hakkımda
"İlim TEK BİR nokta idi, cahiller çoğalttı.
| yaşı: |
26 |
|
yaşadığı yer: |
kırklareli
|
| son görülme: |
04-07-2008 |
34 kişi tutmuş.
Ziyaretçi defteri
http://www.ahmedbaki.com/turkce/
|
İlim Okyanusu
http://www.okyanusum.com/
|
Yazar ve düşünür
http://www.ahmedhulusi.org/
|
|
Hz. Muhammed Neyi OKUdu?
En çok sevdiğimiz şey tartışmak; en sevmediğimiz şey de tartıştığımız şeyin aslını araştırmaktır!.. Yaptığımız tartışmaların pek çoğu kulaktan dolma, duyuma dayanan verilere dayanır.. Sözlerimizin, düşüncelerimizin ne dereceye kadar mantıklı ve makûl olduğunu hatıra bile getirmeyiz!.
Bugün gerçeğini hiç düşünüp araştırmadığımız bir konuya dikkatinizi çekmeye çalışacağım...
Hazreti Muhammed Aleyhisselâm okuma-yazma biliyor muydu?
Hazreti Muhammed Aleyhisselâm neyi "OKU"du?
Yüzyıllardır insanlar ikiye bölünmüş tartışıyorlar; acaba Hazreti Muhammed Aleyhisselâm okuma-yazma biliyor muydu, yoksa bilmiyor muydu?
Kimi diyor, O okuma-yazma bilmiyordu "Ümmî"ydi!... Kimi de diyor, biliyordu; "Ümmî"nin anlamı başkadır!..
Bir an durun ve hatırlayın o ana ait bilgileri!..
"OKU" hitabı geldiğinde, Hazreti Muhammed aleyhisselâmın eline yazılı bir metin verilmiş miydi?
Elbette ki hayır!.. Allah Rasûlü’nün eline verilmiş yazılı bir metin yoktu!..
Peki, yazılı bir metin eline verilmediğine göre, o kişinin okuyup-yazma bilip bilmemesini tartışmanın âlemi var mıdır?..
Bundan sonra dikkatimizi çekmesi gereken önemli ikinci bir nokta daha vardır..
Eline yazılı bir metin verilmediğine göre; "OKU" uyarısıyla Allah Rasûlü Muhammed Aleyhisselâm’ın neyi "OKU"ması istenmişti acaba?..
"Hz. Muhammed neyi OKUDU" isimli kitabımızı yazmamıza sebep olan bu konuyu çok özetle biraz inceleyelim isterseniz..
"OKUMAK" kelime olarak iki anlam taşır.. Birincisi, "bakmaya" dayalı bir biçimde baktığı şeyin ne olduğunu anlamak.. İkincisi, "görmeye" dayalı bir biçimde baktığı şeyi "değerlendirmek"!..
"Bakmak" ayrı şeydir; "görmek" ayrı şeydir!..
Herkes "bakar", ama bazıları "görür"!.. "Basar", bakar; "basiret" görür!.. Yani "görmek"ten murad gördüğünün anlamını çözüp onu değerlendirmektir..
Bir şeyi dinleyebilirsiniz, ama o dinlediğiniz şeyi anlayıp değerlendirebilmek güçlü bir akıl, mantık ve muhakeme kuvveti ister.. Bunun gibi, baktığını görmek de ayrı bir özelliktir!.
İşte "okumak" da bir anlamıyla baktığın yazılı metini deşifre etmek, çözmek anlamına geldiği gibi; bir diğer anlamıyla da baktığını görmek; güçlü bir mantık, muhakeme ile ondan yeni anlamlar çıkartmak suretiyle o şeyi değerlendirmek anlamını taşır..
Konumuz yazılı bir metni "okumak" olmadığına göre; Hazreti Muhammed'e yapılan "OKU" hitabının anlamını acaba nasıl değerlendireceğiz?.
Konuyu bir misâlle açıklamaya çalışalım.. Maç spikerleri veya spor eleştirmenleri çoklukla teknik direktörleri değerlendirirken şu husus üzerinde dururlar.. "Basiretsiz teknik adam maçı okuyamıyor"!.. Ya da, "maçın birinci devresini çok iyi okudu, buna göre verdiği taktikle takım ikinci devre çok iyi oynadı"!..
