hatice0571

PİŞMANLIK

28 Şubat 2008 15:05 şikayet

kavramlar.jpg (6719 bytes)

 

 PİŞMANLIKXML:NAMESPACE PREFIX = O />

Pişmanlık,  yitirdiklerini geri  getirmeyecektir!

ara.jpg (366 bytes)

Huzurda  pişmanlık  olmaz!.

XML:NAMESPACE PREFIX = U3 />XML:NAMESPACE PREFIX = V />ara.jpg (366 bytes)

KURÂN,

 TEKLİF ETTİĞİ FİKİRLERİ UYGULAMAYANLARIN

KARŞILAŞACAKLARI ŞARTLAR KARŞISINDA

BÜYÜK PİŞMANLIĞA DÜŞECEKLERİNİ BİLDİRİR!

Kur’ân-ı Kerîm, insanlara geleceklerinin huzur ve saadet getirmesi için gerekli olan fikirleri TEKLİF EDER; bunları uygulayanların kazançlı çıkacağını; uygulamayanların da karşılaşacakları şartlar dolayısıyla büyük pişmanlığa düşeceklerini ve bunu asla telâfi edemeyeceklerini bildirerek; yapmaları gerekenleri bildirir... Bundan sonra ne bir ferdin, ne de devletin kişi üzerinde bunları uygulama konusunda ZORLAMA yetkisi yoktur, “İslâm Dini’nin RÛHU”na göre... Çünkü herkes, kendi aklı ve mantığıyla bu teklifleri değerlendirecek; dilediğini, kimsenin baskı ve zoru olmadan yapacak; sonucuna da katlanacaktır!.

Gâfillerin veya câhillerin “Kur’ân-ı Kerîm'in RÛHU”nu okuyamamaktan dolayı edinmiş oldukları yanlış kanaâtler, İslâm Dini’ni bağlamaz!.

Kur’ân-ı Kerîm'i “OKU”yamayanların yanlış yorumlarına kapılıp, İslâm’dan ve Kurân'dan mahrum kalmanın mâzereti olmaz!.

Ölümötesi yaşamda mâzeret kavramı geçersizdir!. Kişi yalnızca otomatik olarak dünyada yaptıklarının sonuçlarını yaşar. Bu yüzdendir ki tanıtmak veya her FERD, Kur’ân-ı “OKU”mak ve İslâm Dini’ni bizâtihi öğrenmekle mükelleftir, kendi geleceği açısından; yanlışları hakkında, "çevremdeki müslümanlar böyle yapıyorlardı." mâzereti asla geçerli değildir; Dini, müslümanlara bakarak değil, Kur’ân ‘a bakarak öğrenmek herkes için farzdır... Bunu yapmayan sonuçlarına âhirette katlanır!.

Öyle ise, artık farketmeliyiz ki...

Kadın-erkek tüm inananlara “Halife” olarak yaratılmış bulunduklarını farkettirmek ve gereğini yaşatmak için; ölümötesi yaşam şartlarını bildirip, ölümötesi yaşamın güzelliklerinin elde edilmesinin öğrenilmesi amacıyla nâzil olmuş bulunan Kur’ân-ı Kerim’i “OKU”mak ve değerlendirmek, kişinin kendisi için yapacağı en yararlı çalışmadır... Dileyen bunu yapar, semeresini elde eder; dileyen de önemsemez ve sonuçlarına âhirette katlanır!.

ara.jpg (366 bytes)

KURÂN,XML:NAMESPACE PREFIX = U1 />

ATALARININ SAPIK DİN ANLAYIŞINA UYMANIN

İNSANI BÜYÜK PİŞMANLIKLARA SEVKEDECEĞİNİ

DEFALARCA TEKRARLAMIYOR MU?

Hâlâ, “oku”nası bir sistemin karşısında olup; OKU”man ve gereğini yaşaman zorunluluğunu, farketmeyecek misin?

Galaksinin ya da evrenin bir ucundan, ferman yollayıp buradaki postacısına, onunla hükümlerini tebliğ eden; komutlarını tutanı görünmeyen uçan dairelerle Cehennem'e uğratmadan Cennet'ine yollayıp; emirlerini tutmayanları da Cehennem'ine sevkedecek olan Tanrı ve zevkleri varsayımına daha ne kadar şuursuzca inanıp bağlanacaksın?

Atalarının sapık din anlayışına uymanın, insanı ne kadar büyük pişmanlıklara sevkedeceği, defalarca tekrarlanmıyor mu Kur’ân-ı Kerîmde?

