Benim Seni Sevdigim Kadar Ay Gece'yi Sevseydi Dünya Güneşe Hasret Kalırdı!!!

blogum

Özledim Seni...!

Sevgilim

Sen gideli kaç saat oldu ? Kaç gün geçti, kaç hafta..? Saymadım.. Bana yüzyıllar geçmiş gibi geliyor. Son anda sen giderken gözlerinin buğusunu bıraktın.. Şimdi sis içinde bütün dünya. Çiçekler gözyaşlarımı içti, sen onları kırağı sanırsın, çiy sanırsın.. oysa hepsi benim gözyaşlarımla ıslak..

Sevgilim özlüyorum seni.. Bir balta indirildi, içimden bir ağaç köküyle devrildi. Gözlerimden akan yaştan belli değil mi, içim kanıyor. Özlem bir bulut gibi sarıyor beni, kuşatıyor . Seni sevmek bir sonsuzluk gibi büyüyor içimde. Haftanın her gününe, geçen her saate senin adını verdim. Senin adınla başlıyor mevsimler, yıllar sen varsan içinde, geçerli...

Özlem bir yağmur gibi yağıyor üstüme. Damlalar yüreğime vuruyor. Gecenin karanlığında bir başınayım.Uykularım bölük pörçük. Bütün rüyalarımda sen.. gözlerim kapanır kapanmaz gözlerin yaklaşıyor. Sonra bir rüzgar alıp seni, benden uzaklara götürüyor.

Geceler boyu sabahlayıp uğruna, boşluğa düştüğüm sevdiğim, bir tanem, gözbebeğim.. Yüreğimden mühürlendim sana.. Şiirler havalanıyor kuşlar gibi, şarkılar ağlıyor yokluğuna.. Sevgilim hayatı sende buldum ben, tükenirsem sen tüketirsin beni.

Yoksun, gittin, tek başına koydun... Bu nasıl bir özlemdir, kendi gövdem ateşten bir gömlek.. yanıyorum..Yetti artık, yetiş n'olur dayanamıyorum.

31 Temmuz 2007 22:04 | yorum ekleyin

Ben Kandan Elbise Giydim..

Kendinden birşeyler kattın
Güzelleştirdin ölümü de
Ellerinin içiyle aydınlattın
Ölüm ne demektir anladım

Yer değiştiren ben değildim
Farklılaşan sendin
Sendin bana gelen aynalarla
Sendin bana gelen sendin

Artık ölebilirdim
Bütün Ankara şahidim
Ben kandan elbiseler giydim
Bundan senin haberin var mı

31 Temmuz 2007 19:21 | 4 yorum

Ben Senin Beni Sevebilme İhtimalini Sevdim!!!

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam...
Ben seninle bir gün Veyselkarani'de haşlama yeme ihtimalini sevdim.
İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman
özlemeye başladım herkesi...
Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra..
Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı...
Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...
Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda,
solculuk oynamaya başladık..
Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla...
Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara ve
Türk Dil Kurumu'na inat bir Türkçeyle...
Ağbilerimizden öğrendik, S harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi..
Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri.
Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben.
Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim..
Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak..
Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu..
Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.
Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim
Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım
Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece
Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde, ama sen yoktun
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde
Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu
Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum.

Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.

Yaz sıcağı toprağa çekiyor da tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini
Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü
Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum
Muş ovasının yalancı maviliğini
Otobüs oluyordum bir süre
Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde
Otobüs oluyordum
Bir ülkeden bir iç ülkeye
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum.
Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin
Korkuyordum
Sonra iniyordum otobüsten
Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,
ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,
ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.
Çünkü sonunda annem oluyordum, babam kokuyordum sonunda..
Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
Ben seninle bir gün Van'daki bir kahvaltı salonunda
Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği
bir yol üstü lokantasında
Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında
Ben seninle herhangi bir insan elinin
terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim

Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim!

30 Ocak 2007 11:28 | yorum ekleyin

ÖLÜMCÜL SÖZLER BUNLAR…YAŞATAMADIM…

Bu gece göğsümden kan sızıyorum…
Fitili ateşlenmiş ,tahrip gücü yüksek bir veda havasında,
yüreğimin iklimi…
Tabut çivileriyle mıhlandığım bir yolda
Sesini duyuyorum gün ve gece cakışmasının…
Yıldırımlar düşüyor alın çatıma ,sabah ezanlarıyla…
Dar bir odada,gürültüyle kapanan demir kapıların ,
paslı ağırlığı çöreklenmiş üstüme…
Dağladım uysal hücrelerimi,dokunmayın bana…
Küskün bir ay dokunmuş,imlası bozuk alfabeme…
Kendi devrilmişliğime ,devrik cümleler tüketiyorum…
Cinayet süsü verilmiş intiharlar tasarlıyorum zihnimde..
Git gide ağırlaşan hükümlülüğüme,
ağırlaşmış müebbetler ekliyorum.
Ateşe verilmiş barikatlar kuruyorum,
tımarhaneye dönüşmüş odamın kapısına.
dokunmayın bana..ölümcül bu sevda
Kirpiklerimde ağırlaşan tuzlu suların
gel-git leriyle uzanıyorum taş uykulara…
Sıçrayarak uyanıyorum sensizlikte…

"söyle hangi durağa yaslanmaktasın.."

