Tamanen Bilimsel Tarihsel Gerçeklere Dayanmaktadır....

28 Ekim 2007 19:21 şikayet

İSTİKLAL SAVAŞI TÜRK IRKININ ZAFERİDİR..



''Bu vatanı düşmanlardan sadece Türkler değil, kürtlerle Türkler beraber kurtarmışlardır. Ancak Atatürk ortaya bir Türklük dehşeti saçıp, kürtleri sindirmiş ve kürtlerin haklarını vermemiştir. Yani devletin kurucu unsuruna kürt halkını eklememiştir.''

İşte kürtçü DEHAP takımı bu fikri savunarak her alanda kürt propagandası yapar. Devletin resmi organları ve bizim milliyetçi camia ne hikmetse kürtçü DEHAP tezlerine karşı çıkacağı yerde ''kürtleri kazanalım'' parolasıyla bu tezlerin hemen hemen aynılarını savunmuşlardır. ''bu devleti kürdüyle Türküyle birlikte kurduk, Çanakkale savaşında beraber savaştık'' söylemleri son 20 yılda adeta resmi politika haline geldi. Devlet ve bazı milliyetçi ağabeylerimiz kürt tezlerinin aynıları savunarak bir anlamda kürtçülere hizmet ettiklerini anlayamıyorlardı. Bu tezler o kadar taraftar topladı ki yalnızca kürtler değil bazı Türkler bile devleti beraber kurduğumuza ve Çanakkalede birlikte savaştığımıza inanmışlardı. Bu tezlere inanan Türk ırkının evlatları tepkisiz, tavizkar bir insan haline geliyorlardı.


Peki gerçek neydi? Hakikaten kürtlerle beraber mi kurulmuştu bu vatan?


İstiklal savaşımız yıllarında kürtlerin nüfusu sadece 300,000 kadardı. Bu nüfusun büyük çoğunlugu Güney doğuda 'sarp dağ köylerinde' yaşıyordu. Sadece azlık bir kısmı birkaç şehirde bulunuyordu. Kurtuluş savaşımıza hiç bir katkıda bulunmadıkları gibi çıkardıkları isyanlar ve kurdukları cemiyetlerle Kuvayı Milliye ordularına ve Ankara Hükümetine ayak bağı olmuşlardır. Seferberlik emri çıktığında kürtlerin istisnasız tamamı askere katılmamak için dağlara kaçmıştır. Fakat bir kısmı inzibatlar tarafindan yakalanarak kısa bir süre hapiste yatırıldıktan sonra silah altına alınmıştır. Savaşa zoraki katılan bu kürtler en ufak bir işe yaramamış, bir kısmı tek kurşun bile sıkmadan karşılarına çıkan ilk düşman birliğine teslim olurken, diğer bir kısmı da cepheden firar etmiştir. Düşmana teslim olmaya veya cepheden firar etmeye fırsat bulamadan bir kaza kurşununa denk gelenlerin ise adı "şehit" olmuştur. Bunların sayısı bir elin parmaklarını geçmez.


İstiklal savaşımızda Türk ırkının evlatları yaşlı - genç, kadın - erkek demeden cepheye koşarken kürtlerin bir kısmı Kuvay-ı Milliye ordularına karşı isyan ediyor, bir kısmı savaşmamak için dağların doruklarına saklanıyor, okuması yazması olan kısmıda İngiliz parasıyla kurdukları cemiyetlerle Türk milletine zarar veriyorlardı.


Kürtlerin KURTULUŞ SAVAŞIMIZ sırasında çıkardıkları önemli isyanlar:


1- ALİ BATI İSYANI: (11 mayıs-18 ağustos 1919) Ali Batı isimli kürt, Midyat'ın güneyinde hayatlarını sürdüren bir aşiretin başına geçer ve İngilizlerden yardım alarak isyan eder. Amacı burada bir kürdistan devleti kurmaktır. Yaklaşık bir ay süren ve çevre yerleşimlere de yayılan bu kürt isyanı Yüzbaşı Yusuf Ziya ve emrindeki askerler tarafından bitirilir ve Ali Batı öldürülür.