Kur’ân meâlleri, o meâli yazanın, okuduğundan anladığı kadarıdır!. Kur’ân değil!.

Yazdığım yazıların pekçok cümlesinde, en azından iki mânâ mevcut olduğu halde; üstelik pekçok cümlesi de daha fazla anlam ihtivâ ettiğinden, yabancı dile çevirisi, hiç bir zaman Türkçe’de içerdiklerini içermediği halde; nasıl olur da, Allah vahyi olarak Rasûlü’nden açığa çıkan cümleler, okuyanın anlayabildiği kadarıyla ve tek bir anlamla kayıtlanmış hâliyle,Kur’ân” diye kabul edilebilir?… Ve dahi bu çeviriyle, kulluk edilir?

Arapça olmayan Kur’ân ile tapınılır!.

Arapça olan Kur’ân ile kulluk edilir…

Aradaki farkı anlayamayan anlayışı sınırlılar ile anlayışı kıtlara yeniden ortaokula başlamaları tavsiye edilir!.

Asıl işâreti anlamayanlar, çevirilerde, o derinliği vermeyen kelimelerle, Kur’ân-ı Kerîm’in farkettirmek istediklerini, bilerek veya bilmiyerek örtmüşlerdir maalesef, günümüze kadar uzanan şekliyle…

Farsça olan “namaz” değil; Kur’ân-ı Kerîm’deki kullanımıyla:salât”!

Farsça olan “Namaz” kelimesi “salât”ın vermek istediklerini içermez!

O yüzden de “kılınır” olmuştur! "Ötedekine bir tür tapınma" anlamınadır namaz!

Namaz kılanların(!) çoğunluğu da, esas amacın farkında olmadığından Tanrıya tapınır!

“Salât”, yönelerek amacına ulaşmaktır! “ALLAH Adıyla İşaret Edilen”e olur!

Allah’a yönelişin sonunda ancak, müminin mirâcı olan salât gerçekleşir!.

Allah Rasûlü,namaz”ı değil, salât”ı tavsiye etmiş; Kur’ân, namazı değil, “salât”ı teklif etmiştir!.

Amaç, Tanrının huzurunda başını toprağa koyarak onu şereflendirmek(!) değil…

Özünde de bulunan Allah’a yönelerek, secde ile, indinde hiçliğini yaşamaktır…

Birincisi tapınmadır, namazdır; ikincisi kulluk ve salât!. Birincisi ötendeki Tanrıya dır; ikincisi hakikatın dahi olan Allah’a… Yani, birincisi ötendekinedir; ikincisi hakikâtine!

Lâ ilâhe”yi anlamamış olanların, “illallah”ı kavrayıp; Allah’a, Allah Rasûlüne, vahiy olan Kur’ân 'a iman etmeleri çok zor olup; Allah’ın, kendi Esmâsıyla yarattığı sistem ve düzene uyan-uymayan sorunu ile karşı karşıya olduklarını farketmelerine bile imkân yoktur!.

Artık lûtfen farkedin ki, tüm sorunların kökeninde, yok olduğu açıklanan “tanrı-tanrılık” kavramı ile “ALLAH Adıyla İşaret Edilen”in kendi Esmâsıyla var kıldığı “Sistem ve Düzen” arasındaki farkın, farkedilmemesi yatmaktadır!.

Sorunlarımızın hepsi, bu temeldeki farkı kavrayamamaktan kaynaklanmaktadır!.

Hücrelerimize kadar işlemiş genetik veri tabanlı tanrı varkabûlünden arınıp; “ALLAH Adıyla İşaret Edilen”in, hiç değilse, tanrı olmadığını bile anlayamamaktan ileri geliyor bu!.

Ne olduğunu anlayamıyoruz; bâri ne olmadığını kavrayabilsek!.

ALLAH Adıyla İşaret Edilen”in tanrı olmadığını idrâk edemediğimiz içindir ki, “Peygamber” düşünüyoruz; yukarıdaki tanrıdan mesaj alan!. Hiç anlayamıyoruz “Allah”ın "peygamber"i değil, Rasûllüğü”nün ne olabileceğini!.

Yine aynı yüzden anlayamıyoruz; Kur’ân-ı Kerîm‘de bize teklif edilen hususların, uygulamamız hâlinde hangi mekanizmayı devreye sokup, bize neler kazandıracağını; ya da uygulamamamız hâlinde hangi sebeple nelerden mahrûm kalacağımızı!..

