapacaktı.

Bir yandan dil kursuna giden Carina, arta kalan zamanlarında Yasemin ve Asuman Sivri ile birlikte Pir Sultan Abdal Derneği’ne gidiyordu. Sivas’taki şenliğe gitmeyi çok istiyordu.

Yasemin ve Asuman, \"Sivas’ta su bulamazsın, aç kalırsın, yatacak, kalacak yer bulamazsın\" diyorlardı.

Carina, \"Siz ne yerseniz ben de onu yerim, siz nerede kalırsanız ben de orada kalırım\" diyordu sürekli.

30 Haziran günü otobüs Ankara’dan hareket ettiğinde, yolcular arasında en mutlu kişilerden biriydi Carina...

SAAT 14.00

Carina’
nın el salladığını gören Yasemin ve Asuman ona doğru yürüyor. Asuman telaşlı; Carina’ya \"Telefon geldi mi\" diye soruyor. Hayır. Halbuki ağabeyi Yalçın Sivri saat tam 14.00’te arayacağını söylemişti. Yoksa haber tatsız mıydı; ondan mı aramıyordu? Yasemin kardeşini sakinleştiriyor: \"Arar merak etme.\"

O sırada lobiye Aziz Nesin geliyor.

Herkes hazır; konsere gidilmek üzere otelin kapısına yöneliyorlar.

Dışarıdan slogan sesleri gelmeye başlıyor: \"Müslüman Türkiye\"... \"Kahrolsun Laikler\"...

Ne oluyordu?

Öğreniyorlar:

Cuma namazından çıkan 500 kişilik grup, taşlar ve sopalarla konserin yapılacağı Kültür Merkezi’ne saldırmaya başlamıştı.

Konseri izlemek için gelenler karşılık verince, çatışma çıkmış; polis grupları zor dağıtmıştı. Ancak, konsere gelenler dağıtılırken, saldırganların hedefinde Madımak Oteli vardı.

Oteldekiler dışarı çıkmıyor. Ortalığın sakinleşmesini bekliyor.

Konserin iptal edilmesi canlarını sıkıyor. Basın bildirisi hazırlayarak yasaklamayı kınamak istiyorlar. O sırada polis, otelin önünü kuşatmaya alıyor. Azgın kalabalık otelin önüne kadar geliyor.

SAAT 15.30

Carina ilk kez tedirgin oluyor. Çünkü sürekli gülen insanların yüzü ilk kez asılmaya başlıyor. Salonda gerginlik var.

Sorduğunda, \"Türkiye’de olur böyle şeyler, aldırma\" diyor arkadaşları. \"Birazdan biter.\"

Biteceğe pek benzemiyor. Saldırganlar otele girmeye çalışıyor. Yönetmen Erdal Ayrancı, Ozan Hasret Gültekin, Şehir Planlamacısı Muammer Çiçek, üniversite öğrencileri Serkan Doğan, Murat Gündüz, Ahmet Özyurt otelin giriş kapısına masa ve sandalyelerden barikat kurmaya başlıyor.

\"Yaşlılar, çocuklar yukarıya çıksın!\" deniliyor.

Carina, Yasemin ve Asuman’la birlikte odasına çıkıyor. O sırada otele ilk taş atılıyor. Arkasından yüzlercesi mermi gibi yağıyor. Odadan kaçıyorlar. Otelin tüm camları birkaç saniye içinde kırılıyor. Carina herkes gibi koridorda taşların durmasını bekliyor, sessizce.

SAAT 16.30

400 yıl önce Pir Sultan’ı taşlayanlar, o gün dirilmişti sanki...

Kalabalığa katılımlar artıyor. Bağırıyorlar: \"Kanımız aksa da zafer İslam’ın...\"

Arif Sağ sürekli telefonla Ankara’yı arıyor; yetkilileri haberdar ediyor. Yanıt hep aynı: Korkmayın, askerler geliyor!

Bir avuç polis, kalabalığı otele sokmamak için var gücüyle çabalıyor.

Otelde bulunanlar çaresiz.