Demek ki, "OKUMAK", yazılı bir metni çözmenin ötesinde, bir diğer anlamıyla, seyrettiğimiz şeyin nereden, neden, nasıl gelip, hangi hedefe yönelik akış içinde olduğunu kavramaktır!.
Yani, "OKU" hitabıyla, Allah Rasûlü olarak Hazreti Muhammed Aleyhisselâm’ın, Allah'ın yaratmış olduğu düzeni, SİSTEMİ OKUMASI istenmiştir!..
"OKU" hitabının muhatabını iki şıktan biri olarak değerlendirmek zorundayız!.
"OKU" istemi ya özel olarak yalnızca Hazreti Muhammed Aleyhisselâm’a aittir, genel olarak bizi hiç ilgilendirmez; "Oku"mak gibi bir mükellefiyetimiz yoktur!.. Bu durumda, gerek Kur'ân-ı Kerîm’in ve gerekse Allah Rasûlü’nün ne dediğini anlamaya kavramaya çalışmak gereksizdir!.. Bize düşen körü körüne, beyinsizce, eğitilmiş bir mahlûk gibi sadece denilenleri yapmaktır!..
Ya da...
"OKU" istemi Hazreti Muhammed Aleyhisselam’ın şahsında, tüm ümmetine yapılan bir hitaptır; Hazreti Muhammed'e inanan herkesin "OKUMASI" istenmektedir!.
Bu takdirde de, tüm inananlar, Allah'ın yaratmış olduğu YAŞAM SİSTEMİNİ, ALLAH DÜZENİNİ "OKUMAKLA" görevlidirler!..
Bu hususu çok iyi düşünmeli ve anlamalıyız!
"OKUNMASI" istenilen "SİSTEM" nedir?...
|
İbadetler niçin TEKLİF edilmiştir?
Hemen hepimizin küçük yaşlardan duyduğu şu klişe ifade güçlü bir şekilde beyinlerimizde yer etmiştir:
\"ALLAH`ın senin ibadetlerine ihtiyacı yoktur!. Her ne yaparsan kendin için yapmak zorundasın!..\"
Şu çok basit ifade, gerçekte, çok muazzam bir gerçeğin; \"İslam Dini\"nin açıkladığı Allah`ın yaratış SİSTEM ve DÜZENİNİN, en basite indirgenerek anlayışımıza yansıtılmak isteniş formülüdür!.. Ne var ki, maâlesef biz bu gerçeği hiç bir zaman farketmemişizdir!.
Allah`ın bizim ibadetimize ihtiyacı yoksa, niçin ibadet etmeliyiz?...ibadete neden ihtiyacımız var?.. Niçin namaz, oruç, hac ve diğerleri?...
İnanın, bütün insanlar için, en âcil olarak farkedilmesi zorunlu konu budur!.
Biz, yanlış bir bilgilenme sonucu olarak, sanıyoruz ki bütün bu çalışmaları, yukarıda ötelerde bir yerde oturmakta olan TANRI`nın gönlünü hoş edip, onun rızasını kazanıp, bizi cennnetine sokması, ya da kafası kızıp cehennemine atmaması için yapmalıyız!!!.
Oysa, ne ötelerde bir yerde oturup, bizi sınayan ve sonunda da hoşuna gitmezsek cehennemine atacak olan Tanrı var; ne de kandırabilirsek cennetine sokacak ilâh!.
Düşünün ki İslam adına ilk bize öğretilen şey Kelime-i TEVHİD`dir; ve üzücüdür ki onun gerçek anlamının dahi farkında değiliz!.
\"Lâ ilâhe illallah\" sözünü \"Allah`tan başka tapılacak tanrı yoktur\" diye derinliğine ve sonuçları düşünülmeden çevrildiği için, \"Allah`ın tapılacak tek tanrı\" olduğunu varsayıyoruz..
Oysa Kelime-i Tevhid`in gerçek anlamı şudur:
\"Tanrı yoktur sadece Allah vardır\"!.
