blogumAĞLANACAK HALİMİZE GÜLÜYORUZDurum... Goethe Üniversitesi cerrahlarından Prof. Dr. Tayfun Aybek, kalp krizini önceden haber veren "çip" geliştirdi. Gaziantep Üniversitesi Plastik Cerrahi Başkanı Doç. Mehmet Mutaf'ın dudak Finlandiya Kuopio Üniversitesi Biyokimya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Neva Arkansas Üniversitesi Çocuk Elektrofizyolojisi Bölümü Başkanı Doç. Volkan Amerikan Nature Dergisi, Türk doktor Murat Digiçaylıoğlu'nun "beyin Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde araştırmalarını sürdüren Dr. Hande Houston Methodist Hastanesi Sindirim Hastalıkları Tıbbi Direktörü Prof. Dr. İstanbul 70'inci Yıl Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim Araştırma Memphis Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Semahat Demir, ABD'de Cornell Üniversitesi Kısırlık Merkezi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kutluk Oktay, Columbia Üniversitesi Kardiyoloji Direktörü Prof. Dr. Mehmet Öz'ün yazdığı 12 Ekim 2007 17:37 | yorum ekleyin DİYARBAKIRBu gune kadar yok bomba patladi, yok isyan cikti, yok bilmem ne oldu diye seyrettigimiz Diyarbakir , hic bu kadar onemli bir tehlikeyle karsi karsiya kalmamisti. Isyan cikar bastirirsin, yangin cikar sondurursun, ama bu durumun altindan nasil kalkarlar Allah bilir...
NE MI OLDU?
Bildiginiz uzere her belediyenin kendine has butcesi, tesebbusleri falan vardir. Ama Diyarbakýr , ozel olarak planlanmis ozerk butcesine kavustu. Bu butce; vakiflar, anonim sirketler ve meshur belediye tesebbusleriyle faaliyete gecirildi. Su anda Diyarbakir belediyesinin kurdugu " Diyar A.Þ."ye oluk oluk dis kaynakli sermaye akmaya basladi. Yakin gelecekteki hedefleri borsaya acilmak. Bu ne demek oluyor? Bu demek oluyor ki, bir nevi Kurdistan hisse senedi cikaracaklar. Dis yatirimci, ic yatirimci, kurt turk demeden herkes cilgin gibi hisse alip " Diyar A.Þ." ye cig gibi para akitacaklar. Cunku dis kaynakli yatirimcilar tarafindan desteklenecek bir olusum.
BiR ALTIN YUMURTLAYAN TAVUK... Son yuzyilin sahane bir bulusu... YENI KURDISTANI TURK HALKININ PARASIYLA FINANSE ET ! Neden mi? Cunku bu hisseden cok para kazanacagini bilen her yatirimci kazandigi paraya bakacak. Kimin umurunda..!? Kurdistani finanse etmis etmemis..! Herkes cebinin dolduguna bakacak. Bu sirket henuz borsaya acilmadan 1 ayda 2 MILYON YTL CIRO YAPTI... BU CIRONUN %80i NET KAR... CUNKU YAPTIKLARI BIRSEY YOK KI, HAVADAN PARA TRANSFERI, BIR NEVI PARA AKLAMA VE ALTERNATIF TRANSFER...BIR YILLIK CIRO HEDEFLERI
ORNEK VEREYIM: APO BEY(!) omr-u hayatinda DEGIL 4 MILYARI, 500 MILYON EUROYU DAHI BIR ARADA GORMEMISTIR. Yani bizim sumuklu Baydemir, olacak EKSELANS Baydemir... Ekselans kime denir? Buyukelciye falan... Baska bir ornek vereyim, bu paranin karsisinda hic bir hukuk sistemi, hic bir askeri otorite duramaz. Bu para ile istediginiz devletin istediginiz kurulusuna tesir edebilirsiniz. Koc Sabanci falan filan dahi, boyle bir gucun yaninda titrer. Cunku o adamlar, bundan daha fazla cirolara sahip olmalarina ragmen, paralarini ticarette dondurduklerinden toplu olarak servete hukmedemiyorlar. Yani kendi paralari sagda solda bagli.. Fakat Baydemir 'in elinde toplanacak olan bu paranin maksadi belli. Kullanacaklari yer belli.. Bu konudan anlayan arkadaslar otursun kafa yorsun. Yazin yazabildiginiz kadar belki bir kac yurtsever duyar ve bir onlem alir. YOKSA BIR YIL ICINDE, YURTSEVER OLMAK, BU GUCE KARSI KOYMAYA YETMEYECEK...
