FERHAT’IN TORUNLARI

12 Ağustos 2007 17:14 şikayet

İşin en başında; neler olduğunu tam anlamıyla kavrayamadılar. Anladıklarında ise yaşadıkları şok o kadar büyüktü ki Amasya il merkezinde yaşayanlardan dörtte biri intihar etti.

             

       Her şey çalışanların ücretlerini taşıyan kamyonların gelmemesi ile başladı.

       

Tarih On dört Ocak İki bin beş. Normal zamanlar da, yani eski mutlu ve güzel günler de maaşları taşıyan kamyonlar her ayın on dördü sabahı gelirdi. Paralar teslim alınır, bankamatiklere yerleştirilir, insanlar da gece yarısından itibaren paralarını alıp işlerine bakarlardı.

Doğal olarak para bekleyen tüm banka müdürleri telefonlara sarılıp banka merkezlerini aradılar. Fakat çağrılarına cevap verecek kimseyi bulamadılar.

Aslında aynı günün sabahı ulusal yayın yapan televizyon kanallarında da tuhaflık vardı. Bazılarında yayın kesilmişti. Bazılarında ise bir önceki günün bantları otomatik olarak tekrarlanıyordu. Amasyalılar da sonuçta; Türkiye’de yaşayan insanlar oldukları için, ilk şüphelendikleri şey ordunun bir darbe yapmış olması olasılığı idi. Fakat sokaklara baktıklarında askerleri göremediler. Teknik arızadır deyip önemsemediler. İşlerine gittiler.

 

Aynı gün öğlene doğru dışarı ile ilişkisi olanlar da panik belirtileri görülmeye başladı.

“ Müdür Bey merkez de ki hiçbir telefon cevap vermiyor “ dedi.

Ziraat Bankası çalışanlarından Murat ve “ Sen aramaya devam et  “ diye doğru tahmin ettiği bir cevap alarak telefonun başına döndü. Aramaya devam etti ama kimse cevap vermiyordu işte.

Merzifon ilçesindeki mobilya fabrikası ile bir türlü görüşemeyen fabrika sahibi hışımla bağırarak hazırlanmaya başladı.

“ Mustafa’ya söyleyin, arabayı hazırlasın, hem de hemen Merzifon’a gidiyoruz. ”

Önündeki bir buçuk saat içinde yaşayacaklarını bilseydi, hiçbir yere gitmezdi kuşkusuz.

 

Bu arada ulusal kanallarda ki tuhaflık devam ediyor ve aynı bantlar sürekli tekrarlanıp duruyordu.

Bir yandan borsada ki gelişmeleri takip edemediği için kanallara küfür eden patron, bir yandan da ceketini giyiyordu. Uydu yayınlarına bakmayı son anda akıl etti. Ama orada da durum aynıydı.

Mustafa kendisine söyleneni yapmış, arabayı hazırlamış ve başında bekliyordu. Patronu gelip arabaya bindi ve yola çıktılar. İlk başlarda şehirlerarası yolda hiç trafik olmaması dikkatlerini çekmedi. Çünkü patron fabrika müdürüne atacağı fırçayı düşünüyor. Mustafa’da böyle soğuk bir günde yola çıkmaktan rahatsız, patronuna duyurmamak için sessizce homurdanıyordu.

Gerçekle ilk yüzleşmeleri bir dinlenme tesisinde gerçekleşti.

 

“ Hasan’ın yerinde dur da birer çay içelim “ dedi patron. Biraz sakinleşmeye ihtiyacı vardı.

Hasan’ın yerinde ne Hasan’ı ne de başka bir insanı bulamadılar. Konaklama tesisinde hiç kimse yoktu. İçlerinde filizlenen belli belirsiz bir korkuyla içeri girdiler. Masalar boştu. Masa üstlerinde yarısı yenmiş yemekler tabaklar da, yarısı içilmiş çaylar bardaklar da onlara bakıyor ve sanki canlılarmış gibi onlara bir şeyler fısıldamaya çalışıyordu. Ya da onlara öyle gelmişti. İçgüdüsel olarak ilk tepkileri her yere bakmak oldu. Telaşla mutfağa girdiler, ocaklar yanıyor, çaylar kaynıyor, yemekler pişiyor ama ocakları yakanlar ortada görünmüyordu.

Ne yapacaklarını bilmeden bir süre öylece beklediler.

“Evet “ dedi. Patron “ Birer çay içelim.” Kendilerine birer çay yaptılar, ocakları kapattılar.

Mustafa “ İnsanlar nereye gitti acaba” diye sordu. Patron cevap vermedi çünkü insanların nereye gittiklerini bilmiyordu.