Barikatların arkasında bekleyenler, saldırırlarsa ne yapacaklarını konuşuyor. Herkesin elinde fırça sapı, süpürge sapı, sandalye ayağı var. Kimsenin aklından yangın geçmiyor...

SAAT 17.30

Carina,
ekipteki kızlarla birlikte koridorda oturmayı sürdürüyor.

16 yaşındaki lise öğrencisi Özlem ve 17 yaşındaki üniversite öğrencisi Nurcan Şahin kardeşlerle sohbet ediyor.

Aynı anda Özlem, çantasından çıkardığı rengárenk iplerle üniversite öğrencisi 19 yaşındaki arkadaşı Handan Metin’in saçını örmeye başlıyor.

12 yaşındaki Koray Kaya, başını ablası 17 yaşındaki Menekşe Kaya’nın dizine koymuş, hiç sesini çıkarmadan yatıyor. O sırada yanlarına karikatürist Asaf Koçak geliyor; mızıka çalıyor.

SAAT 18.30

Kalabalık yedi saattir otelinde önünde. Gitmiyorlar. Bir anlık öfke olamaz bu. Kime, neden bu kin?

Kültür Merkezi önündeki Ozanlar Anıtı yıkılarak otel önüne getiriliyor; parçalara ayrılıp otele fırlatılıyor.

Mustafa Kemal’in \"Cumhuriyeti biz burada kurduk\" dediği kongre binasının önündeki büstü tahrip ediliyor.

SAAT 19.30

Kalabalık, içeridekilerin kellesini istiyor! Eşit olmayan bir savaş bu. Otelin lobisindeki telefon susmuyor. Olayların çıktığını öğrenen bazı aileler çocuklarını merak ediyor, çırpınıyor yavruları için.

Yalçın Sivri, saatlerdir aradığı otelin telefonunu nihayet düşürebiliyor. Kız kardeşi Asuman’la konuşmak istediğini söylüyor. Asuman’ın telefona gelmesi zor. \"Biz aradığınızı söyleriz\" diyor oteldekiler. Ağabey Yalçın, \"Söyleyin kardeşime karnesini aldım; takdir almış\" diyor.

Asuman’ın bütün gün beklediği haber nihayet gelmişti işte; sınıfını takdirle geçmişti.

Sevinçli haberi aldı mı, bilinmiyor.

Çünkü...

Saat tam 19.50’de otelin elektrikleri kesiliyor...

Sonra... Duman kokusu...

Ardından... Kavurucu bir sıcaklık...

Ve alevler...

Gençlerin, çocukların çığlıkları yeri göğü inletiyor. Karanlığın içinde herkes bir yana savruluyor.

Carina, terasa ulaşmak isteyen semah grubunun arasında. Ulaşamıyorlar.

Carina ile birlikte o koridorda oturan semah grubunun gencecik kızları; Yasemin, Asuman, Belkıs, Handan, Gülsüm, Gülender, Huriye, İnci, Menekşe, Nurcan, Özlem, Sehergül, Serpil, Yeşim... Hiçbiri kurtulamıyor.

Eminim; Carina ve o dünyalar güzeli kızlarımız, ozanlarımız, yazarlarımız, aydınlarımız bizi çoktan affettiler.

Peki, biz kendimizi affedebilecek miyiz?

Okuma yazmayı unutan yazar!

Madımak Oteli’nin 109 ve 110 numaralı odaların pencerelerinden karşı binaya geçiş vardı. Buradan kaçan 31 kişi kurtuldu. Kendini eşiyle birlikte otelin boşluğuna atan Yazar Lütfiye Aydın’ın trajik hikáyesi bugün hálá sürüyor...

ALEVLER giderek yükseliyor.

Herkes çığlık çığlığa can derdinde.

Lütfiye Aydın yangından kurtulmak için, eşi Avukat Cafer Can Aydın’la birlikte kendini otelin apartman boşluğuna bırakıyor.

Dumandan göz gözü görmüyor. Bağırıyorlar. Bağırıyorlar.

Güçleri bitiyor. Dumandan zehirlenip bayılıyorlar...

İtfaiye araçları otele ulaşmak istiyor. Göstericiler, araçların tekerleklerinin önüne yatarak engellemek istiyor.

