Yine sessiz bir kış seheri, odamın perdeleri açık, kar usul usul yağıyor şehrime. Dört tane duvar , yaylı yatağım , yatağımın baş ucunda duran ahşap sehpa ve üzerindeki içi boş vazo; geçen sene vardı içinde bir şeyler ama zamana, birazda susuzluğa yenik düştüler. Kocaman dev blokları olan dillere destan bir konağın arkasına saklanmış küçük ,ahşap bir evdeyim işte. Kimim kimsem yok, annemi hiç görmedim , babam; bir yaz akşamıydı iyi hatırlıyorum , sofada oturmuş gümüş kabzalı tabancasını temizliyordu, ben yan odada elimi kafese daldırmış babamın kanaryasını tutmaya uğraşıyordum . Babam sinirli adamdı kızdığı zaman eline ne geçerse fırlatır, yeri göğü inletirdi, bana hiç kızmamıştı belki o silah patlamasaydı bir gün bana da sinirlenecek belki bir tokat patlatacaktı yanağıma . Silah sesini duydum öyle bir irkildim ki masadaki kafes yere yığılı verdi , bir an kuşun delicesine çırpınışını gördüm, içim korkuyla dolmuştu hemen sofaya koştum babam yerde öylesine yatıyordu ki korkudan yaklaşamadım bile . küçük kanaryamda ölmüştü babam da, artık hiç kimsem yoktu. İlk başlarda böyle olmadığını sanıyordum baba tarafımdan akrabalarım vardı, iki üç yıl sonra kendimi sokaklarda buldum . Ne babam vardı ne de bir yakınım. Yirmilerimde bir kız sevdim! İşte şimdi bu küçük kasabadayım yalnızlığımda pek bir değişiklik yok ama biraz yaşlandık galiba gelecek ay elliyi devireceğim. Neyse ağır ağır çıkmak gerek rahat musalla taşından, eh şimdilik rahat tabi arkamıza cemaat gelirde Allahuekber denilince sırtımız ya rahatta olur yada azapta. Adamın çıkası da gelmiyor sıcacık yorganın altından, şimdi sen tut buz gibi havada kalk işe git olacak iş mi yahu! “Tak tak “ , ha! sen kimsin be seher bülbülü sabahın köründe? “geldim geldim” ses soluk yok gitti mi acaba? Ceketim nerede yahu bulamıyorum, hay aksi , yerlerde buz kesmiş .Eee neredesin seher bülbülü? Öyle geçerken ihtiyarı yatağından kaldırayım diye mi uğradın? Yoksa yuvanı mı şaşırdın?
Buda nesi be eski toprak! Aman, aman şaka maka iyice yaşlandın eski toprak baksana yerden bir kağıdı bile alamıyorsun, tamamdır işte sabahları hep böyle olur cıvatalar soğuktan sıkılaşıyor eğilemiyorsun ,eğilirsen doğrulamıyorsun.
“Sen benim kadar sevebilir misin? “ hah ha haaaa ne bu eski toprak? Bizim bilmediğimiz bir gizli hayranın mı var? Baksana sabahın altısında kapıya bırakılan pembe bir mektup hem isimsiz, hem aşklı meşkli. Neyse bu arada iliklerim dondu gir içeri ne demeye kapının önünde alık alık bekliyorsun sanki bırakan geri dönecekmiş gibi,! Şöyle sıcak bir çay iyi gider yediğimiz bu soğuğun üstüne, bu arada da şu alacalı bulacalı mektubu rahat rahat okuruz.
Ohhh içim ısındı ciğerlerimiz cana geldi be eski toprak. Ne diyor bizim seher bülbülü bir bakalım. Hah tamam! Bohça sarar gibi sarmış mübarek kat kat, adam mektubu açarken yoruluyor inşallah içindekiler bizi bu kadar yormaz.
“ Bu mektubu sana hem çok uzaklardan hem de çok yakınından yazıyorum sevdiğim!