Çay tazeydi ve güzeldi. Burada her ne olmuşsa kısa bir süre önce ve aniden olmuştu.

Patron aklına gelenlerden son derece rahatsız bir şekilde “ Haydi fabrikaya gidelim” dedi ve dinlenme tesisinden ayrıldılar. Bu sefer yolda hiç araç olmadığını hemen fark ettiler. Ama bunu konuşmaya cesaret edemediler. Mustafa çok hızlı gittiğinin farkına vararak biraz yavaşladı. Bu sırada Suluova çevre yolundan geçtiler. Hiç kimse yoktu. Tek bir insan bile.

Panik bir kere başladı mı onu durdurmak son derece zordur, derler. Mustafa aracın sınırlarını zorlayarak son sürat gitmeye başladı. Patronu hiç ses çıkartmadı. Normal bir zamanda olsa kıyameti koparırdı ama hiç sesini çıkartmadı. Çünkü o da biran önce Merzifon’ a ulaşmak ve neler olduğunu görmek istiyordu.

Çok geçmeden Merzifon’a ulaştılar. Burada da tek bir insan yoktu. Hiç kimse, hepsi yok olmuştu. Fabrikaya vardılar. Bahçeye girdiler, sabah Amasya’ya gelmesi gereken sipariş kamyonları oradaydı.

Ama şoförleri yoktu. Doğal olarak onlar da kendi kendilerine Amasya’ya gelememişlerdi.

Patron bundan fazlasını kaldıramayacağını anladı ve fabrikadan içeri girmedi. Çünkü orada göreceği şeyi biliyordu.

Sesindeki titremeyi gizleyemedi. “ Mustafa Amasya’ya dönelim” dedi. Mustafa “ Hemen gidelim buradan” diye cevapladı ve hiç konuşmadan son sürat Amasya’ya döndüler.” Valiliğe gidelim” dedi patron ve gittiler. Valiliğin önü ana baba günüydü, her kafadan bir ses çıkıyordu, Ama bu karmaşadan hiç rahatsız olmadılar, insanları görünce çok rahatlamışlardı çünkü.

      Amasya Valisi, herhalde güne başlarken böyle bir sorunla karşılaşmayı beklemiyordu. Öğleden sonra olmalıydı. Saate baktı, evet öğleden sonraydı. Aklı bu seçeneği şiddetle reddetse de anladığı kadarıyla Amasya il merkezindekiler hariç yakın yerleşim merkezlerindeki insanlar yok olmuştu. Evet, hepsi yok olmuşlardı, hem de hiç bir iz bırakmadan. Kimse buna mantıklı bir açıklama getiremiyordu. Daha kötüsü tüm Türkiye’ de bunun yaşanmış olması olasılığı vardı. Her yeri telefonla aratmıştı. Hiç birinden cevap alamamışlardı. En kötüsünü aklına bile getirmek istemiyordu. Ya yurt dışında da kimse kalmamışsa, ya tüm insanlık Amasya halkı hariç hepsi yok olmuşsa. Bildiği birkaç yurt dışı numarayı da aratmış onlardan da cevap alamamıştı. Başı şiddetle zonkladı ve telefon önünde olmasına rağmen yanındaki görevliye sordu.

” Gönderdiğimiz adam Ankara’ya ulaşmadı mı daha “

Vali akıllı bir adamdı. Belirtiler sıklaşmaya başlayınca Amasya’da ki en hızlı arabaya el koymuş ve Ankara’ya yollamıştı. Adamları yolun yarısında olmalıydı. Gideli iki saat olmuştu ve geçtiği tüm yerleşim merkezlerinde hiç kimseyi görmediğini bildirmişti.

“ Hayır, efendim, en iyi ihtimalle saat dörtte orada olur. Tabii aşırı hızdan kaza yapmazsa “

“ Umarım yapmaz “ diye karşılık verdi vali

“ Çünkü yaparsa, korkarım kendisine yardım edecek kimse olmayacak “

“ Derhal piyade tugayına ve emniyet müdürlüğüne haber verin, şehrin giriş çıkışlarında ve şehir içinde emniyet tedbirleri alsınlar. ” dedi Vali. “ Gerektiğinde zor kullanılacak “

Kendini iyi hissetmiyordu ve telefonun yanındaki koltuğuna oturup gözü telefonda düşünmeye başladı. Ne yapması gerektiğini düşünüyordu, Dünya da bizden başka kimse kalmamış, bunu kim yapmış olabilir veya ne yapmış olabilirdi. Bilmiyordu.  Çıldırmamak için başka şeyler düşünmeye çalıştı. Amasya’da yetmiş beş binden fazla insan yaşıyordu. Bunlar nasıl beslenecekti. Sonumuz ne olacak diye düşünürken, dışarıdan gelen silah sesleri ile irkilerek yerinden kalktı. Yardımcısı;

“ Görevliler düzeni sağlamak için havaya ateş açmak zorunda kaldılar “ dedi.