Polis havaya ateş açıyor.

Yangın söndürme çalışmaları nihayet başlayabiliyor.

İtfaiye yangını söndürürken, otel boşluğunun üzerindeki camlar patlıyor; kızgın camlar, yerde baygın yatan Lütfiye Aydın’ın üzerine yağmur gibi yağıyor...

Gece 01.00. Yangın tamamen söndürülüyor.

Otelden 35 ölü çıkarılıyor.

Duvar dibinde olduğu için camların pek değmediği Cafer Can Aydın kendine gelir gibi oluyor. Güçlükle dışarı çıkıyor. Bir polis onu görüyor, şaşırıyor, \"Başka yaşayanlar var mı\" diyor.

Eşi Lütfiye Aydın’ın adını söylüyor, bayılıyor.

Otel hálá tütüyor.

Ve otelden en son Lütfiye Aydın çıkarılıyor...

LÜTFİYE AYDIN MORGDA

Polis, Lütfiye Aydın’ın öldüğünü düşünüyor. Bir kamyonetin arkasına koyup hastane morguna kaldırıyor.

Cafer Can eşinin öldüğüne inanamıyor. Sabaha karşı morga gidiyor güç bela.

Doktordan rica ediyor; son kez bakması için. Doktor \"Sivri bir şey var mı\" diye soruyor. Kalemini veriyor. Kalem Lütfiye Aydın’ın ayağına batırılıyor. Tepki veriyor; yaşıyor...

Aradan birkaç saniye geçiyor, Lütfiye Aydın sayıklıyor: \"Ce... ce\"

Eşi tamamlıyor: \"Ceren... Ceren...\"

Ceren kızlarının adı.

Cafer Can hem kızının adını \"Ceren, Ceren\" diye tekrarlıyor, hem de haykıra haykıra ağlıyor.

Lütfiye Aydın kurtulmuştu. Ama bu kurtuluş hiç de kolay olmayacaktı...

GATA YANIK MERKEZİ

Lütfiye Aydın’
ın vücudu ağır derecede yanıktı.

Önce Sivas’ta tedavi görüyor; daha sonra Ankara’da GATA Yanık Merkezi’nde.

Olaydan üç gün sonra 5 Temmuz günü gözünü GATA Yanık Merkezi’nde açıyor.

Ne güzel tesadüf; 5 Temmuz kızları Ceren’in doğum günüydü; 17’yi dolduruyordu.

O gün, 35 gün sürecek zorlu tedavi sürecine başlıyor doktorlar. Ölü derileri tek tek soyuluyor. Yatağı bir küvet oluyor.

Konuşmakta zorlanıyor. En yakınlarını dahi tanıyamıyor.

Cumhuriyet Pazar Bulmacası çözme alışkanlığı vardı. Hastanedeyken sürekli \"Bana bulmacamı getirin\" diyor. Nedense bir türlü getirilmiyor bulmaca. Sonunda bir gün getiriyorlar. Dünyalar onun oluyor. Kalemi eline alıyor ve öylece kalakalıyor. O da ne; harfler birbirine giriyor. Zorluyor zorluyor olmuyor. Okuyamıyor.

Gazeteyi neden getirmediklerini anlıyor...

ODADAN ÇIKMIYOR

Aylar sonra hastaneden taburcu oluyor.

Evine gelir gelmez, odasının perdelerini kapattırıyor. Günlerce çıkmadan o karanlık odada tek başına yaşıyor.

Eşi ve kızının büyük çabasıyla, günlerce verdikleri mücadele sonunda hayata dönüyor.

Edebiyat öğretmeni, Yazar Lütfiye Aydın, okuma yazmayı yeniden öğreniyor.

Zamanla, odasından, evinden çıkmaya başlıyor. Sokakta, haline bakıp soranlara, \"Trafik kazası geçirdim\" diyor. Yalan söylemiyor aslında; çünkü öyle biliyor. Ne Sivas’ı, ne Madımak Oteli’ni, ne de yangını hatırlıyor.

Bir gün odasından katıla katıla ağlama sesi geliyor.

Anımsıyor, tüm olup biteni...