OSMAN BAYDEMÝR... TERÖRLE BAÐLANTILARI...
1- Öncelikle ona göre PKK terör deðil GERÝLLA.. 12 Ekim 2007 17:26 | yorum ekleyin TÜRKİYE - İSRAİLİsrail Türkiye'ye Saldırırsa Ne Olur?
Ortadoğu’da aynı film bir defa daha izleniyor. İsrail masum, sivil ayırmadan şehirleri bombalıyor. İnsanların üzerine bombalar boca ediyor ve bütün dünya bunu seyrediyor. Dil ucuyla kınamalar dışında ciddi bir tepki yok. Öyle anlaşılıyor ki İsrail-ABD ittifakı Lübnan’a yerleşecek, Suriye’yi doğudan ve güneyden kıskaca alarak demokratikleştirecek!.... Kan gölüne çevirecek, mevcut despotik yönetimi aratır zulümlere, iç çatışmalara maruz bırakacak. İsrail Ortadoğu’daki mevzilerini güçlendirerek, “vaat edilmiş topraklar”a bir adım daha yaklaşacak. İsrail az nüfusuna, ateş çemberi içinde olmasına bakmaksızın; ensesine bindiği ABD’nin desteğiyle (dini) hedefleri doğrultusunda; reelpolitiğin, mantığın rağmına dünyaya meydan okuyarak ilerlemeye devam ediyor. BOP`un hedefinin Yahudi-Avanjelik ittifakı doğrultusunda Türkiye`nin de bulunduğu 20 den fazla Müslüman ülkeyi yapılandırmak, sınırlarını yeniden çizmek olduğunu defalarca söylemiştik. Gündemdeki düşmanlar İran ve Suriye olduğu için diğerleri kurbanlık ineklerin sükûneti içindeler. Sıranın kendilerine gelmeyeceği, şartların değişebileceği temennisiyle pısırık ve tepkisiz davranmaya devam ediyorlar. Başta AB olmak üzere diğer küresel aktörler muhalefetlerini pastadan alacakları payın oranını artırmak için kullanıyorlar. Kurbanlardan yararlanma sevdasındalar. Irak’a, Afganistan’a ve Lübnan’a “insanlık dramı” olarak bakan ülke yok gibi. İslam ülkelerindeki Batı kuklası diktatörler vatandaşlarının gazını almakla meşguller. Batıyla bozuştuklarında Irak benzeri bir “Demokratikleştirme!”den endişeliler. RİCE açıkça “yeni bir Ortadoğu” konusundaki kararlılıklarını deklere etti. Yapılandırılacak Ortadoğu’da Körfezden Bangladeş’e kadar pek çok İslam ülkesi bulunuyor. Öyle anlaşılıyor ki bölgedeki bütün ülkeleri demokratikleştirecekler! yani IRAK’LAŞTIRACAKLAR. Beklenenin aksine Suriye’den sonra sıradaki ülke İran değil Türkiye olabilir. Daha önceki bir yazımda[i] bahsettiğim gibi Türkiye’ye müdahale dostane! yöntemlerle olacaktır. Ben Batı’nın- ABD’nin Şiayla ve İran’la ciddi problemi olduğunu düşünmüyorum. Aksine Batı’nın İslam Dünyasında GÜÇLÜ BİR Şİİ DAMAR oluşturmaya çalıştığına inanıyorum. Gelişmeler bu tezi doğrular niteliktedir. Hariri suikastı ABD-İsrail ittifakına Suriye üzerinde baskı kurma ve kendilerine direnebilecek Suriye Ordusunun Lübnan’dan çıkarılmasını sağladı. Hariri suikastı-Suriye ordusunun çıkarılması ve Lübnan’ın işgali birbiriyle bağlantılıdır. Bazılarının komplo teorisi, hatta deli saçması gördüğü olay gerçekleşir İsrail Urfa’yı ve iki nehir arasını işgale yeltenirse ne yaparız? “Biz Irak’a ve Suriye’ye benzemeyiz güçlü ordumuz onların ağzının payını verir” diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Hücrelerimize