2- CEMİL ÇETO İSYANI: (7 haziran 1920) Bahtiyar aşireti reisi Cemil Çeto tarafından Fransız ve İngiliz yardımıyla çıkarılmıştır. Kürt Teali Cemiyeti'nin vasıtasıyla Doğuda bir kürdistan kurulması amaçlanmıştır. Cemil Çeto denen kürt, kısa sürede yakalanmış ve öldürülmüştür.


3- KOÇGİRİ İSYANI: (6 mart-17 nisan 1921) Türkler İstiklal savaşı verirken, kürt eşkiyalar 1920 sonlarında Erzincan, Tunceli, Sivas ve çevresinde pislik saçıyorlardı. Koçgiri aşireti reisi Haydar Bey Kürt Teali Cemiyeti'nin bir şubesini İmranlı'ya açmış ve merkezi yönetime karşı geliyordu. Biraz palazlandıklarında bölgede asker kaçaklarını arayan Türk ordusuna savaş açtılar ve bölgenin kürdistan olmasını istediler. Görüşmeler ile bir sonuç alınamayacağını anlayan Ankara hükümeti bu isyanı bastırdı ve isyancılar teslim oldu.


4- MİLLİ AŞİRET İSYANI: (24 ağustos-8 eylül 1920) Urfa'da Milli Aşiret tarafından çıkarılan ayaklanmadır. Milli Aşiret'in reisi İsmail ile birlikte Halil, Bahur, Abdurrahman ve Mahmut adlı elebaşıları, Doğu'da bir Kürdistan Devleti kurmak düşüncesi ile ayaklanmışlardır. Büyük bir kuvvetle harekete geçen asiler, Viranşehir'i aldıktan sonra Karakeçi Aşireti'ne mensup olanları öldürmüşler, fakat daha sonra yapılan çatışmada, büyük çoğunluğu ortadan kaldırılmıştır.


Bunlar yalnızca kürtlerin Kurtuluş Savaşımızda ki isyanlarıdır. Kürtler son 150 yılda otoriteye karşı 38 defa isyan ederek adeta bir rekor kırmışlardır. Bu gün Musul, Kerkük sınırlarımız dahilinde değilse bunun sorumlusu 1925 yılında devlete karşı ayaklanan Şeyh Said ve çevresidir.


Görülüyor ki kürtlerin Kurtuluş savaşımızda Türk ırkına en ufak bir yardımı olmadığı gibi çıkardıkları isyanlar ve kurdukları cemiyetlerle (Kürt teali cemiyeti, Teali islam cemiyeti vs.) bizi sırtımızdan vurmuşlardır.


Hala Kurtuluş Savaşımızda kürtlerin yardımı var diye iddia eden varsa onlara yarım milyona yakın can kaybımızın olduğu Kurtuluş savaşımızda bazı şehirlerimizin şehit sayısını yazmak istiyorum.

Van 36
Tunceli 30
Mus 8
Mardin 7
Kars 2
Adiyaman 12
Bitlis 63
Bingöl 8
Siirt 40
Diyarbakir 49

Bu şehirlerimizin o yıllarda nüfusunun büyük bölümünün Türk olduğunu da unutmayalım.


Türkiye'de yaşayan kürtlerin PKK propagandasının etkisinde kalarak isyan etmelerini istemeyen Devlet'in ilgili birimleri, 1980'li yılların sonlarında Çanakkale Şehitliği'ne kürt isimleri ilave etmiştir. Amaç kürtlerin beynine "Türk ile kürt kardeştir, bakın biz beraberce savaşarak bu vatanı kurtarıp cumhuriyeti kurduk, bu ülke hepimizindir" fikrini sokarak uslu durmalarını sağlamaktı. Fakat uğraş ters tepmiş, hiç bir işe yaramaması bir yana kürtçülerin tezlerinede kaynak olmuştur.



KURTULUŞ SAVAŞIMIZ DA DİĞER ZAFERLERİMİZ GİBİ TÜRK MİLLETİNİN ZAFERİDİR. BU SAVAŞ KÜRTLERLE BİRLİKTE DEĞİL, KÜRTLERE RAĞMEN KAZANILMIŞTIR...