Hemen bir daktilo istiyor; yazmak istiyor. Yazarsa belki arkadaşlarını, gencecik çocukları geri getireceğini düşünüyor. Oturup yazmaya başlıyor. Sekiz saat sürüyor yazması; yarım sayfa ancak yazabiliyor.

Pes etmiyor. Yazmayı bırakmıyor.

Lütfiye Aydın, bugün zor yazıyor ve güçlükle konuşuyor

Onun için Madımak yangını hálá sürüyor.

Ya sizin için...


01 Temmuz 2007 18:46 | 1 yorum

ÇİRKİN KRAL

Atıf-7-Yılmaz Güney Anısına

-Bizde Yiğitler-Kahramanlar Erken Ve Genç Ölür- 
 
 
Seni o mahzun boynu bükük ama onurla duruşunda
sevgi sıcağı gözlerinden süzülen bakışlarınla sevdim

sen o büyük beyaz perdede kocamandın
ben koltuğunda kaybolan ufacık bir çocuktum

babamdan ne azarlar işittim ne dayaklar yedim
yinede seni sevdim her filmine koşarak gittim
sana sarılıyordum ben sarmaşık sen bir koca çınardın

hani yok mu o ikisi de cesurdu filimin de son sahnede
tren raylarında vurulup bir yürüyüşün düşüp kalkışın
ölüme karşın direnip yaşama akışın o an ki bakışın

unuttum mu zannedersin
ah be Yılmaz ağabey
sen hiç unutulur musun
sen bir tarihtin tarih yazdın

gittin ya boynu bükük kaldı sinemanın
ülkemiz gibi benimde boynum eğik bir dal ucu
sardunyalar parlak çiçek bile erkenden soldu

unutmadım can ağabeyim
sende erkenci gittin
en iyiler önce ve önde gittikleri gibi
ah gittiler nasıl bir gitmekse

oysa ne zindan ne işkence yenemedi
ama biliyorum çektiklerini onların iziydi
seni bizden ayırtan o zulüm o ihanetti

sende gittin unutulmazlığın yolculuğuna
yıldızlar bile solgun geceye göz kırpıyor
bak ışık ne kadar puslu gökte ki bulutlarda
bu Ağustos ne kadar soğuk ne kadar sıcak
gece solgun ay vurulmuş güneşe pusatlarda
içimizde ağır aksak bir nehir akar
yangının da olsam da yitiklerin koynunda
unutmadım ne seni ne onları unutulmazlığa uğurladığım

Vedat Koparan 21.08.2005

Halkın ezilenin emekçinin sanatta gür sesi
sevgili Yılmaz Güney’in anısına saygıyla

özür dilerim sevgili Yılmaz ağabeyim bir gün geciktim bağışla

********

Eskiden bilmezdim Yalnızlığı

Eskiden bilmezdim yalnızlığı
Bir ağaç nasıl yalnız değilse ormanında
Bir çiçek kendi dalında
Eskiden bilmezdim yalnızlığı

Yalnızlığın içinde
Şimdi yalnız, yalnız mıyım
Kopuk muyum dalımdan
Uzağında mı kaldım ormanın

Yılmaz Güney

-YALNIZ DEĞİLİZ YALNIZLIKLARIMIZ KADAR ÇOKLARLAYIZ-
 

Vedat Koparan

09 Haziran 2007 14:41 | yorum ekleyin


< Geri     1     İleri >

Son yorum alanlar

ALKOLLÜ BİRİNİN KAZASINA KURBAN GİDEN BİRİNİN ÖYKÜSÜ:( (1)

2 TEMMUZ UNUTMADIK UNUTTURMUYCAZ... (1)

reklamlar

blog etiketlerim

-

Son eklenenler

ALKOLLÜ BİRİNİN KAZASINA KURBAN GİDEN BİRİNİN ÖYKÜSÜ:(

ACI HABER....

2 TEMMUZ UNUTMADIK UNUTTURMUYCAZ...

ÇİRKİN KRAL

ark siteler:  nedir ne demek,  türkçe dil araçları

biz kimiz? | yasal bilgiler | beni oku | iletişim 2006-2007 © alanturka.com 12.0.931