Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam...
Ben seninle bir gün Veyselkarani'de haşlama yeme ihtimalini sevdim.
İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman
özlemeye başladım herkesi...
Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra..
Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı...
Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...
Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda,
solculuk oynamaya başladık..
Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla...
Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara ve
Türk Dil Kurumu'na inat bir Türkçeyle...
Ağbilerimizden öğrendik, S harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi..
Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri.
Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben.
Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim..
Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak..
Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu..
Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.
Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim
Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım
Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece
Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde, ama sen yoktun
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde
Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu
Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum.
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.
Yaz sıcağı toprağa çekiyor da tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini
Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü
Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum
Muş ovasının yalancı maviliğini
Otobüs oluyordum bir süre
Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde
Otobüs oluyordum
Bir ülkeden bir iç ülkeye
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum.
Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin
Korkuyordum
Sonra iniyordum otobüsten
Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,
ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,
ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.
Çünkü sonunda annem oluyordum, babam kokuyordum sonunda..
Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
Ben seninle bir gün Van'daki bir kahvaltı salonunda
Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği
bir yol üstü lokantasında
Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında
Ben seninle herhangi bir insan elinin
terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim
Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim
30 Eylül 2007 11:40 | yorum ekleyin
İşte Gidiyorum,
Bir şey demeden, arkamı Dönmeden,
Şikayet etmeden, hiçbir şey almadan,
Bir şey vermeden,
Yol ayrılmış görmeden,
Gidiyorum...
Hayat mutsuzlukla harcanacak kadar uzun değil sevgilim. Dışarıda bir yaşam var, heyecanlarıyla, mutluluklarıyla, cıvıl cıvıl akan bir yaşam. Biz burada "biz" olabilmenin kavgasını verirken, ve tüm mutsuzluğumuza rağmen bunu başaramazken, dışarıda bir yaşam geçiyor. Doğan her güneş için ömürden gidiyor derler. Ömrümüzden gidiyor sevgilim. Hayat ellerimizden akıp gidiyor...
Madem ki istiyorsun öyleyse durma git
Beni düşünme rahat ol yalnız kalabilirim
Sende bilirsin hiç bir acı sonsuza dek sürmez
Hatta her an yeniden sevebilirim
Mutlu olmak istedim ben sadece. Seninle ve mutlu olmak istedim. Sensiz mutlu olmamın imkanı yoktu sanki. Öyle çok sevdim ki seni, sen olmazsan gülemem, sen olmazsan yaşamayı sevemem gibi gelmişti. Oysa çok sevmek yetmiyormuş mutlu olmak için. Tek istediğim mutlu olmaktı. Seninle mutsuz olmaktansa, sensiz mutsuz olmayı kabulleniyorum şimdi. Belki sadece birimiz mutlu olabiliriz böylece...
Senin mutluluğun benim sevincimdir sevgilim...
Ne küslük var ne pişmanlık var kalbimde
Yürüyorum sanki senin yanında
Sesin uzaklaşır her bir adımda
Ayak izim kalmadan Gidiyorum...
Seninle olmak her şeye değer demek isterdim sana. Seninle olmak için mutsuzluğu göze alabilirim demek isterdim. Ama olmadı. "biz" olmayı başarabilseydik, sınırsız, çıkarsız sevebilseydik, belki. Sana karşı hiçbir kızgınlık yok içimde. Sen her zaman seveceğim ama mutsuzluk içinde anımsadığım hoş bir anı olacaksın.
İkimiz içinde doğru olan böylesi git
İnan bana sandığın kadar üzgün değilim
İçimde yepyeni bir hayata başlamanın
Sevinci ve heyecanı var artık git...
Belki böylesi doğruydu. Hiç doğru insan olamadık birbirimiz için. Doğru yaşam değildi. Doğru zaman değildi. Oysa çok sevdim seni. Sen her zaman çok sevdiğim ve asla unutmak istemeyeceğim acı bir anı olarak kalacaksın sevgilim.
Git...
