Tüm punkları siteme bekliyorum.Paylaşımlarınızı sunmak için....
24 Haziran 2007 21:54 | yorum ekleyin
-050_jp50.jpg)
Serseri müziğidir punk. Müziği yapan da dinleyende serseridir. Serseri olduğunu kendine hatırlatmak için dinlenir, karşındakine hatırlatmak için yapılır. Hem anarşist bir iştir hem de nihilizm kokar. Böyle bir şeydir işte punk. Aslında müzikte değildir. Bir tavır, bir isyan biçimidir.
Hakan Günday, Sid Vicious için “punkın vücut bulmuş hali” derdi. Çok haklı. Soyadını “Vicious” olarak değiştiren bu manyak adam, tüm dünyayı ayaklandıracak bir akımın baş aktörlerinden biri olacağını kestiremezdi herhalde yetmişlerde. Zaten böyle bir niyeti olduğunu da zannetmiyorum, biraz daha asit ve sağı solu kırmaktı gayesi. Londra, tüm asilerin şehri, isyanın filizlendiği şehir oldu. Önce sahneye çıkıp 30 saniyelik şarkılarla tokat attılar seyircilerine, sonra küfür kıyamet saldırdılar var olan her şeye.
Mohikan saçlar, her yere takılmış iğneler, dar pantolonlar görünür oldu sokaklarda. Asi gençlik sevmişti bu punk işini. Amerika’da boş durmadı tabi bu yeni gelişmeye. Hemen üretti kendi punk-rock müziğini ve davet etti İngiliz akranlarını ülkeye. Sex Pistols sahne aldığı ilk Amerika turnesinde birçok şehre gidemedi. Konser verdiği her yerde kafalarına şişeler atıldı ama Sid, suratındaki sinsi gülümsemeyi hiç bozmadan, gitarının üstüne kan damlarken sol basmaya devam etti. Kim bilir, belki de kafası asitli olduğundan hissetmemiştir, belki de karşısındaki kızgın kalabalık keyif vermiştir ona. Kalabalıktan birileri “çalamıyorsunuz” diye bağırdı, Johnny Rotten sadece “Ee n’olmuş?” demekle yetindi. Çünkü punk iyi müzik yapmakla alakalı bir şey değildi.
The Clash, punkın yeni sesi, yeni soluğu oldu. Pistols gibi vahşi ve yıkıcı değildi. Yıktığının yerine ne koyacağıyla da ilgiliydi. Joe Strummer, punk felsefini ortaya koymuştu artık: “Sen de yapabilirsin!”.
Tanrı kraliçeyi korudu mu gerçekten bilinmez ama punk büyüdü ve tüm dünyayı sardı. Hippiler gibi zararsız değildi bu sefer gençlik. Her şeyi yıkmak, her şeye zarar vermek istiyordu. Ahlak anlayışı altüst olmuş, hiçbir şeye değer vermeyen bir gençlikten daha tehlikeli bir şey olamazdı. Müdahale edilmeliydi ve edildi.
Punk, artık Che Guevera resmi, barış işareti gibi bir marka olmuş, ipini koparan kendine punk demeye başlamıştı. Cumartesi punkları giderek artıyor, yırtık pantolonlara tonlarca paralar veriliyordu.
İnsanların uğruna öldükleri bayraklarla kıçlarını silen bu adamlar, yerlerini MTV’de klipleri dönen çoluk çocuğa bıraktılar.
“Punk öldü” diyenlere müzik marketlere değil, sokaklara bakmalarını tavsiye ederim. Punk, ölemeyecek kadar dinamik bir tavırdır. Müzikle isyanın birleştiği her yerde punk vardır.
24 Haziran 2007 14:37 | yorum ekleyin
< Geri 1 İleri >