Bütün Kürtlere Sırac Bilgin "Barzani "isimli kitabını tavsiye ederim. Biz Çanakkale'de, Dumlupınar'da, Vatan topraklarının dört bir tarafında düşmana karşı canla başla savaşırken, kürtlerin ne yaptığını bizzat kürtlerin ağzından ve belgelerle anlatıyor. Hatta o kitabı her kürt kardeşlikçisi de okumalı, okumalı ki kardeşlerini iyi tanısınlar


insan_

09-08-2007, 12:09

Osmanlı'ya Yavuz Sultan Selim zamanında rızalarıyla katılan Kürt aşiretleri, o dönemden 20. yüzyıla dek imparatorluğa önemli askeri katkılarda bulundu. Kürt tarihi konusundaki önemli Batılı uzmanlardan David McDowall'a göre Kürtler genellikle kendi yaşadıkları Doğu Anadolu yöresinde Osmanlı ordusuna hafif süvari olarak destek verdiler, öncülükte, saldırı ve küçük çaplı çatışmalarda önemli rol oynadılar.
Sultan Abdülhamid, kendi adını vererek kurduğu 'Hamidiye Alayları' ile Kürtleri bölgede önemli bir askeri güç haline getirdi. Hamidiye Alayları özellikle Ermeni çetelerine karşı başarılar sağladı, 1. Dünya Savaşı yıllarında ise (adları 'Aşiret Alayları' olmuştu) Rus işgaline karşı direndiler.
Zaten genel olarak 1. Dünya Savaşı'nda Kürtler imparatorluğa büyük bir sadakat gösterdi. Doğu Anadolu'daki Osmanlı kuvvetlerinin büyük bölümü Kürtlerden oluşuyordu. Binlerce Kürt asker, Sarıkamış'taki Üçüncü Ordu'da, Çanakkale'de ve diğer cephelerde şehit düştü. Merkezi Elazığ'daki 11. Fırka (Tümen) ve merkezi Musul'da bulunan 12. Fırka Kürtlerden müteşekkildi.

Kurtuluş Savaşı
Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıktığında Kürtlerin sadakatinin farkındaydı ve daha önce Diyarbakır'da 16. Kolordu'da görev yaparken tanıdığı bu insanlara güveniyordu. 16 Haziran 1919'da Kâzım Karabekir Paşa'ya yolladığı şifrede, "Doğu vilayetleri halkının, Ermeni çetelerinin acımasızlığına ve taarruzlarına hedef olmuş, en büyük felaketi görmüş bir unsur olmak sıfatıyla, birlik ve fedakârlık lüzumunu en önce takdir ettikleri iftiharla görülmektedir" diyor ve şöyle devam ediyordu: "Bu sebeple ben Kürtleri de bir öz kardeş olarak ağuşumuza (bağrımıza) katıp tekmil milleti bir nokta etrafında birleştirmek ve bunu dünyaya Müdafaa-i Hukuku Milliye cemiyetleri vasıtasıyla göstermek karar ve azmindeyim."
Zaten Kürt aşiretleri de, 'din ve vatan uğrunda açılacak mücahedeye katılmaya hazır olduklarını', Kâzım Karabekir Paşa'ya bildirmişlerdi. Erzurum civarındaki Kürtler, İstanbul'un İngiltere tarafından işgaline çok üzülmüş ve ilgili makamlara yolladıkları bir telgrafta "Hilafet ve Saltanat makamının uğradığı tecavüz ve ihanetin tazmini ve mevcudiyet ve istiklalimizin temini için son damla kanlarımıza kadar mukavemete ahdediyoruz" demişlerdi. Atatürk, Kürtlerin bu hassasiyetlerini gözeterek ve kimliklerini onore ederek, onları Milli Mücadele'ye kazandırdı. Hamidiye Alayları'ndan kalan Kürt milisler önce Müdafaa-i Hukuku Milliye cemiyetlerine sonra düzenli orduya katıldılar. Urfa ve Maraş'ın düşman işgalinden kurtarılmasında çok önemli roller üstlendiler. İsmet Paşa'nın ifadesiyle, "Milli Mücadele devamınca canla başla gayret gösterdiler."