Aşk’a son ayaklanışımızda bulduğumuz o şiir,
kanayarak dökülüyor şimdi dudaklarımdan…
Gönlüm bomboş bir savaş alanı ,
yağmaladığım kadar yağmalanıyorum..

Bu gece göğsümden kan sızıyorum…
Tam şuramda,sol yanımda kaldı parmak izin…
Keskin bir ışıkla gölgelendirdiğim gözlerini unutmadım…
Bende kaldı işvebaz bakışların…
Yeni sökülmüş bir tırnak acısı kadar sinsi bir ağrının koynundayım…
Uykusuzluk nöbetlerinin azdırdığı ,uyuyamam nöbetlerinde;
İçimdeki öfkenin yıldırımlarıyla yanıyor ormanlarca yeşil ağaçlarım…

“söyle hangi kapının eşiğindesin”

Sancılı bir sevinci yeni toplamışken daha,
kapkara hüzünler yerleşti içime…
oysa hesapsızca başlamıştım içimdekileri dökmeye.
Uzaktan başlamıştım çırpmaya ellerimi…

“söyle hangi yolculuğun başındasın”

Kaç kere bağırdım arkandan…yoktun…
O günden sonra bende sustum…
Şimdi ya vazgeçip düşeceğim bakışlarından,
Ya da asacağım kendimi kirpiklerinin darağacına…

Ahh yüreğim …
Ala bir taysın daha..boş sözlere köpürüyor harflerin…
Yeter… doğ artık yeniden…vaktidir kendine rücu etmenin…
Öksür ve kekele …ve kus içinden öfkeni…
Ah deli Yüreğim;
Ölümcül sözler bunlar…yaşatamadım hiçbirini..
Çok kirlendik..kirlidir aşk…


Yüreğim ;
aldatılmayı kabul etmenin bilmem kaçıncı seherinde…
Öfkeli hüzünler çıkıyor kilitli kapılarımın altından usulca…
Günlerdir kalbime bıçak ucu gibi dokunup kaçan
arsız kelimeler saklı adımlarımda..
Sorgu gecelerimde bağırarak uyandığımsın..
Oysa bu kapkara taşlar arasında nasılda parlıyordu gözlerin…
Sanki meydan okuyordun içimde var ettiğim onca parçalanmış geçmişime …
Şimdi sırtımda iyice ağırlaşan geçmişimin karanlığında,
sana dökülüyor kelimelerim..
Bir bir soyunup atıyorum üzerimden bırakıp gittiğin ne varsa…
Geri çekiliyorum..
Tek bir söz bırakmayacağım giderken..
oysa tek bir söz yeterdi değil mi sevmelere…
artık ne yana yürüsem ,
hep bir adım ötemde duruyor uçurum…

Ben oyuncu değilim…direndikçe bittim…
Bahçeme vuran sarı ışık tutsaklığının uzayan gölgesinde,
düşlerimi kısaltıyorum,koşar adım yanılgılarımla…
Kaç çığlık eskittim,duvarları dumandan kaybolmuş “F” tipi odamda…
ve kaç ağlamak gömdüm sabrımın yastıklarına…
sen hiç bilmedin..
Kibrit çöpünde hep kısayı çeken yaşamlarım oldu benim..
hep vazgeçiş noktasında durdu sevgilerim…
Takvim savaşları başlattım aşkın koynunda… sen hiç bilmedin…

Bir hükümle sürgün edileli beri İstanbul’dan ,
hangi gerçeğin kapısını çalsam,yalana açılıdı bahçesi...
Yalanmış..
Ne sen kız kulesi gibi durabildin karşımda,
Ne ben bakabildim boğazın mavi gözleriyle sana..

Ama sen sağol fazla geldiğim kalabalıklarında..
Ben geceyarılarında dolaşıyorum,üstüm başım çatışma içinde…
Gecikmiş yağmurlarda ıslağım…
Ne zaman kaçıp gitsem tutsaklığımdan ,
upuzun siren sesleri geliyor ardımdan…
Süngüler ve ağır silahlar dayanıyor göğsüme..
Notası eksik tonlamaların..Bu şarkı temposuz…
coşkusuz uykulara uyuyuyorum…

Yinede sen sağol fazla geldiğim kalabalıklarında..
Benim özlemlerime pusu kurulmuş..
kuyular kazılmış derin derin…
Bağırıyorum kuyudan…
Sussam ,kelimelerin kalbinde canavar uyanır…
Konuştuklarım az geldi…şimdi bağırıyorum…

BEN DÖVÜŞEREK YENİLDİM…YOK VERİLECEK HESABIM...