Git...me dur ne olursun
Gitme kal yalan söyledim
Doğru değil ayrılığa daha hiç hazır değilim
Aramızda yaşanacak yarım kalan bir şeyler var
Gitme dur daha şimdiden deliler gibi özledim
30 Eylül 2007 11:29 | yorum ekleyin
Şimdi gidiyorsun, git
Bütün sabahları üşüdüğüm
Bütün gördüğüm senli günlerim, onlar da gitsin
İçimde bir şarkı
Gözümde bir ışık kalmıştı her şeye inat
Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin
Yıldızları da alsana yanına gökyüzünden
Sevdiğimiz şarkıları da
Pencereme konan yusufçukları da
Bana karanlığı bırak
Beni bırak,beni böyle bırak
Böyle ansızın, böyle yakışıksız
Böyle anlamsız, böyle dağınık
Öyle kapıda susuşun
Öyle sarsak, öyle serkeş, öyle çerkes duruşun
Öyle sağlam, öyle birden vuruşun
Koy beni sensizliğe
Ve otursun içime kül gibi kor yangınım
Şimdi gidiyorsun, git
Hadi git
Hepsi hepsi bir sevda benimkisi, al da git
Hadi kanatma
Hadi yıkma
Hadi dokunma
Zaten ben seni öylesine sevmiştim
Şimdi gidiyorsun, git
Bütün sabahları üşüdüğüm
Bütün gördüğüm senli günlerim, onlar da gitsin
İçimde bir şarkı
Gözümde bir şarkı kalmıştı her şeye inat
Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin..
30 Eylül 2007 11:21 | yorum ekleyin
Sevgiler vardır hani hiç bitmeyen, yaşandıkça arkası gelen. Mutluluğun ta kendisidir hani, hiç eksilmeyen. Bir narin çiçek gibidir her gün yeniden yeşeren. Bir de bilir misin hani ulaşılamayan sevgiler vardır, hiç sulanmadan, hiç güneş yüzü görmeden büyüyen çiçeklere benzerler. Dilin varmaz hani bu büyük aşkı içinden atıp haykırmaya, ellerin varmaz hani gidip onun elinden tutmaya. Sadece gözlerin vardır senin bu aşkını anlatan, bir yalan söylemeyen onlardır, ya da derdini gizleyemeyen.
Elinden kurtulup uçan bir kuşa benzer aşk, bazense elinde çok tutup öldürdüğün bir kuşa. Ötüşü mutlu eder seni günün her saati, neşe saçar senin yaşxxx. En yorgun olduğun bazı sabahlar bile uyandırır belki seni. Ama ne hoştur onunla uyanmak, ne hoştur ona yakın olmak. Belki de uçup kaçırmaktan korkuyorsun ona aşkını söyleyince, şu güzelliği biraz daha seyredeyim istiyorsun o uçmadan. Ama bir de olur ki bir sabah uyanamamışsındır onun sesiyle, pencereye çıkıp puslu gözlerle aramışsındır onu. Ama ondan ne bir haber vardır ne de bir başka iz, kalakalmışsındır sendeki o büyük aşkınla. Günlerden bir gün o kuşa yine denk gelirsin. Ama her zamanki cıvıl cıvıl öten kus değildir o. Ağlamak istersin hani ağlayamaz, dokunmak istersin hani dokunamazsın. Çünkü o kuş artık başkalarının elinde, başkalarının kafesindedir.
05 Eylül 2007 19:50 | yorum ekleyin
SADECE SEN OL BİR TANEM
İçimde bir korku... Gecenin bir yarısı... Gökyüzü ne kadar karanlıksa yüreğimde bir o kadar karanlık... Korkularımın denizinde boğuluyor kalbim... Birçok şeyi kaybetmekten korktum bugüne kadar. Kimi zaman kaybettim kimi zaman da yanıldım. Ama hiçbir zaman korkumun öncesi de neticesi de bu kadar yakmamış kavurmamıştı yüreğimi... Çok değil bir süre önce soruyordum kendime birini ne kadar sevdiğini, onun senin için ne kadar değerli olduğunu nasıl anlarsın diye. Bu öğretecekmiş bana demek bunların cevabını... Demek ki korkularım kamçılayacak, sarsacakmış yüreğimi... Sersemlikten çıkaracak kendine getirecekmiş meğer... Meğer kalbim senle yaşayacak sensiz boğulacakmış... Belki biliyordum tüm bunların cevabını ama ağlar örülmüştü yüreğimin önüne göremiyordu. Oysa şimdi fal taşı gibi yüreğimin gözleri... Sana bakmak seni içmek istiyor doyamayacakmışçasına... Bir ömür baksam o ela gözlerine, yine de doyamam... Doymak da istemiyorum zaten. Ben senden gelecek her şeye razıyım ama sen yeter ki yanımda ol bak gözlerimin içine. Ne olursa olsun ama sen ol hep ol... Sadece ol...