kadar girmiş İsrail’in bizi dostane! Yöntemlerle değil de silahla dize getirmeye çalışacağını varsayarsak; İsrail’le mücadele edecek durumda olmadığımız anlaşılacak, hatta Suriye’den daha dezavantajlı olduğumuz görülecektir. Maalesef İsrail tek kurşun atmadan, kısa sürede ordumuzu ve silahlı güçlerimizi bloke edecek imkânlara sahiptir. Günümüzde savaşlarda modern silahlar, elektronik cihazlar kullanılmaktadır. Biraz bilgisayardan anlayanlar bu cihazların yazılımlarla, programlarla çalıştıklarını bilirler. TSK’yı tanıyanlar da savaş aygıtlarımız, haberleşme sistemlerimizle İsrail’e ne kadar bağımlı olduğumuzu bilirler. İsrail’le olası bir savaşta Mehmetçiklerimize güvenimiz tamdır. Ne var ki İsrail’den aldığımız silahlara ve bu silahlar üzerindeki yazılım programlarına itimadımız yoktur. İsrail sahip olduğumuz elektronik cihazları çökertebilecek, uçaklarımızı kalkamaz hale getirebilecek kadar Türk Ordusu’nun içindedir. Savaş teknolojimiz bütünüyle İsrail’e teslimdir. Bu yönüyle İsrail karşısında bizim Suriye kadar bile şansımız yoktur. İsrail’le askeri bağlantılarımızın ihtilaller sonrasında, özellikle 28 Şubat sürecinde yoğunlaşması ve savunma sanayiimizin İsrail’e endeksli olmasının, pek çok emekli askerin İsrailli firmalar adına iş takibi yapmasının ulusalcı! kesimlerce sorgulanmaması şayanı dikkattir. Sadece silahlı güçlerimizin değil sivil kurumlarımızın pek çoğunun yazılımları ve programları da; (kripto veya açık) Yahudi firmalarınca yapılmaktadır. MERNİS projesinden, başında “Milli” bulunan MİT’in güvenlik ve personel yazılımlarına kadar pek çok işte İsrailli firmaların parmağı vardır. Yani İsrail ve Yahudi firmaları Türkiye’nin bütün kılcallarına nüfuz etmişlerdir. İsrail’e elektronik ve teknolojik bağımlılığımızı gösteren bir olay 2 yıl önce bir kış günü yaşandı. Karabük civarında bir F16’mız düşmüş, 3-4 gün sisten dolayı uçağa ve pilotuna ulaşılamamıştı. Uçakların yazılımını yapan İsrail firmasına ulaşılması sonucu onların verdiği kodla uçağın yeri tespit edilebilmişti. Düşmüş bir uçağın yer tespitinde bile muhtaç kaldığımız İsrail’le muhtemel bir savaşta nasıl mücadele edeceğimizi varın siz hesap edin. Türkiye’nin güneyinde aleyhimize bir yapı oluşmaktadır. Irak’a müdahaleden sonra hemen bütün Kürt guruplar ABD-İsrail ekseninin yerel müttefiki haline geldiler. Suriye’de de ilerleyen zamanda Irak tarzı ve Türkiye’nin aleyhine gelişmeler yaşanacaktır. Büyük projeler büyük zaman dilimlerinde gerçekleşir ancak ABD-İsrail BOP’ta hazım kapasitesinin ötesinde oldukça hızlı ilerlemektedirler. Yakın zamanda sıranın Türkiye’ye geleceği muhakkaktır. ABD-İsrail ittifakının Türkiye’ye silahlı bir saldırıda bulunacağına ihtimal vermiyorum. Bahsettiğim gibi bizi “daha teknik ve dostane!” yöntemlerle halledeceklerdir. 