        Kulağının dibinde patlayan tüfeklerin sağır edici sesi,  Amasya’ya kültür turisti olarak gelmiş olan Köln Üniversitesi felsefe profesörlerinden Dr. Brüser’in, fakültenin sessizliğine alışmış kulaklarında çınlamaya devam ediyordu.

       Amasya’yı ilk defa Solingen’de yakılan Türklerle ilgili gazete haberlerinde görmüştü. Yakılan Türkler Amasyalıydı. Yakılan çocukların annesinin gösterdiği olgunluk dikkatini çekmiş ve bu insanları incelemek için Amasya’ya gelmişti ve rehberi kendisine dünya üzerinde kendilerinden başka insan kalmamış olabileceğini söylüyordu.

        Neler olduğunu anlamak için onlar da valiliğe gitmişlerdi. Fakat söylentilerden fazlasını öğrenemediler. Kontrolden çıkan insanlar valilikten içeri girmeye çalışınca askerler havaya ateş açtılar.

      Hala aldığı haberin şokunda olan profesör, askerler ateş açınca hızla oradan uzaklaştı. Panik diye düşündü. Şu an paniğe kapılmış durumdayım. Bunu sahip olduğum hiçbir teorik bilgiyle açıklayamam.

Bütün bu olanlar gerçek. Sonra gülmeye başladı, insan kolayca çıldırabilir dedi kendi kendine, yeter ki gerekli şartlar oluşsun. Bütün insanlar yok olmuşsa bütün Naziler de yok olmuştu. Aşağılık Naziler, tüm dünya Türklere kaldı işte. Rehberinin kendisini sarsmasıyla kendine gelir gibi oldu ve bağırdığını fark etti. Kendini topladı.

        “ Bütün dünya size kaldı, olanları anlıyor musun, bütün dünya “

        “ Bu dünya için iyi bir şey değil “ dedi rehberi ve ekledi “ ama bundan emin değilim ”

Sonra profesöre 

         “ Doktor buradan gidelim, her ne olmuşsa olmuş, işler daha da karışınca ortada olmasak iyi olur “dedi.

 

Profesör o anda, rehberinin gerçek bir rehber olmadığını anladı. Bu profesyonel bir tavırdı ve ancak polisler böyle davranırlardı.

      “ Sen rehber değilsin, değil mi “ diye sordu.

    

      “ Evet değilim, ama bunun bir önemi kalmadı, benim evime gidelim. “ dedi sahte rehber.

     “ Oteline göre daha korunaklıdır “

Yarım saat sonra rehberin evindeydiler. Rehber kapıları sıkıca kilitledi.

 

     “ Neden peşime bir polis taktılar, ben sadece bir öğretim görevlisiyim “ dedi.

   

     “ Tedbirli olmak her zaman faydalıdır “

Profesör kafasına takılan şeyi sordu.

    “ Dünyanın Türklere kalması sence neden iyi bir şey değil. “

   “ Bir kere Amasya İl merkezinde nükleer silah ve füze teknolojisinden anlayan birileri olduğunu zannetmiyorum. Bu nedenle; çok kötü oldu. Füzeler silolarda çürüyecek. Füzelerin yapacağı işi başka bir şey yaptı zaten.”

   Dışarıdan, zaman, zaman gürültüler ve silah sesleri geliyordu. Akşam olmak üzereydi, hava kararınca anarşi daha da artacaktı kuşkusuz. Yarın doğacak günü görebilecekler miydi?

  Şarkı sözlerindeki gibi, bunu hak etmek ne yaptık, dedi profesör…

yorumlar

Toplam 1 yorum


centurion | 13 Ağustos 2007 23:49 | şikayet

Kendi yazdığım bir bilim kurgu öyküdür.. Son kısmı çok iyi değil, beni de tatmin etmedi. Fakat tıkandım yazamadım. Öylece ekledim. Aslında anlaşılmayacak bir şey yok. Bir sabah kalkmış bakmışsın ki senin yaşadığın yer hariç bütün dünyada ki insanlar yok olmuş. Geride kalan insanlar ne hisseder onu irdelemek istemiştim..


yorum eklemek ister misiniz?
Yorum ekleyebilmek için üye olmalısınız, üyeyseniz giriş yapmalısınız.

reklamlar

blog etiketlerim

-

Destekliyoruz:  nedir ne demek,  türkçe dil araçları

biz kimiz? | yasal bilgiler | beni oku | iletişim 2006-2007 © alanturka.com 10.0.581