_________________
DAL RÜZGARI AFFETSEDE ,KIRILMIŞTIR BİR KERE.BEN SENİ NASIL AFFEDEYİM SEN BENİ PARAMPARÇA ETTİN.
05 Eylül 2007 19:40 | yorum ekleyin
Payıma susmak düşüyor,çünkü bütün harflerimi sana adadım. Bana bu kanlı gidişin sebebini anlatabilesin diye. Senin suskunlukların haykırışa dönüşsün diye... Yine de sustun sevdiğim... O yürek titreten dudaklarının arasından sadece ''Üzgünüm...böyle olması gerekiyor..''dan başka birşey dökülmedi... Nedeni neydi? Çünküsü neydi? Anlatman için adadım sana harflerimi,kelimelerimi,cümlelerimi... Ve sen ne varsa bende alıp,beni ardında bırakarak GİTTİN!!!
Geceler daha uzun ve daha soğuk... Saymadım ne kadar oldu sen gideli...Zaten hesap edemem, bana hiç o kadar sayı öğretmediler sevdiğim...
Karanlık işte gece, yıldızlar bulutların arkasında yitip gitmiş... İzin vermedin doyasıya seveyim seni, sen yine susardın, ben dalıp giderdim gözlerine...
Yeterince uzaklaşmadın mı sevdiğim? ne olur daha fazla gitme!!!
Öyle çaresizim ki, saatler durmuş sanki,zaman geçmek bilmiyor vede en kötüsü gözyaşlarım bir türlü dinmiyor... Ne zaman bu son, onu unutacağım, unutmak için son kez özlüyorum desem, seni değilde, neyi unutmam gerektiğini unutuyorum...
Bir türlü olmuyor işte.Bende zaten daha fazla uğraşmıyorum...teslim oldum susmalara, sensizde seni sevmeye, yalnızlığa ve gelmeyişlerine...
Hem birkez gittin yar, dönme birdaha geriye... ne kadar sevsemde bu acıdan ölsem de, dönme geri...
Dedim ya sevdiğim...
Sadece susarak özlüyorum...!!
05 Eylül 2007 19:36 | yorum ekleyin
En çok vedalardır yenilgiyi kabul etmemin,
Dayanılmaz hazzını içimde bastırmamın,
Geri gelmeyen bitik zamanın,
Acısını sırtlanmak isteyişim.
Korkmak istemezdim bu sefer aşk’ta korkutmak istemezdim senin o ürkek yüreğini. Deli cesareti derler ya onun gibi sarıp sarmalamak bedenime hapsetmekti hayalim. Aşk cesaret ister,güven ister,saygı bekler ve en çok karşılık diler. Nitekim bulunuyordu da içimizde ki yerinde durmayan kalbimizde sadece geçip giden zamana yenik düştük yenik düştüm o kadar.
Genellikle yol ayrımlarımdır,
Bitmek bilmeyen gözlerimde ki yağmurlarımdır,
Bir yudum aşk’ı dudaklarımdan kalbime,
Sızdırmamak isteyişim.
Bekleyip de eli boş döndüm her seferin de sevgi dilencisi oldum. Yakıp yıktılar bu yüreğimi aşk o günden beri bir korku oldu bende bir kabus oldu rüyalarımda yağmur damlaları gibi şakır şakır süzülüp aktı gözlerimden. Seslenemedim belki de içim ürperdi ya sende alıp gidersen yüreğini söküp yüreğimden.
