blog

TURNALAR - 2 (Suat TUITAK- Şiirlerim)

TURNALAR - 2xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

 

Yârin sılasından geçen Turnalar
Benim haberimi size sorarsa
“Toprak mekân oldu…” diye söyleyin
Ağlamaktan görmez oldu demeyin
Aşkı için yandığımı bilmesin
Gururlanıp gevrek, gevrek gülmesin.

Yârin yaylasından uçan Turnalar
Eğer yârim benden haber sorarsa
Ardı sıra gittiğimi söyleyin
Mecnun gibi çöle düştü demeyin
Türkü türkü yandığımı bilmesin
Kibirlenip ardım sıra gülmesin

Uçan kuşlar, fırtınalar, boranlar
Her ah çekiş yüreğimi paralar
Dağlar, taşlar haberimi soralar
Sakın ola, feryadımı demeyin
Zalim yârim bu acımı bilmesin
Düşmanlarım gülsün, yârim gülmesin

Gece, gündüz birbirini kovalar
Yar eli değmezse olmaz yaralar
Ak üstüne giyilir mi karalar
Avını öldürmüş Atmacalar
Mahşer günü beni ondan soralar
Sakın yâre söylemeyin bilmesin

Selam söylen, selam söylen o yâre
Onu sevmekten başka yok ki çare
Gönül ona konmuş gayri ne çare
Yaralı kalbim aşkından biçare
Çok söyledim, sözüm geçmiyor yâre
Öldü sansın bu halimi bilmesin

Gidende de allı Turnam gidende
Fersah fersah yar üstünden geçende
Allı, güllü yar bağına girende
Yardan haber var mı diye gülende
Gözyaşları al yanağa düşende
Ölmüş deyin, hallerimi görmesin

Allı Turnam yar hatrımı soranda
Bizler gördük ağlar idi demeyin
İki büklüm acı çeker bilmesin
Sakın ola önüm sıra gelmesin
Keramet bendedir diye gülmesin
Ölmüş idi, yaşar buldum demesin

Yârin üzerinden uçan Turnalar
Gönül acısını bilen Turnalar
Sevgiliye haber salan Turnalar
Onulmaz sevdamı gören Turnalar
Ulaşın yârime garip kalmasın
Dolanın beline hasret ölmesin

Turnalar, Turnalar allı Turnalar
Ayrılmış yurdundan gamlı Turnalar
Davullar kurulmuş, çalar zurnalar
Güzeller toplanmış elde aynalar
Düğünler yapılır, vurur davullar
Analar ağlaşır, yanar kınalar
Tutuşmuş odunlar kaynar kazanlar
Ay karanlık olmaz olmuş sabahlar
Alev almış yürek, ağlar ormanlar
Göçler sona ermiş, dönmez Turnalar…

23. 06. 2008
Suat TUTAK 
      

SON AKŞAM KIZILLIĞI KADAR… (Şiirlerim)

 

Attığın adım son olabilir…
İyi düşün, iyi değerlendir
Son akşam kızıllığı kadar
Kaldı vaktimiz,
Ardından gece karanlığı…
Karanlık gecelerin karanlığında
Bir kara nokta gibi sevdamız
Kaybolup yok olmaya başlayacak
Son gün zamanı kızıllığın
Yerine karanlık gelmeden
Akşamın son kızıllığı sona ermeden
Sabah olmayacak kadar uzun
Bitimsiz gece saatleri başlamadan
Belki seninle günün son anlarına
Son anların son dakikalarına
Saniyelerine gelmiş olacağız…
Gel inat etme,
İnat etme de,
El ele girelim…
Karanlık noktaların karanlık kucağına…
Son olabilir attığın adım,
Son akşam kızıllığı kadar kaldı vaktimiz,
Ardından gelense gecenin karanlığı.
İyi düşün, iyi değerlendir
Bunlar günün son kızıl ışıkları
Bu kızıllıkların ömrü kadar kaldı vaktimiz
Ardından gelen gecenin karanlığı…
Karanlık saçları gecenin
Yollarımızı kaplamadan
Yollardaki her kum zerresi
Kızıl ışıklarda,
Yakut rengine dönüp, tutuşmadan
Kan rengine dönerken ışıklar,
Sevda gariplerini boğmadan,
Gel inat etme…
İnat etme ne olur gel.
Gecenin özel vaktine
Birlikte el ele girelim…
Dağların doruklarında ufuk
Aslının saçları gibi tutuşmadan,
Kan kırmızısından,
Mor kırmızısına dönmeden,
Sözlerimi
Sevdamızı
Aşkımızı
Son kez olsun
Bir kez daha düşün…
Dönüşü olmayan yoldur bu gittiğin…
Kalbine gelen kanlar,
Taşıp ayaklarına varmadan,
Dudaklarından sızıp,
Parça parça yere düşmeden,
Boğazında hıçkırık oturup,
Düğüm düğüm olmadan,
Her attığın adımdan sonra
Dönüp dönüp
Yavru ceylan gibi
Ardına bakmadan
İçin erirken
Süzülen gözyaşların
Yanaklarından dudaklarına varmadan
Son kez bir daha düşün…
Son olabilir bu attığın adım
Akşamın son kızıllığınca kaldı vaktimiz
Bak geliyorsun son denilen
Gece karanlığı ömrün…
Sevdamız gecenin karanlığında
Son nokta olup kaybolmadan
Leyla ile Mecnun gibi
Birimiz çöllere,
Birimiz toprağa düşmeden,
Işıl ışıl mehtap
Pırıl pırıl gece
Ay karanlığa dönmeden,
Gel, duy sevdanın feryadını
Feryadını duy kalbinin,
Aşkın yüceliğine inan
İnan, sevmenin kutsallığına…
Henüz vakit dolmadan,
İki adım sonra durup,
Saç tellerini
Tek tek yolmadan,
Son kez daha düşün…
Şu ardına dönüp dönüp bakışın
Damla damla yaşların uzaması,
Zerre zerre kalbinin erimesi,
Belki de benden bu son kaçışın,
Kollarını bana son açışın,
Son nefesin, son af isteyişin,
“Ne olur, affet..!” deyişin olabilir.
Parçalanmış bir yürek,
Horlanmış bir sevda,
Hiç yaşanmamış bir aşk,
Bu son anında,
Yolunu kesebilir…
Ya da başlayan gecenin karanlığında,
Kara bir nokta gibi geceye karışıp,
O karanlıklarda yok olabilir…
Bak akşamın son karanlığı kadar
Sonlanan ömrü, son anı kadar
Kalmış olabilir vaktimiz…