Kolayımıza da geliyor, ötede var, sandığımızın üstüne yükleyivermek! O yaptı!!!…

Anlama özürlülerinin “göktanrı” kavramına dayalı “meâl”leri yerine ne zaman “OKU”yacaksınız “orijini”?

ara.jpg (366 bytes)

 

KURÂN’I “RUHU”YLA “OKU”YUP DEĞERLENDİREMEYENLERİN

ÖLÜMÖTESİNDE VAHİM PİŞMANLIKLAR YAŞAYACAKLARINI

NASIL ANLATABİLİRİM?

Nasıl anlatabilirim, şefâatin, ilim olduğunu? Şefâatin ulaşmasının, ilmin ulaşması olduğunu! Şefaate nâil olmanın ilmi değerlendirmek olduğunu! Şefâati tepmenin, ilmin gereklerini uygulamamak olduğunu!

VELÎlik şefaâtinin-ilminin getirisini günlük yaşamında dünyada değerlendiremeyene, ölümötesinde, o kişiyi tanımanın hiçbir yararı olmayacağını; bal sevenin, bal yemedikçe, yararına eremeyeceği gerçeğini fark etmek mecbûriyetinde olduğumuzu, nasıl anlatabilirim?

Hangi asırda Dünyaya gelirse gelsin, o insanı geleceğe dönük geliştirmek için nâzil olan Kur’ân 'ın, insanları geçmişte bloke etmek için gelmediğini; aksine, geri gidilmez sınırlar koyup, bu haklar üzerinde ilerlemeyi tavsiye eden bir RÛHU olduğunu nasıl anlatabilirim?. Bu Kur’ânRUHU”YLA yaşamanın, Kur’ân'ı değiştirmek olmadığını; bu anlayışı kıtlara nasıl anlatabilirim?

Nasıl anlatabilirim, ALLAH Adıyla İşaret Edilen”e îmânları olmayanların, bu davranışlarının sonuçta kendilerini ve kendilerindeki kuvvetleri inkâr etmek olduğunu; bu yüzden, cennet boyutuna geçemeyeceklerini!...

İslâm Din’ine uymayanların, yaşadıkları “Sistem ve Düzen”e ters düşmek sorunuyla yüz yüze olduklarını; bunun pahasını ölümötesinde çok ağır ödeyeceklerini, nasıl farkettirebilirim?

Kur’ân-ıRUHU”yla “OKU”yup değerlendiremeyenlerin, ölümötesinde vahim pişmanlıklar yaşayacaklarını; Kurân‘ın lafzında kalmanın çok büyük faturalar getireceğini nasıl açıklayabilirim?

İNSAN” olanın, “Halife” olduğunu farkedip gereğini yaşamak isteyenin, her konuda, her zaman, önyargısız, objektif ve kapsamlı-derinlikli düşünce sistemiyle karşısındakine yaklaşıp, olayları da Allah ahlâkıyla değerlendirmek zorunda olduğunu, nasıl anlatmalıyım?

İnsanın, en âcil ele alınması gereken sorununun, içinde yaşadığı toplumun şartlandırmalarından arınmak ve her olayı evrensel bakışla değerlendirip; gereğini yaşamak olduğunu, nasıl anlatmalıyım?

Yaşadığınız zamanın ve ortamın şartlarıyla kendinizi kayıtlayarak, o toplumun kölesi olmak yerine; özgür düşünen bir birey olarak yaşamı değerlendirmeniz gerektiğini nasıl fark ettirebilirim?...

ara.jpg (366 bytes)

“ALLAH İÇİN” OLMAYAN BERABERLİKLER

ER GEÇ SON BULACAK VE KİŞİ

BU BERABERLİĞİNDEN DOLAYI PİŞMAN OLACAKTIR!

İmanlıyım” demek bunun sonuçlarını yaşamak demektir!..

İman, getirisi olan fiilleri ortaya koyup, o fiillerin getirisini yaşamak içindir!.

İmanın gereği olan fiilleri uygulamadan; imanın getirisi olan bakış açısını edinmeden yaşamıyorsan; bil ki yalnızca kendini aldatıyorsun!.

Çevrendekileri aldatman sana yarın hiç bir yarar sağlamayacaktır!.

Yaptıkların, niyetinin “Allah için” “fiysebilillah” olup olmadığının göstergesidir!.

Allah için” olmayan beraberlikler er-geç son bulacak ve kişi bu beraberliğinden dolayı pişman olacaktır!.

Allah için = fiysebilillah” ne demektir?