Sonu olmayan aşklarımdır,
Güvensizlikle bakan gözlerimin,
Çoğunlukla çocuksu tarafımla küsüşlerimdir,
Sensizliği kabullenmek isteyişim
Çaresizim,ben daha kendimi sevmeyi beceremedim ki sana nasıl sevgimi ispatlayayım. Bir çığlık olsa sevdam dağlarda yankılansa sesi duyuramam gene de o kalbine kalbimde ki seni hissettiremem. Hep çocuk tarafımla oyunlarda bulundum da oyun deyip geçtim ve hep yenilgiyi kabullendim şimdi gene çocuk yanımı kullansam sen oyun değilsin ki aşk oyun değil ki bir kez oynayıp kaybettiğim de tekrar canım isteyince yanaşacağım.
Sen benim için ne bir körebe nede bir saklambaçsın sadece kaybetmeye mahkum kılınan sevdamsın!
Sadece kabullenmek zorunda olduğum sensizliğimsin!
Sadece işte sadece bensizlikteki boş yerde duran sensizliksin!
Elimden kayıp gitsen tutamam bir daha bittiğin yerde öylece kalakalırsın. Ama biliyorum sende
Gideceksin,
Biteceksin,
Biteceğim!
05 Eylül 2007 19:34 | yorum ekleyin
Suskunluğun en acımasız olduğu zamanlardayım bu günlerde. Sadece susuyorum ve uzaktan izliyorum bir sevdanın hazin intiharını. Dirhem dirhem kan damlıyor açık yaralarımdan ve her damlada bir umut eksiliyor damarlarımdan. Susmak yakıştı sanırım bana artık kimse yadırgamıyor beni ve suçlamıyor bir zalimi sevdiğim için. Beni unutanı unutamadığım için ayıplamıyor kimse. Yüzümde mutluluk denen maske dilimde yalandan sevda şarkıları ve hiç gelmeyecek güzel günleri beklermiş gibi yapıyorum. Ağlamıyorum artık halka açık mekânlarda. Hiçbir çaba sarf etmiyorum sadece susuyorum. Herkes bir anlam katıyor susuşuma her kafadan bir ses çıkıyor. Kimileri “delirmiş bu” diyor kimileri “aklı başına gelmiş” kimileri “unuttu artık” diyor kimileri “ölsede unutamaz” ben ise sadece susuyorum. Ne varsa yaşamak istediğim içimde yaşıyorum. Kimi zaman geceyi bekliyorum maskemi çıkarmak için kimi zaman bir deniz kıyısına atıyorum kendimi yada adını yolunu bilmediğim caddelere. Hüzünlerimle baş başa kalıyorum kendim olabilmek için acılarımla yüzleşiyorum. İçime akıttığım gözyaşlarını denize boşaltıyorum kimseler görmeden. Yitirdiğim umutlarımın arkasında türküler yakıyorum kimsenin bilmediği. Giden sevgiliye şiirler okuyorum kafiyesiz beklide anlamsız yada benden başka kimsenin anlayamayacağı. Özlemlerimi özgür bırakıyorum salıveriyorum gökyüzüne belki özlediğime giderler kendilerini gösterirler ve tarif ederler özlenene nasıl özlendiğini ama nafile özlemlerimde dilsiz benim gibi onlarda suskun artık. Eski ve kimsenin bilmediği yerlere sakladığım resimlere bakıyorum herkesin yaktığımı sandığı hatıralarla baş başa kalıyorum hatıralar da suskun ve bendeki resmin artık bana bakmıyor. Hasretlere kafa tutuyorum cesaretim yok aslında ve güçsüzüm karşısında ama dedim ya kendim olmak için mecburum buna. Kendime bakıyorum uzaktan isyanlarım bile suspus olmuş kendi halinde. Hesap bile soramıyorum artık sevgiden. Birkaç soru var aslında dilimde neden severken onsuz oldum? Neden o onu sevmeyene gitti? Ölümüne sevilmek varken neden sevgi dilenmek istedi anlayışsız ellerden? Pardon ama aşk iki kişilik değimliydi iki kişinin derdi neden bir bana yüklendi? Peki şimdi nerde neden unuttu her şeyi? Hanilerle devam eden ve uzayıp giden ama bir türlü sorulamayan sorulsa da cevaplanmayacak sorularım. Gece güne dönmek üzereyken takıyorum yine maskemi ve suskunluğumu geçiriyorum bedenime. İnsan içine karışıyorum herkes gibi görünmeye çalışıyorum. Hüzünleri özlemleri gözyaşlarımı aldanışlarımı ve düş kırıklarımı saklıyorum kimsenin bilmediği yerlere. Unutmasam da unutmuş gibi yapıyorum. Ve yine suspus oluyorum. Bilsin istemiyorum kimse içimde “keşkeler” ile başlayan isyanlar olduğunu anlasınlar istemiyorum görsünler istemiyorum acılarımı. Satır aralarına gizliyorum yaşamak isteyip te yaşayamadıklarımı konuşmak isteyip te anlatamadıklarımı. Sıradan cümleler kullanmaya dikkat ediyorum anlasın istemiyorum kimse gerçekte ne anlatmak istediğimi ne fırtınalar koptuğunu içimde ne hesaplaşmalar yaşadığımı kendimce bilsinler istemiyorum.