Yani, Hz. Muhammed Aleyhisselâm biz şu gerçeği farkettirmeye çalışmıştır:
Tapınılacak ve birşeyler umulacak bir tanrı kavramı geçerli değildir; sadece Allah vardır!.
İşte gelmiş geçmiş bütün tasavvuf ehli kişiler, bu gerçekten yola çıkarak o yüce mertebelere ermişlerdir. Mevlâna Celâleddin`den Hacı Bektaş Velî`ye,imam Caferi Sâdık`tan Abdülkâdir Geylanî`ye kadar!..
Hakikat erenleri, Allah`ı ötelerinde bir tanrı sanma gafletinden kurtulmuşlar; her şeyin Allah`ın takdiriyle kendi esmâsından meydana gelmiş olduğunu farketmişler; yaradılmışa sevgi ve hizmetin Yaratana olduğunu hissederek yaşamışlardır!. Halka hizmetin Hakka hizmet olması da bu mânâ yönündendir.
Allah, her şeyi, takdiriyle, kendi esmâsından yarattığına göre; yaşadığımız âlemdeki tüm doğa düzeni ve kanunlar gerçekte “Allah düzeni ve sistemi”dir!.
Öyle ise farketmeliyiz ki, ne kadar içinde yaşadığımız sistemi ve düzeni anlayabilirsek, o oranda Allah nizâmını tanımış oluruz.
Allah, ezelde, içinde yaşamakta olduğumuz bu sistemi ve düzeni yaratmış, şartlarını oluşturmuş; bundan sonra da bize Nebi ve Rasûlleri aracılığı ile neler yaparsak nelerle karşılaşacağımız hakkında bilgi eriştirmiştir!.
Bizim için bugün iki yol vardır önümüzde, gelecekte pişmanlık duymamak için;
1.Allah Rasûlü’nün neler getirdiğini, niye bunları getirdiğini çok iyi anlayarak yaşamımıza buna göre yön vermek... Ya da...
2.Allah Rasûlü’nün dediklerinin hikmetini hiç anlamadan, körü körüne, uygulayarak kendimizi yarına hazırlamak.
Evet, farketmeliyiz ki, \"İslâm Dini\"nde ibadet adı verilen çalışmalar, ötedeki bir tanrıya yaranmak amacıyla teklif edilmemiş olup; tamamiyle Allah'ın yaratmış olduğu bu sistemin işleyişi dolayısıyla öngörülmüş çalışmalardır..
Alınan gıdalar nasıl vücudun ihtiyacını karşılama amacına dönükse, bir tanrının hoşuna gitmek gayesine yönelik değilse; tesbitlerimize göre ibadet adı verilen çalışmalar da aynı şekilde, beyin kapasitesinin gelişmesi, ruhun güçlenmesi ve kişinin ölümötesi yaşama hazırlanması amacına dönüktür!. Ya bu çalışmalarla kendinizi ölümötesi yaşam koşullarına hazırlarsınız; ya da ne gerekçeyle olursa olsun bunu ihmal eder, sonuçlarına katlanırsınız!
\"TANRI ve tanrılık anlayışının geçersiz olduğunu farketmek inanın ki yaşamımızın en önemli gerçeğidir!.
* * *
|
yorumlar (39)
gitarvemavi | 26 Mayıs 2008 03:43 |
şikayet
Merhabalar hoşbulduk...Aydınlık günler dileğiyle...
muratt | 14 Mayıs 2008 22:55 |
şikayet
merhaba sizede..kusura bakmayın mesajı şimdi gördüm.özür..
nasılsınız?
devrim25 | 15 Mart 2008 15:14 |
şikayet
Dostluğun kolları birbirimizi dünyanın bir ucundan bir ucuna kucaklayabilecek kadar uzundur
bence dogru
sen kırklarelındesın bende erzurum
tam turkıyenın bır ucun dan bır ucuna :))
djfurkanveozi | 09 Mart 2008 21:21 |
şikayet
siten güzel olmuş benim siteyede beklerım by kolay gelsin herkeze arkadaşlar
yorum eklemek ister misiniz?
Yorum ekleyebilmek için üye olmalısınız, üyeyseniz giriş yapmalısınız.
|