17.04.2008
Suat TUTAK

 

VAR OLMAKTIR SEVMEK…(Şiirlerim)

 

Bence bir ilkbahar sevincidir
İleri yaşlarda sevmek.
Sevmek…
Delilercesine tutulmak.
Belki zordur,
Belki gülünç gelebilir,
Belki kimilerine göre ayıptır da,
Belki de menopozun çılgınlığı,
Belki de üç otuzunda ilkbahar sevincidir,
İleri yaşlarda sevmek…
Pembe güllerin
Mor salkımlı üzüm gibi tatlandığı
Çok olgunlaşan karpuzun,
İçini yemeye başladığı,
O olgunluk tadı,
Yeni doğum yapmış annenin
Ağız sütündeki o değerli mineraller
Ağzında bal sakızı ile
Boynunu bükmüş
Olgun taze incirin
O vazgeçilmez tadı…
Petek balının
Ağızda dağılan
İnsanın içini bayan tadı
İşte öyle bir şey bence,
Öyle bir şey,
İleri yaşlarda sevmek…
Yeni yürüyen bebeğin,
İlk adımını attığı anki sevinci,
Bir zafer kazanmış gibi,
Divana ilk çıktığı anki mutluluğu,
Sevildiğini anlayınca,
Gösterdiği cilve naz mimikler…
Azarlandığı,
Ya da korktuğu anlar,
Güvenli bir limana sığınır gibi,
En yakın büyüğüne,
Kollarını açıp koşması,
Kucağına atılması,
İşte onun gibi bir şey,
İleri yaşlarda bulunan sevda…
Yalnızlıktan kaçış,
Önemsenmek arzusu,
Sevildiğine inandığı,
Başını koyabileceği,
Güvenli, emin bir omuz bulma isteği…
Horlanmaktan,
Hiç olmaktan,
Yalnızlıktan,
Belki, yaklaşan gerçekten
Ölümden kaçış bir çeşit…
Öylesine arzu sevda umudu.
Bu sözler,
Bu anlatımlar
Yaşlıların aşkını anlatan
Yalnızca birkaç tatlı tarifi
Güzelliklerin anlatımı…
Ya anlatılmayanlar,
Ya da anlatılamayanlar…
İşte orada saklı asıl aşk,
Gerçek sevdanın tarifi…
Oysa sevdayı hiçbir söz anlatamaz ki…
O yalnızca yaşanır, yaşatılır.
Senden öte,
Seninkinden yüce,
Bir sevda daha vardır ki,
İşte, asıl onun önünde eğilir,
Kul, köle olur, feda eder kendini insanlar
Sen onu bilir misin?
O sevda erişilmez bir tutkudur,
O tutku ki,
Vatan sevdasıdır,
Bayrak sevdasıdır…
Ülke sevdasıdır,
Yurt sevdasıdır,
Özgürlük sevdasıdır,
Yeri, zamanına göre,
O sevda senin sevdandan da yücedir.
Öncedir…
İşte böyledir Türk’ün aşkı, sevdası
Biz aşkı sevdamızı,
Evimizi, çocuğumuzu
Ve de canımızı,
Yurt sevdasına kurban ederiz…
Armağan, feda ederiz.
İnançlıyız, imanlıyız
Bilinçliyiz, bilgiliyiz
Yeri gelince, tek bir can, tek vücutluyuz.
Bu sevdamız,
Şehidin son anında dudaklarında beliren,
Bir gülücük kadar güzeldir…
Sevdalıdır,
Kutsaldır,
Yücedir,
Yücelerden yüceye taşıyan,
Yüce bir basamaktır,
Var oluşun,
Var oluş kaynağıdır sevdamız.

19.04. 2008
Suat TUTAK

 

01 Kasım 2008 18:46 | yorum ekleyin


< Geri     1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11     İleri >

reklamlar

blog etiketlerim

-

desteklediklerimiz: nedir ne demek,  büyük türkçe dizin,  tasda

biz kimiz? | yasal bilgiler | beni oku | iletişim 2006-2007 © alanturka.com 12.0.847