Söylenmemiş ve yaşanmamış o kadar çok şey var ki içimde sana dair hepsini suskunluğuma hapsediyorum satır aralarına gizliyorum sana söylemek istediklerimi. Bir bilsen bir anlayabilsen neler haykırıyor suskunluğum.
Anlamayacak olsan da ben yine susuyorum ve noktalıyorum cümlelerimi.
Maskem yüzümde gece güne dönmek üzereyken bende kalabalık yalnızlığıma feryatlar içindeki suskunluğuma ve sahte bana geri dönüyorum.
Suskunluğun en acımasız olduğu zamanlardayım sadece susuyorum…

_________________
En çok gözlerim özledi seni.
Yakıcı kokunu hissetmesem de görmeyi,
Gözlerinde fırtınalar yaratmayı,
Kaybolmanı, kaybolmayı,
Bir çift gözle sevip,
Sonsuza dek onunla kalmayı.
05 Eylül 2007 19:28 | yorum ekleyin
Biliyorum okumayacaksın, ama yine de yazıyorum.
Okumayacaksın, çünkü göndermeyeceğim.
Belki masamın çekmecesinde, belki giymediğim bir gömleğin cebinde bulacaklar yıllar sonra.
Kimi aşk mektubu diyecek, kimi umut dolu bir mektup... Kimi cümlelerin içtenliğine bağlanacak, kimi soruların sertliğiyle irkilecek... Eski bir kâğıt olacak şu an elimde tuttuğum kâğıt şüphesiz. Bazı harfler okunmayacak, bazı soru işaretleri de öyle. Kimi sorularım yargı gibi anlaşılacak. Kimi noktalarım da silinecek. Bitmemiş cümleler kalacak yıllar sonra, bugün bitirdiğimi sandığım pek çok hatıradan geriye...
Seni mutlaka merak edecekler. Seni suçlayanlar çoğunlukta olacak. Benim kendimi suçlayan ifadelerimden bile bana acıyan çıkacak. Senin güzel olduğuna hükmedecekler hemen. Güzel değilsen bile alımlı olduğunda hemfikir kalacaklar. Seni sevdiğimi tartışmayacaklar bile. Ama senin beni sevip sevmediğin konusunda birbirlerine girecekler.
Sen okumayacaksın, ama okuyacakmışsın gibi yazıyorum yine de.
Okumayacaksın, çünkü göndermeyeceğim.
Yazdıktan sonra yırtıp atmayı da düşünmüyor değilim. Yakmak, aklımdaki bir başka çözüm. Ama hayır, saklayacağım. Okumayacak olsan da kelimelerimi sevdiğini biliyorum. Sevdiğin için, benim sana birşeyler yazdığımı hissedeceğini biliyorum. Ben yazarken içinin ürperdiğini, gülen yüzünün hüzünlendiğini, konuşan dilinin suskunlaştığını, aklının karıştığını, kalbinin küt küt attığını hissediyorum. Belki sırf bu yüzden yazıyorum. Yazmıyorum da sanki sana dokunuyorum. Sanki kâğıdı katlamıyor, sana sarılıyorum. Mektubu saklamıyorum da sanki seni unutmaya çalışıyorum.