Sevr'e protesto
Kürtlerin içinde 'bağımsız Kürdistan' kurmak isteyen küçük bir milliyetçi grup vardı. Başlarında Şerif Paşa'nın bulunduğu bu 'Jön Kürtler,' İtilaf Devletleri ile anlaşarak önce Kasım 1919'daki Paris Konferansı, sonra 10 Ağustos 1920'deki Sevr Anlaşması'nda boy gösterdiler ve Sevr'e, 'Kürt halklarının Türkiye'den bağımsızlık elde etmeleri' yönünde bir madde eklettiler. Ancak bu kadro, Doğu Anadolu'daki Kürt liderler tarafından şiddetle kınandı. Erzincan'dan 10 ayrı Kürt aşiret lideri, Fransız Yüksek Komiserliği'ne, 'Türklerin ve Kürtlerin soy ve din itibarıyla kardeş olduklarını' vurgulayan protesto telgrafı yolladı. Bediüzzaman Said Nursi, Ahmet Arif ve Mehmet Sıddık, Kürtler adına yayımladıkları ortak yazıyla, Sevr Anlaşması'nı lanetledi. Kürt din âlimleri de Milli Mücadele lehinde Anadolu müftülerinin yayımladığı fetvayı imzaladılar.
Lozan görüşmeleri yapılırken Batılı devletlerin Kürtleri 'azınlık' olarak görmekte ısrar etmeleri üzerine ise Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey, 3 Kasım 1922'de Meclis kürsüsüne çıkıp şöyle demişti: "Avrupalılar diyorlar ki, 'Türkiye'de yaşayan akalliyetlerin (azınlıkların) en büyüğü, en kesretlisi (kalabalığı) Kürtlerdir.' Bendeniz Kürdoğlu Kürdüm. Binaenaleyh bir Kürt mensubu olmak sıfatiyle sizi temin ederim ki Kürtler hiç bir şey istemiyorlar. Biz Kürtler vaktiyle Avrupa'nın Sevr paçavrası ile verdiği bütün hakları, hukukları ayaklarımız altında çiğnedik ve bütün manasıyla bize hak vermek isteyenlere iade ettik. Türklerle beraber kanımızı döktük, onlardan ayrılmadık ve ayrılmak istemedik ve istemeyiz."
Bir sonraki celsede ise Bitlis, Erzurum, Kastamonu, Mardin, Muş, Siirt, Urfa, Pozan, Diyarbakır, Van milletvekillerinin hepsi şu cümlelerin altına imza attılar: "Türk, Kürt bir kütle-i vahidedir. Kürtler, hiç bir vakit Türkiye camiasından ayrılamaz ve bunu ayırmak için hiç bir kuvvetin tesiri yoktur." (Kaynaklar ve daha fazla detay için
Bkz: Mustafa Akyol, 'Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek', 2006)
'Soy ve din kardeşi' oldukları Türklerle birlikte Türkiye için canlarını ortaya koyan tüm bu 'çılgın Kürtler'in bugün kemikleri sızlıyor olmalı. Çünkü Kürtlük adına hareket ettiğini ileri süren bir terör örgütü 30 binden fazla vatandaşımızı katletti ve hâlâ da kan dökmeye devam ediyor. Türkiye'ye ve Türklüğe karşı fanatik bir nefretle dolu etnik Kürt milliyetçiliği, hem Türklere hem de Kürtlere acı ve ölüm getiriyor. Öte yandan da bir grup marjinal Türk ırkçısı, 'tarih boyu Kürt ihaneti' masalları uydurarak, Kürt vatandaşlara karşı husumet körüklüyor.
Türkiye'nin etnik bir gerilime sürüklenmemesi için, iki etnik milliyetçiliği de yenmemiz gerek. Ve bunun bir yolu 'çılgın Türklerin ve Kürtler'in gerçek hikâyesini yeniden hatırlamak. 'Bir hilal uğruna' birlikte savaşmış ve can vermiş o yüzbinlerce şehidin hatırası, Türkiye'nin bölünemezliğinin en dramatik işareti olsa gerek.



yorum eklemek ister misiniz?
Yorum ekleyebilmek için üye olmalısınız, üyeyseniz giriş yapmalısınız.

reklamlar

son yorum alan yazılarım

-

blog etiketlerim

-

desteklediklerimiz: nedir ne demek,  büyük türkçe dizin,  tasda

biz kimiz? | yasal bilgiler | beni oku | iletişim 2006-2007 © alanturka.com 14.0.363