07 Ekim 2007 19:42 | 1 yorum IRAK ÜÇE BÖLÜNMEYECEKIrak üçe bölünmeyecek. Dörde bölünecek. Hark Adası da dahil olmak üzere, Basra ve yakın civarını, BAE misali küçük bir petro-dolar ülkesi haline getirecekler. Tabi biz etrafımızı tahlil ederken, Türkiyemizdeki gelişmeler ile daha yakından ilgilenmeliyiz. Diğer bir ifade ile, etrafımızdaki gelişmeleri, Türkiyemiz üzerinde oynanan oyunları daha net görebilmek için takip etmeliyiz. Yıllardır söylüyoruz, “İkinci Sevr’e Hayır” diye. Başlı başına bu slogan bile, bir insanı uyandırmak için yeterli olabilmesi lazımdır. Ama nerede! Etrafta o kadar çok parazit var ki, söylediklerimiz anlaşılmasın diye ellerinden gelen her türlü yayını yapıyorlar. Tabi, buş buşluğunu, kış kışlığını yapacak. Önemli olan bizim yapacaklarımız! Biz ne yapacağız? Biz, anlatmaya ve milleti uyandırmaya devam edeceğiz. Bildiğiniz gibi, Osmanlı’yı üç aşamada parçaladılar. Önce ekonomisini çökerttiler sonra kadrolarını tasfiye ettiler. Sonunda da harbe sokarak üzerine çullandılar ve parçaladılar. Ekonomik çökertme borçlandırma ile başladı ve zamanla Osmalı iç pazarları tamamen yabancıların eline geçti. Pazarları kaybeden Osmanlı’nın idareyi kaybetmesi mukadder oldu. Bugün, Türkiyemiz de sistematik ve lüzumsuz borçlandırılma ile “ağır borçlu ülke” haline getirildi ve ithal malları neredeyse bütün pazarlarımızı ele geçirdi. Şimdi iş, iç ekonomik yapının tamamen çökmesi ve ülkemizin ekonomik bölgelere ayrılması için bölgelerde ayrı ekonomik uygulamalar yapılması aşamasına geldi. Gelir İdaresi Kurumu Başkanlığı kanunu geçirilmeden önce bu köşeden çok ifade ettim. AKP Hükümetinin IMF tavsiyeleri doğrultusunda yaptığı uygulamaların, “Duyun-u Umumiye” uygulamalarına tıpatıp benzediğini ifade ettim. Gelir İdaresi Kurumu Başkanlığı yasası geçti ve yürürlüğe de girdi. Şimdi sıra, bölgesel vergi oranları oluşturmaya geldi. Gelir İdaresi bunu açıkça ifade edemez, ama, IMF’nin ardındaki ırkçı emperyalist sermayenin de bekleyecek vakti yok! Bu sebeple IMF, zorlamalara başladı bile. IMF yaptığı bir açıklamada Türkiye’deki asgari ücreti çok yüksek buldu ve işten çıkarmaların daha da kolaylaştırılmasını istedi. Hükümet bu talimatı nasıl yerine getireceğini düşünürken, şimdi de IMF Türkiye’de “bölgesel asgari ücret” uygulaması istedi. Bölgesel asgari ücret, peşi sıra, bölgesel vergilendirmeyi getirecek ve ülkemiz ekonomik olarak fiilen farklı bölgelerde farklı ekonomik rejim uygulamaya başlayacaktır. Bu da iç pazara üretim yapanların hareket kabiliyetini sınırlayacaktır. Bütün bunlar da iç üretimin çökmesi, dışarıdan gelecek ithal malların ise daha serbest dolaşımı manasına gelir ki Kapitülasyonlar ile yapılan da aynen bu idi. Neticede, farklı bölgelerdeki halklar da farklı gelişmeye, farklı düşünmeye, değerlendirmeye ve konuşmaya başlayacaklardır. Bu durum, tek çatı altında toplanan ülkemiz mozayiğinin çözülmeye başlaması anlamına gelir. Gerisini varın siz düşünün! 07 Ekim 2007 19:40 | yorum ekleyin SIRADA SAĞLIK VAR*"ZAPSU'YA ZİNCİR ECZANELER KIYAĞINDAN SONRA, * 07 Ekim 2007 19:35 | yorum ekleyin TGRT91 yıllık hikaye işte…