Hayır, okumayacaksın. Okumayacaksın çünkü göndermeyeceğim.
Göndermeyeceğim, çünkü adresin yok. Belki postacıya tarif etsem bulur seni. Ama önce beni çok iyi tanıması gerek. Benim de onu. Tanıması yetmez anlaması da şart. Benim de onu. Benim için senin ne anlam ifade ettiğini iyi bellemesi gerek. Bellemeli ki seni bulabilsin. Bellemeli ki seni bulmak ayaklarını yormasın, aklını usandırmasın. Ama göndermeyeceğim bu mektubu. Okumayacaksın.
Bu mektubu göndermeyeceğim. Çünkü sahibini bilmiyorum. Seni seviyorum ama kimsin bilmiyorum. Ne yüzünün şekli, ne sesinin tonu, ne oturduğun evin manzarası. Hangi vurguyla çıkar ağzından sevgin ve öfken? Hangi renkleri seversin? Yemek önüne gelince elin gayri ihtiyari tuzluğa gider mi? Bulmaca çözerken en çok hangi soruda takılırsın? Büyüyünce ne olacağını söylemiştin küçükken? Telefon gelince koşar mısın? Mektup alınca ne hissedersin? Seni korkutan bir kapı zilinin sebebi olmak istemem.
Hayır göndermeyeceğim. Bu mektubu okumayacaksın.
Çünkü ben ne istediğini bilmeyen biriyim. Ayaklarım yere sağlam basmaz asla. Kararlılıklarım yoktur, asla ama asla diyeceğim prensiplerim de. Kalabalıklar içerisinde kolay seçilmem. Kütüphanelerin en dikkat çekmez kitabıyımdır. Bazen öyle korkak, bazen öyle sıradan, bazen öyle ufak tefeğimdir ki... farkedemezsin beni.
Bu mektubu göndermeyeceğim. Çünkü ben yokum.
Göndermeyeceğim... Çünkü sen de yoksun!
05 Eylül 2007 19:27 | yorum ekleyin
''Bile bile özlediğimi gecelerce aramadın
Sen;bir daha nasıl döneceksin...''
Başladı gidiyor bir çürüme,içimden sana doğru
Aşk eskidi,kaybolup yitti gözlerimin önünde...durduramadım
Sen ise;bunun için hiç çabalamadın...
Sen kaçtın,ben...kovaladım
Sen çağırdın,ben...hep yanındaydım
Ve sen gittin,ben...ardından bakakaldım
Öyle bittim ki,ben bile kalmadım kendimde.Yaşamadan bilemezsin,sen de ben gibi yanmadan,halimi göremezsin!!!
''Unutmak için kokunu,ellerini söküp attım ben kalbimi
Hangi yüzle yeniden sev diyeceksin...'
'Nasıl bir duygusuzluk,nasıl bir yüzsüzlük inan,anlamıyorum...
Hep anlamaya çalışan ben olduğum halde,bu seferki farklı galiba,artık anlamak da istemiyorum...
Gelme artık benden yana...Baksana,gözümde yaş bile kalmadı senden yana!!!
Sadece kırık aşk satırlarımı istiyorum senden,bir de baharımı...
Mısralarımdan aşk kanadı,baharlarımda döke döke yaprak kalmadı
.Ne senden bana,ne benden sana hayır yok artık,bu kalp farkına vardı...
''Kalbimi yaktığın gün gibi
Sende yan,gör nar-ı aşkı
Kendini unuttuğun gün,beni anlayacaksın...''
Baştan beri aynıydı...
Masallarım öksüz,bir yarım hep eksik kalmıştı
Saat senle beni bir arada tutamayacak kadar geç artık
Ve sen benim için,geçmiş zamanların buğusunda,
bitmiş bir rüyasın artık...
05 Eylül 2007 19:25 | yorum ekleyin