Hep birini sevmek istemiştim, yitikte olsa yalanda olsa , yanımda olmasa da sevmeyi delicesine ve sen çıktın karşıma..
Ben Leyla isem benim sevdiğim Mecnun olsun isterim , yan yana olmasak da , beden toprağa kavuşsa da ruhlarımız hiç ayrılmasın isterim. Sen böyle sevebilir misin? Ben severim diyorum kendi kendime en az ölüm kadar gerçek. Keşke şimdi yanımda olsaydın, ama yoksun! Olsun diyorum, ben seni öylesine sevmedim ki! Ben seni sıcak tenin içinde sevmedim , ben seni ruhunla sevdim. Ben seni! Ben seni zifiri bir karanlıkta sevdim .
Sevdim mi acaba? Gerçek sevgi bu mu? İçimi cayır cayır yakan bu ateşin adı aşk mı? Yoksa ,yoksa her şeyin yapmacık olduğu şu küçücük dünyada daha da küçülen insanların adını aşk koydukları bir heyecan mı sadece? Eğer bu gerçek aşk değilse gerçeğini hayal bile etmek istemem. Şu an hissettiklerim bile beni ağır ağır boşluğa çekiyor bundan fazlasını ne hislerim ne yüreğim ne de ruhum kaldırır. Sadece bir tek cevap ver. Ben senin kalbinde hiç olmasam da artık sana sarılamasam da unutma ki bu ateş hiç sönmeyecek değil mi? Ta ki ruhum ölene dek. Sevda’nın adını anan tek bir yürek kalmasa da , tüm kalplere mühür vurulsa da , seven gönülleri kor ateşle dağlasalar da, benim kalbim seni anar , benim sevdam tüm mühürleri söker , ben de dağlanacak tam bin yürek var her biri Arş kadar.
Tekrar soruyorum “Sen beni böyle sevebilir misin?”
Dur ! sakın söyleme, ben duyamıyor olsam da , kim bilir belki karanlık kıskanır, belki yalnızlık çekemez sevdamızı. Belki de ışıklar küser gözlerime . Bir sel olur çağlar yüreğim aşkın yıkımında . Ne olur sarmaşıklar girmesin aramıza ; zehirli sarmaşıklar. Tut elimden ne olursun beni sensiz sadece sensiz bırakma. Bir gün olurda duyarsan çekildiğini bedenimin toprağa “gülmeyen bir yüzü vardı yazsınlar mezar taşıma”. Sonra gelip güldür beni bir tanem. Ay ışığında gel mezarıma , bir demet papatya bırak mezarımın başucuna, ellerini üstüme yığılı toprağa sok ve hisset hayattayken sana anlatamadıklarımı. Dedimya ben zifiri karanlıkta sevdim; kuşkusuz, amaçsız, ölesiye sevdim, tabi adı sevdaysa bu çilenin.
Adına her ne diyorlarsa acı, ızdırap , keder tarifi her neyse bu duygunun ben kabulüm sen yanımdaysan.
Şu içimden geçenlerin sadece birini tutup çıkarabilsem seni sana onunla anlatabilsem ne yazmaya kalem ne de satırlarıma kağıtlar yeterdi. Çünkü sen benim içimdesin ruhumun deli sarmaşığı!
Seni seviyorum, seni seviyorum
Öylesine değil , ölümüne, bir bulmacanın karelerinde yok olmacasına!
Hatırlar mısın? hep seher bülbülüm derdin bana ben sana seni öldükten sonrada seveceğim derdim de sen hep gülerdin, hiç inanmazdın bana belki ben öyle hissederdim, sanki fersahlar vardı aramızda ben senin başucundayken. Hep boşluğa dalardı gözlerin sanki bir benim yanımdaydın bir boşluğun içindeki düşlerde. Bak işte aradan nice yıllar geçti ben toprak oldum sen Eski Toprak!