Yıl, 1915. Çanakkale'de kan gövdeyi götürüyor."Geçerim" diye saldıran emperyalistlerin insan kaybı, 200 bini aşmış... "Geç de görelim" diyen dedelerimizin kaybı ise, 250 binin üstünde... Mermiler havada çarpışıyor. Cesetler toplanamayacak kadar çok... Bu inanılmaz kıyıma rağmen, İngiliz Hükümeti durumdan memnun. Çünkü gerçeği bilmiyor. Çanakkale'deki İngiliz cephe komutanı, "Vaziyet gayet iyi... Bugün yarın geçeriz" raporları gönderiyor devamlı... O sırada genç bir gazeteci var orada. Avustralyalı. Melbourne Age Gazetesi'nin muhabiri. Görüyor ki, durum kel... Hadise, hiç de İngiliz komutanın anlattığı gibi değil. Türkler kafaya koymuş... Kuru ekmek yiyor, bulursa üzüm hoşafı içiyor, şakır şakır ölüyor... Ama geçirmiyor. Avustralyalı olduğu için özellikle dikkatini çeken bir konu daha var. İngiliz komutanlar, karargâhta klasik müzik eşliğinde viski yudumlarken, Anzaklar patır patır gidiyor. En son iki tabur Anzak gönderiyorlar bir bölgeye... Türklerin, iki taburu yok etmesi iki saat bile sürmüyor. Üstelik, müthiş bir sansür var. Yazdığı haberler, İngiliz yetkililer tarafından engelleniyor. Bakıyor ki, olacak gibi değil... Sarılıyor kaleme, tüm gerçekleri tek tek anlattığı, 8 bin kelimeden oluşan, "Gelibolu Mektubu"nu yazıyor. Özeti şu: "Çanakkale geçilemez... Hemen çekilin." Ve bu mektubu, sansürden kurtulmak için Avustralya Başbakanı'na "elden" ulaştırıyor. Avustralya Başbakanı mektubu okuyor, gözlerine inanamıyor ve acilen, yine "elden", İngiltere Başbakanı'na ulaştırıyor. İngiltere Başbakanı mektubu okuyor, Savaş Kabinesi'ni topluyor, orada bir daha yüksek sesle okuyor... Gizlice araştırılıyor. Mektup doğru. Hatta az bile yazılmış. Cephedeki İngiliz komutanın, kendi poposunu kurtarmak için palavra attığı anlaşılıyor. Ve karar veriliyor. Komutan görevden alınıyor. Emperyalistler, Çanakkale'den çekiliyor. Yazdığı mektupla savaşın sona ermesini sağlayan genç gazeteci, Avustralya'da "kahraman" gibi karşılanıyor. "Sir" ünvanı veriliyor. E tabii kapılar açılıyor... Savaşa "muhabir" olarak giden gazeteci, savaştan sonra "gazete sahibi" oluyor. Yıl, 1952. Çanakkale'de savaşın kaderini değiştiren "sir gazeteci" vefat ediyor. Bir tane oğlu var... O zamanlar, 21 yaşında. Babasının gazetesinin başına geçiyor. Çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor. Avustralya'ya sığmıyor... ABD'ye, Avrupa'ya el atıyor. Bugün, 75 yaşında. Dünya medya imparatoru. 75 televizyon kanalı... 175 gazetesi var. TV kanallarıyla 600 milyon izleyiciye, gazeteleriyle 11 milyon okuyucuya hitap ediyor. Yıl, 2006... Çanakkale'nin "dövüşerek" geçilemeyeceğini ilk anlayan "sir gazeteci" nin oğlu, Çanakkale'nin nasıl geçileceğini gösterdi... EFT'yle. Bastı parayı, TGRT'yi aldı. İsmi, Rupert Murdoch. 06 Ekim 2007 00:21 | yorum ekleyin BU UNUTULUR MU ?BU UNUTULUR MU ? (Ama malesef unuttuk...)
Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlere 150 bin askerimiz esir düştü. Bu askerlerden bir kısmı da Mısır'ın İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'na hapsedildi. Kampın tam adı, 'Seydibesir Kuveysna Osmanlı Useray-i Harbiye Kampı' idi. Bu kampta, 1918'de Filistin cephesinde esir düşen 16. Tümen'in 48.Alayı'na bağlı Osmanlı askerleri tutuluyordu. 12 Haziran 1920'ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, ağır hakaret ve aşagılamaya maruz kaldılar. Bu insanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi... Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların yalan, yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle, kampların İngiliz komutanları, azılı Türk düşmanı kesilmişlerdi. Savaş bitmişti. Ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışındaki askerleri teslim etmek, İngilizler'in işine gelmiyordu. Çünkü, olası yeni bir savaşta, bu askerlerin yeniden karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından, İngilizlerin beyinlerine işlenmişti. Çözüm toplu katliamdı... Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak suya normalin çok üzerinde krizol maddesi katılmıştı. Mehmetçik, daha ayağını soktuğunda, aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyorlardı. Ancak İngiliz askerleri dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı. Mehmetçikler, bele kadar gelen suya başlarını sokmak istemedi. Ancak bu kez İngilizler havaya ateş etmeye başladı. Askerlerimiz, ölmemek için çömelerek başlarını suya soktular. Ancak başını sudan kaldıran artık göremiyordu. Çünkü gözler yanmıştı... Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz kör oldu. Bu vahşet, 25 Mayıs 1921 tarihinde TBMM'de görüşüldü. Milletvekilleri Faik ve Şeref beyler bir önerge vererek, Mısır'da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan İngiliz tabip, garnizon komutanı ve askerlerinin cezalandırılması için TBMM'nin teşebbüse geçmesini istediler. Tabi ki yeni kurulan devletin bin türlü sorunu vardı. Bu hesap sorma işide unutuldu gitti.
Ama onlar unutmuyorlar... Kendi ihanetlerini bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyuna sunuyorlar. En üzücü olanı da malum birilerinin, bu karalama kampanyalarına çanak tutması...
ERMENİLER SOYKIRIM YAPILDI DİYE DÜNYAYI AYAĞA KALDIRIYOR BİZİM TARİHİMİZDEN HABERİMİZ YOK. 05 Ekim 2007 23:36 | yorum ekleyin YORUMSUZ
05 Ekim 2007 23:19 | yorum ekleyin ÇOK ŞÜKÜR KURTULDUK !!!Çok Şükür Sezer'den Kurtulduk... 04 Ekim 2007 17:24 | yorum ekleyin < Geri 1 İleri >
|
son yorum alan yazılarımTÜRKİYE - İSRAİL (1) reklamlarblog etiketlerim
-
|
ark siteler: nedir ne demek, türkçe dil araçları
biz kimiz? | yasal bilgiler | beni oku | iletişim 2006-2007 © alanturka.com 12.1.204