Özündekini yaşamanın ve gereklerini ortaya koymanın yaşanmasıdır!…

Allah ahlâkıyla yaşayıp, Allah bakışı ve değerlendirmesiyle, yakınındakini-uzağındakini ve dahi tüm yaratılmışları değerlendirmek demektir!.

Karşındakini Allah’a erdirmek ve böylece Allah rızasının onda açığa çıkması için tüm varlığınla çaba göstermek demektir!.

“Allah için beraberlik” demek, bu amacı paylaşan “bir aradalık” demektir!.

Kişinin özündeki Allah’tan ve bunun sonuçlarını yaşamaktan “gâfil” olması, onun “gazâba uğramış olması” demektir!.

Gelecekte beklenen ateş ya da işkence beklentilerini “gazâb” sanarak; insanın yaşadığı andaki “gazâb”tan gafleti ise, “Allah gazâbına uğramış olmasının” açık yaşantısıdır!.

Allah gazâbına dûçar olmuş” kişi, özündeki Allah’ı tanıyamamış ve bunun gereğini hâlâ yaşayamamakta olan insandır!.

Bunu idrâk edememek de gazâba uğramışlığın bir başka belirtisidir!.

Evet, bu anlamlar doğrultusunda, yukarıda mânâlarını nakletmeye çalıştığım Âyetleri tekrar okuyup anlamaya çalışırsak…

Ne gerekçeyle olursa olsun, ne pahasına olursa olsun, Allah için yaşamanın zorunluluğunun “iman”ın gereği ve sonucu olduğunu farkederiz!… “İman” bize nasip olmuş ise!…

Bu takdirde, en yakınımızdan en uzağımızdakine kadar, ikiyüzlülüğü bırakıp, inandığımız gerçekleri konuşur, Hakk'ı tavsiye eder, sonuçlarına da sabrederiz… Yapamayacaklarımızı söylemekten kaçınır, söylediğimizi de yaparız! Bugünü çevremizdekilerle hoş geçirmek uğruna imanımızı satmaz; yarını riske sokmayız!.

Duygusal veya bedensel zevkler uğruna, bizi tatmin edenleri Rab edinmeyip; “Allah”a imanın gereğini yaşarız!.

Allah indinde olan, eğlenceden de, ticaretten de daha hayırlıdır” (62-11)

Âyeti bize önemli bir uyarıdır “salât”ın ne olduğunu idrâk etmiş isek!

“Allah Rasûllüğünün” ve “Allah Rasûlü'nün yolunda yürümenin” ne demek olduğunu hâlâ anlayamamışsak, elbetteki bu yazdıklarımın hiç bir faydası da görülmeyecektir!.

Nasibi olan bunları okur ve, “bu da Allah’tandır” deyip hitâb edeni görür ve gereğini yaşamaya çalışır; nasibi olmayan da “Hulûsi bu defa da bunları döktürmüş” der; kurunup yolunda devam eder!.

Allah, “kendisine iman eden” ve “imanın gereği amelleri”, ortaya koyabilenlerden eylesin bizi!.

ara.jpg (366 bytes)

İNSAN İDRAKININ ALMADIĞI YERDE

ALLAH RASÛLÜ’NE İMAN ETMELİ Kİ

GELECEKTE PİŞMAN OLMASIN!

Olayların geliş çizgisini devam ettirerek gidiş doğrultusuna bakarsak, gerek Türkiye ve gerekse Dünyadaki bir çok ülke boyutlarında 2000’li yılllar zorlu günler ihtiva ediyor kanâatine varırız. Eğer bu kanı gerçek ise, bu zor günlere dayanabilmek için insanlara en gerekli şey; sabır, kanâat, şükür ve elindekileri imkânlarını olabildiğince çevresindekilerle paylaşmak olmalıdır.

İnsan, “beden” adını verdiğimiz aracı geçici bir süre için dünya ortamında kullanarak, belirli özellikler kazanmak amacıyla, dünyada var ise...

İnsan, olayları ve gelişmeleri bu açıdan değerlendirmeli; ebedi yaşam boyutuna göre davranışlarını düzenlemeli; idrâkının almadığı yerde, Allah Rasûlü’ne ve bildirdiklerine iman ederek, davranışlarını O’na göre düzenlemelidir ki; gelecekte pişman olmasın!.

ara.jpg (366 bytes)

ALLAH RASÛLÜ’NÜN GETİRDİĞİ İLMİ DEĞERLENDİREN,

ASLA PİŞMAN OLMAZ!