Hani papatyalarımız vardı cam vazoda sakladığımız arada bir alıp seviyor sevmiyor oynadığımız papatyalar. Şimdi boş görüyorum vazoyu aşkımız soldu mu yoksa sevdiğim?
Ben seni böyle sevdim, beşikten mezara kadar değil , ruhum yok olana kadar.
Sen beni böyle sevebilir misin?
Sensiz geçen her gün ufkuma göz yaşı yağıyor , ben zaten gözyaşı olmuşum! Hatıralarının sıcaklığı tüm ruhumu ısıtıyor aradan geçen onca yıla rağmen. Hatırlar mısın sevdiğim? Hani gözlerinde kendimi görmeye çalışırdım da sen hep ağlardın da puslu bir hayal olurdum gözlerinin içinde , ellerini tutarken, sana sarılırken yutkunurdun hep öyle ağlamaklı. Bugün ruhlar semada ölümle dans ediyorlar yırtık kefenlerinde. Bugün yıldızlar bizim için parlıyor farkında mısın?
Senden ayrılmadan; yani seni terk etmeden önce saçlarından bir tutam aldım, şimdi avuçlarımın içindeler. Hani ben ölmüştüm de sen bana sarılıp ağlamıştın da ben kıpırdayamamıştım , usul usul gel kollarıma sevdiğim kainatı kıskandırmadan gel ben seni işte böyle sevdim!”
“ Vakit geldi Eski Toprak!”
20 Ağustos 2007 21:31 | yorum ekleyin
Itiraflara soyundum. Evet seni gerçekten çok ama çok seviyorum.
Gözlerine dalip gittigimde beni benden alip götüren masumiyetin,
Saf ve kendine has güzelligin.
Ask sarkilarini severek dinleten sihrin ve gözlerimin içini güldüren sevecen marifetin.
Hosnutum. Hatta mutlu. Ama buruk.
Ben içten ve inanabilecegin kadar hos sevebilirim seni.
Su anda yakin oldugum kadar hiç sana yakin olmadim belki de.
Gün geçtikçe daha da yakinlasiyorum uzaktan da olsa.
Sende kesfettigim her bir tepenin zirvesinde bir sonraki tepeyi görüyorum.
Ve onunda zirvesine varmak üzere tekrar yola çikiyorum.
Her yolculukta bugüne kadar ne kadar uzak ve yanlis yönlere gittigimi görüyorum.
Sende dogruyu buldugumu hissettikçe ve sinirsizligini kesfettikçe
bir kere daha tamamen sende olmanin keyfine variyorum.
Dogru olan her tarifle ve anlatamadigim bir tabirle seni seviyorum.
Ask demiyorum. Ölümlü olmasi korkutur beni.
Sana gelene kadar askti. Artik sinirsiz ve gerçek sevgi. Doyumsuz sevgi.
Gözlerimi yasartabilecek kadar aci olan ne olabilir sende?
Aci mutluluk yada baska birsey? Ne dersen de! Tarifsiz o kadar çok duygu varmis ki sende...
Deli düsüncelerimi saptiran, sinir düsmanimi yaktiran,
tek bir resme saatlerce baktiran, Bir damlayla aglatmaktan öte bir hissi tattiran,
yok canimdan sönmüs küllerimle beni tekrar yaktiran,
Uykumda sayiklattiran, hep benden öte inanmaya korktugum herseyi bana inandýrarak
yasatan ilk ve tek kisisin. Sensin!
Zayifliklarim ve hatalarimdan korkma.
Içtenligimi yansýtamamamýn suçluluk duygusunu bana yasattirma.
Unutma ki sen bir yikinti aldin.
Yillarca kalbini emanet ettikleri tarafindan satilmis birini aldin.
Insanlik sevgisine ve hayata güvenini yitirmis zor bir insani aldin.
Gelgitlerden yorgun bir dalgaya kucak açtin!
Uçsuz bucaksiz denize son umutla bakip ta gözlerini yummus ve
zifiri karanliktan ayrim yapamadan kapattigim gözlerime yansiyan bir isiksin sen.