Ciğerimde öksürten Ocak soğuğuydun...
Hastalandım...Dayanamadım ve kundakladım aşkı....
Tenimde ikinci derece yanıklarla,metruk bir hastane koğuşunda,
tüm müdahalelere rağmen kurtaramadılar,öfkeme yenilen sevdamı....

Ameliyat masasında doktorlar;
kan üstüne kan kustular,can kayıplarıma bakarak
"git ve kendine daha onursuz doktorlar bul.
Biz sana baktıkça kendimizi görüyoruz" dediler...

Kalın bir duvarla ayırmıştım hayatımı herşeyden...
Duvarın arkasından duymaya razıydım sesini...
Ama o duvar başıma yıkıldı bir gün...

Şimdi sabah kalkışlarım çirkin,
Yemeğim ekmek arası zıkkım..
yanımda ,hüznümü karıştırdığım bayat bir çay...
Geç gelen ölüm haberleri,ertelenen dönüş takvimleri bile,
böyle altı okka koymamıştı bana...
İri puntolarla yazılan SENİ SEVİYORUM lar ,
bu kadar nakışlanmasaydı kalbime...
ve doğum günü sayılmasaydı dönüş tarihim,
Böyle yakmazdım gemileri...

Hadi ver(in) etimi hırlayarak bekleşip duran itlere...
Dursun boğazımda kusamadığım cığlık..Suç benim..
Saklayamadım (g)izini kelimelerimin...

Sen ötede kaypak baharlara yürüyorsun,
Ben burada sözcükleri yumruklaya-tekmeleye komaya sokuyorum..
Dostluk puştluğun kolunda gülümserken,
ve suya yansıyan yalancı bir ışıkken sevdalar ..
Ben nasıl dövmem sözcüklerimi...

sudaki ışık kandırmaz beni ..
güneşin ışığı
denizin sonsuzluğu
dağların heybetli duruşuna vurgunum ben...


Bir deli taşı attı kuyuya;
Yaraladı içindeki Yusuf ‘ u…
Hırıltılı bir öfke yükseldi Yusuf’un zındanından…
“her şeyini veren Utanmamış” derler..Verdim…
Yıkıyorum şimdi Aşka uzanan kirli ellerimi…
Bilirim ne kadar ovsamda çıkmaz sevda lekesi..

Oysa saçlarından kızıllık çalmıştım,günbatımlarıma..
Sonra eğilipte duvarımda biten papatyaya ,
Sevdiğimiz türküleri fısıldamıştım her sabah..
Geç anladım..

BU OYUNDAKİ TÜM REPLİKLER YALANNNN…

Şimdi ağlamaklı bahçem..
Kana bulanmış geceden kalma,kirli çarşaflara uyuyorum…
Git artık !..daha ne bakarsın gözlerime…
Birazdan akbabalar gelecek çürüksü kokuma…

Varsın olsun!..
Yamamışım ağrıyan tenime şafak kızıllığındaki direncimi…
Yüreğimin zulasında hüküm sürer sevdam..
Kendi düşüme Düş/tüm ben…

Bu sevda binlerce Yusuf’u kuyuya atar da,
Sen üstlenemezsin Züleyha’nın tebessümlerini..
Hatam meyletmekti sana,
Bu yüzden dinmez cümle alem sözlerim,
geceye savrulan küfürlerim
Ama senin tüm savunmaların boşa çıkar,
yüreğimde parmak izlerin var..
Sakın gelme,ağlarsın duruşmalarda…
Gözlerinin neresinden dönsem kârdır bana…


Sen şimdi anlamını yitirmiş bir bildirinin;
boş bir odada gizlice yakılışı gibi,
geçip gittin yaşamımdan..
Geride yoksul ve muhacir bir söylenti kaldı...

Biliyorum;
Cesaretimin çılgınlığı aldattı beni...
Sevdana koşarken duyduğum yalancı tezahüratların,
faka bastırdı gözlerimi..Karanlığaymış düş(üş)üm...
Şimdi el yordamıyla arıyorum geldiğim yönü..
Nerde özgür düşlerin...sıcak gülüşlerin...
Tenine bilendiğim sen değilsin..
Kaporası ödenmiş bir aşkın; Piç kalmış yalnızlıklarında,
ölüm haberleriyle kamburlaşmış sırtıma,
yalan methiyeler dizen dudaklarını,
boğazımdaki neşter izlerine eş tutuyorum..