İnsanların bedenine yönelen, birgün mutlaka o bedenden kesilecek ve yalnız başına kalacaktır.. İlme yönelen ise, asla mahrum kalmayacaktır!.

Kişileri örnek alan, o kişinin aklına yatmayan bir davranışı dolayısıyla, bir gün mutlaka önemli bocalamalar geçirir.

Allah Rasûlü’nün getirdiği ilmi değerlendiren ise, asla pişman olmaz; ve o ilmin yolundan hedefine ulaşır.

İlmi değerlendirmeyen ise, gaflet uykusuna ebeden devam eder…

Uyanmak, dünyada mümkün olabilir…

“Mâlik-el mülk, mülkünde dilediği gibi tasarruf etmededir; bunu da başıma musallat eden O’dur”; diyebilirseniz… O zaman, yolda üzerinize havlayarak saldıranla uğraşmaz, Sahibi’ne seslenirsiniz!.

Havl ve kuvvet Allah’ındır!. Sınanma sırasında yapılacak iş, Mülkün sahibine yönelmektir…

Yoğun imtihan ve fitne günlerine ilerliyoruz…

“Ben Allah için varım. O, mülkünde dilediği gibi tasarruf eder, ne dilerse onu yapar”; diyebilirsek, yakın veya uzağımızdakilerden bize isabet edenlere rağmen, sonuçta kazanan biz oluruz.

Yönelişimiz, “Mülkün Sahibi”ne olmaz da, maşasına olursa; seviyemiz de maşanın seviyesi olur!. Kınadığımızla aynı koltuğu paylaşırız!.

“Allah’a firar edin” âyetini dışa değil, içe doğru olarak algılayamazsak; bunun gereğini yerine getiremezsek; hayâlimizdeki tanrının kulu olarak tüm geleceğimiz yangında geçer!.
ara.jpg (366 bytes)

TÜM PİŞMANLIKLAR,

ALT BİLİNCİN DÜRTÜSÜ DOĞRULTUSUNDA ORTAYA KONAN

DAVRANIŞLAR SONUCUDUR!

 “Şeytanımı Müslüman ettim” ifadesinin anlamı, “alt bilincimi evrensel gerçekler doğrultusunda kontrol altına aldım”dır!.

Kişinin çektiği tüm mânevi azap ve ızdırablar, pişmanlıklar hep alt bilincin dürtüsü doğrultusunda ortaya konan davranışlar sonucudur.

İmanın taklidi olmaz; fakat, İslâm Dini’nin gereği olarak teklif edilen fiillerin taklîden yapılması mümkündür.

Aklı olmayanın imanı olmaz!

İman, üst bilincin, evrensel gerçekleri mantıksal bütünlük içinde değerlendirerek Sistem ve düzenin Yaratıcısını kabullenmektir!

Rasûl, bu evrensel gerçeği özünde ve üst bilincinde fark edip; özünden gelen hakikat doğrultusunda insanları uyarandır!.

“Tanrı”yı ötede, galaksinin bir köşesinde kabul eden Göktürk anlayışının uzantıları; melekleri de onun yanından dünyaya gönderilmiş obje veya nesne olarak tahayyül ettiler!.

“ALLAH Adıyla İşaret Edilen”in tek evrensel gerçeğin Yaratanı olduğunu fark edenler ise, O’nun KUDRETİNİN BÖLÜNMEZLİĞİ dolayısıyla, “RÛH” adlı meleğin, tüm yaratılmışların hakikatini oluşturduğunu kavrayarak; bunun da ötesinde, Cebrâil’in uzayda bir yerden gelmediğini idrâk ettiler!.

“Azrâil” ismiyle işaret edilen “kuvve”nin, tüm yaratılmışların varlığındaki bir melekî katman(?) –veya boyut- olduğunu ise pek çokları anlamadan geçip gitti!.

Alt bilinç tarafından üretilen fikirlerin, beyinde belirli hayâl sûretleri oluşturularak üst bilinç tarafından değerlendirildiğini; bu yüzden, insanın, varoluşundan ebede kadar, hep hayâl içinde yaşayacağı gerçeğini ise pek az insan fark etti!.

Sonuçta…

Kimi, alt bilincin çıkarları doğrultusunda ömür tüketirken, bazıları da buna ek olarak imanın lâfıyla kendini avutarak yaşayıp; bu dünyadan zeki bir birim olarak çekip gitti!