Kaybetmeme arzusuna ve hirçinligina bulandigim los tebesümlerimin aynasisin sen.
Daralmis umutlarimin içinde kivranirken bulabildigim tek çikis noktamsin sen.
Sona ermeyen izdirabimla çöllerden çikamazken tek bir damla
halinde dudagima damlayan yandigim o tesadüfsün sen!
Varligim ve yoklugumsun!
Kokuna bulanip ta uykusuz kalmak.
Benden artan o güzel uykuya dalmisken sana bakmak.
Sana kizmak... Seni kizdirmak...
Görmüyormus gibi yaparak aslinda her an seni gözlemek.
Farkini her hareketinde bir kere daha çözmek.
Senden ileri gidememek. Beni dize getiren bir tutku oldugunu görmek.
Sana sarilmak. Seni simsiki sarmak.
Sevinçli hayallerimde haber verecegim ilk kisi olarak seni düsünmek.
Senin için dua etmek. Aglamak... Öylesine güzel ve tarifsiz hos...
Oynamaktan deli zevk aldigim deli arkadasim.
Içkisiz masalarda kendimi kurtardigim anlayisli ve hararetli dostum.
Evcilligimi hos bulan biricik evcilim.
Sorumsuzlugumda bana kaslarini çatan çekindigim.
Sevginden simariyorsam eksik kalan yanlarimin farkli taskinligindandir.
Beni kaybetme! Seni kaybetmeyecegim!
Korkuyorum ve korkumun hep bu sekilde tazelenmesini diliyorum.
SENÝ ÇOK AMA ÇOK SEVÝYORUM
20 Ağustos 2007 21:29 | yorum ekleyin
Tik tak tik tak tik tak.
Adem baba kadar eskidir
aşkın tarifi en az kendisi kadar.
Habil ile kabil iki kardeş değil miydi!
Neydi onları ayıran!
Kimisi derki aşk bilmece,
Kimisi tutku,kimisi ihtiras..
Kimisinin kafası karışık,hala düşünür.
Bana sorarsan aziz dostum
Yüreklerde yaşayan
prens ve prenseslerdir
engin derinliklerde,
gönüllerin mahfuz yerinde
şaşarsın günün birinde,
bir tebessüm,tatlı bakışlar,aşk sözcükleri
içinde bir yerde karşılığını bulur.
Seni sen değilsin yöneten gayri,
O çocuk çıkmıştır açığa.
Artık aşkın saati çalışmaktadır
Kimseye kulak asmadan...
Tik tak tik tak tik tak
20 Ağustos 2007 21:26 | yorum ekleyin
Saat sabahın dörtü birtanem işlerim bitti ama uykum hiç yok, sanırım hiç uyumadan seninle buluşacağım. Biliyorum bunları okuyunca bana kızacağını ama ne yapim yok işte uykum. Aklımda sen varsın saatlerdir ve yarın neler yaparız diye kurduğum hayaller. Birtanem harika sevgileler günümüzü ve yedinci ayımızı kutladığımız pastayı paylaşmışsın aşkımıza şahid olan misafirlerimizle, umarım tadını beğenmişlerdir. (Pastanın yarısını ben yedim harikaydı:P) Nice sevgileler günü kutlayacağız seninle, nice yedinci aylar kutlayacağımız gibi. Sevgilim temennim ve Tanrımdan isteğim tüm kutlamalarımızın bukadar güzel ve mutlu geçmesidir. Sevgimizin her sevgililer gününde bir öncekinden daha fazla olmasıdır.
Seni çok seviyorum ve seninle mutluyum, seninle bir ömrün kapısındayız umarım bu kapıdan hep birlikte içeri adım atarız...
Seni Çok Seven Aşkın
20 Ağustos 2007 21:24 | yorum ekleyin
xml:namespace prefix = v ns = "urn:schemas-microsoft-com:vml" />
| |
|
|
|
|
| |
xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /> |