Beynimi kaldırmıyor başım...
Üşümüyor ayaklarım artık...Soğudum ,kaskatıyım...
Ahh ! şimdi bir İstanbul lodosu döve döve alsa içeri beni,
eritse buza kesmiş yüreğimi...

Ama düşmüşüm kayıtlarımı hayatından...
Ve andolsun ki yırtacağım dönüş takvimimi..
Saatlerin yelkovanına ,akrebi sokturacağım..
Biriktiricisi değilim aşkların...

Ey aşkım ;
Kanatlarınızdasınız işte,hadi şimdi uçun yollarınıza..
Yeterince büyüdünüz...

Dişlerim sıkılmış içim gibi ...Dönüyorum on adımda bir..
Kurşunlanmış düşlerimin yoksulluğunda yalnız...
Kalanları da ben kovaladım..
Kimse bilmez duvar yıkılmış üstüme..
Gece yarıları uykum kollarımda cansız...
Bir odada kapkara duvarda,
tozlu kalın yasa ciltleri arasında kayboldum...

"BULUN BENİM NOTAMI !...HANGİ ŞARKIDAYDI ?...

03 Ocak 2007 23:06 | yorum ekleyin

CANIMIN İÇİNE...!

BİRTANEM’e

Biliyor musun?

Varlığın benim yaşam gayem.

Biliyor musun?

Mutluluğun mutluluğum

Mutsuzluğunsa mutsuzluğum,

Biliyor musun?

Gülünce içi parlayan buğulu gözlerin

Benim ilacım sanki

Biliyor musun?

Yürüyüşün, oturuşun

Dimdik, mağrur, eğilmez duruşun

Benim onurum, gururum!

Biliyor musun?

Tanrıya duam,

Ben hayattayken bir yuva kurman,

Senin bebeğim, senin bana tattırdıklarını

Seninde tatman!

(V$F)

01 Ocak 2007 21:19 | yorum ekleyin

BİRTANEME...

Seni sevdim,
sevgilerin en güzelini vermek için.
Seni düşündüm gecelerce,
en güzel düşlerimde yaşattım seni.
Ne varsa sana adadım elimdekileri,
sana adadım, yüreğimin her zerresini.
Yanlızca sen sev istedim,
sen sar istedim, yüreğimin her köşesini.
Seni gördüm nereye baktıysam,
gözlerime işledim gözlerini.
Ve yalandan uzak,
en temiz sevdayla,
yarınlarımda bir sana yer verdim.
Bir tek, seni yazdım kaderim diye,
bir tek seni istedim, herşeyden çok.
Sen yoksan, anlamsız dünya, anlamsız yaşamak.
Sensizliği, ölümden bin beter bildim.

Gülüyorsam, mutluysam, bunca çileye inat,
bilirim ki, bu senin eserin.
Bir tek senin kollarındayken,
yaşamayı seviyorsam,
senin kollarındayken acıları siliyorsam,
her ne kadar kabul etmesende,
ben seni, daha çok seviyorsam,
biliyorum ki, bu senin eserin......

Ve, hiç bir zaman anlatamam, seni sevmenin tadını.
Ve, doymaz yüreğim,
doymaz ellerim, bedenim, seni sevmeye..
Bunca sene sonra seviyorsam kendimi,
sen sevdiğin içindir beni.
Ve seviyorsam seni,
bana sevmeyi öğrettiğin içindir.
Sevebildiğim tek insan, sen olduğun içindir.
Biliyorum ki;
ne zaman dolsa gözlerim, bir an acıyla,
sen sileceksin gözyaşlarımı.
Ne zaman sarılacak bir beden arasam,
sen saracaksın beni.
Ve, senin sıcaklığında tanıyacağım şefkati.
Seninle gülecek, seninle ağlayacağım.
Benim bildiğim tek gerçek,
sen olacaksın hep.
Ve ben,

en güzel şiirlerimi sana saklayacağım,
en güzel düşlerimi sana..
Sen yeter ki,
yarınlarda, bugünkü gibi, sev beni.
Senin sarhoşluğundan, hiç ayılmasın yüreğim.
Ve, ecele kadar,
benimle kal, yanlız benimle.
Seviyorum seni,
ve bir ömür yaşatacağım,
yüreğimde SEVGİNİ............
BİRTANEM

01 Ocak 2007 18:29 | yorum ekleyin


< Geri     1 2 3 4 5 6     İleri >

reklamlar

blog etiketlerim

-

ark siteler:  nedir ne demek,  türkçe dil araçları

biz kimiz? | yasal bilgiler | beni oku | iletişim 2006-2007 © alanturka.com 12.0.892