Kimi de, üst bilincini kullanarak “iman”ı değerlendirip, o gerçeklere göre yaşamını düzenleyerek gerekenleri yapıp dünyasını değişti.

Sistemde, mâzerete yer yoktur!

Sistemde, telâfi etmek yoktur!.

Sistemde, aklı olmayana, dışarıdan “akıl” vermek mümkün değildir!

Sistem ve düzen içinde, pek çokları, “insan” etiketi altında yaşadı ve geçti; ardlarından, “sürüden birini daha kestiler “ötekilereyem olsun diye” dediler!.

ara.jpg (366 bytes)

TERCİHİNİ İYİ YAP Kİ

GERİ DÖNÜLMEZ PİŞMANLIKLAR İÇİNDE YAŞAMAYASIN,

EBEDEN!

Lûtfen şunu sakın aklından çıkarma...

Yarın ölümle geçeceğin boyutta, mâzeret kavramı kesinlikle mevcut değildir; ve ayrıca tekrar dünyaya dönüp, bu defa elde edemediklerini kazanma şansın da asla olmayacaktır... Yalnızca, bu defa burada yaptıklarının sonuçlarını otomatik olarak yaşayacaksın o boyutta!..

Ebedi olarak burada bırakacakların ne kadar önemli senin için?

Ebedi olarak birlikte bulundurmak istediklerin ne kadar önemli senin için?

Tercihini bu konuyu iyi değerlendirmek sûretiyle yap ki, ondan sonra geri dönülmez pişmanlıklar içinde yaşamayasın ebeden!.

Umarım fıtratında-nasibinde vardır bunları değerlendirmek ve bu kitap da sana pek çok yeniliklerin güzelliklerin ulaşmasına vesile olur.

Allah, “selâm” ismiyle açığa çıkarsın güzelliklerini hepimizde!.

ara.jpg (366 bytes)

ÖLÜMÖTESİ YAŞAMA GEÇEN KİŞİNİN DUYACAĞI

BÜYÜK PİŞMANLIK

Herkes ölecek ve kabir âleminde kıyâmete kadar yaşamına devam edecek; kıyâmette yeni bir boyut yaşamı başlayacak, bundan sonra herkes Cehennem boyutundan geçecek ve sonuçta îmânı olan bir kısım insan bu boyuttan kurtularak Cennet boyutu yaşamına geçecektir İslâm Dini verilerine göre!.

Kişinin Cennet'e gitmesi, ameline değil, îmânına ve bu îmâna dayalı düşünce ve uygulamasına bağlıdır!. Uygulamasındaki eksiklik onu îmânsız yapmaz. Kişi, elinde olmayan şartlar dolayısıyla yapamadığından hesaba çekilmez fakat yapmamasının sonuçlarına katlanır!.

Kişi, ölümötesi boyuta geçtiği anda, o boyuta göre, tüm dünya yaşamının birkaç dakika veya çok daha az sürmüş olduğunu farkedecek; sonra da herşeyi yalnızca dünya yaşamında iken temin etme imkânına sahip olduğunu ve bunu yapmadıysa, artık orada hiç bir şey yapma imkânı kalmadığını görerek bundan büyük pişmanlık duyacak; dünyaya geri dönmek isteyecek; ne çare ki bunun imkânsız olduğunu da fark edecektir.

Kişi işte bu yüzden, dünyada yaşamını kimseye muhtaç olmayacak şekilde sürdürürken; imân ediyorsa, ölümötesi yaşamda sahip olmak istediklerine göre çalışma yapmak zorundadır!. Kişi ne yaparsa, yaptığı kadarının karşılığını alacaktır.

Öyle ise imân edenler, dünya saltanatı, rejimi, hükmetme arzularını tatmin veya insanlardan pâye beklemek uğruna yapılan çalışmalardan uzak durup; kendilerini ölümötesi ebedi saadete hazırlamak; çevrelerine de bu yolda hizmet vermek için çalışmalı; insanlara barış ve esenlik ulaştırmalıdır.

ara.jpg (366 bytes)

EĞER

UYANDIĞINIZDA PİŞMAN OLMAK İSTEMİYORSANIZ…

 



yorum eklemek ister misiniz?
Yorum ekleyebilmek için üye olmalısınız, üyeyseniz giriş yapmalısınız.

reklamlar

son yorum alan yazılarım

-

blog etiketlerim

-

ark siteler:  nedir ne demek,  türkçe dil araçları

biz kimiz? | yasal bilgiler | beni oku | iletişim 2006-2007 © alanturka.com 14.0.999