BİRKAÇ GÜN SONRA BİR BURUK BAYRAM DAHA YAŞAYACAĞIZ...
13 Aralık 2007 00:35
şikayet
| etiketleri:
bayram, kurban, ibadet
DENGE 11 Aralık 2007
Suat TUTAK xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Biliyorum; sevgili okuyucularım, neden böyle bir başlık attım diye merak edecek-ler... Neden mi, sebep mi yok ki? Kaç tane sayayım istersiniz? Söyleyin. Ben yine birkaçından söz edeyim. Bir kere; eskiler bu bayrama acı bayramı derler. Bu önemli... Aman bayrama kadar dikkat edin, üzerinizde, vücudunuzda bir eser, bir iz, bir acı bırakmasın... İkincisi; bu bayram sebebiyle birçok hayvan kesilecek, canı yanacak, canından olacak.. Görevini yapmanın yanında insanlarda bir burukluk, acı bırakacak. Her tarafı kanlar kaplayacak, hayvan sakatatları, kelleleri, işkembeleri, kemikleri çöp bidonlarını doldurup taşıracak. Hayvan ve doğayı severler bu görüntülere kızıp, isyan edip bir çok makamlara şikayette bulunacaklar. Bu olaylar hem mülki idare başkanının ve hem de belediye başkanının, belde amir ve müdürlerin başını epeyce ağrıtacak.
Öte yandan bazı kurum ve kuruluşlar; Kurban derinizi bana verin diye halka manevi baskı kuracak, diretecekler. Özel şahıslar satın almak için koşuşturacaklar. Velhasıl tam bir et pazarı, can pazarı olacak. Bir başka yön ise; aileler dar ve kısıtlı bütçeleriyle, hem kurban kesemediklerine, hem de çocuklarına bayramlık giysiler alamadığına üzülecekler.. Bayrama harçlıksız girecekler ona ayrı yanacaklar. Belki; S.S.K.’lı ve Bağ-Kur’ luların yüzü gülebilirse gülecek. Çünkü; hükümetin son anda aldığı bir kararla ay sonunda verilecek maaşları, bir-iki hafta öne alınıp, bayramdan önce verilecek. Elleri ve cepleri birazcık para görecek.. O da bayram üstü alışverişe gidecek pek bir şey anlayamayacaklar ya... Neyse, yine bayram üstü ellerine biraz para geçmiş olacak. İhtiyaçlarını iyi ya da kötü görmeye çalışacaklar.. Ama bayramdan sonra da öbür maaşa kadar sıkıntı üstüne sıkıntı çekecekler. Devlet Emeklisi, Emekli sandığı emeklisinin hali ise daha da vahim bu bayram. Çünkü; ayın başında maaşlarını alıp borçlara dağıttılar. Ellerinde para kalmadı. Şuan parasız durumdalar. Ne bayram ihtiyacını görecek, ne bayramda harcayacak, ne de bayramdan sonra ay başına kadar geçinecek paraları yok... Onların durumu içler acısı... Dar gelirli değil misin? Bir bakıma yaşamaya hakkın yok gibi... Gibisi, belki de fazla. Yaşamaya hakkın yok. Şu gelip geçen hükümetler; kim olursa olsunlar, bugüne kadar hiçbiri de memlekette şu yoksul insanın yüzünü bir türlü güldüremedi...Ekonomiyi düzelterek, sosyal adalet dengesini bir türlü kuramadılar. Yazık... Çok yazık bu ülkenin insanlarına. Bir avuç mutlu azınlık var, ülkede yaşayan, tüm devlet imkanları oraya yöneltiliyor... Öbür tarafta, her şeyin, herkesin, her kesimin yükünü taşıyan gariban, dar gelirli vatandaş, mutlu azınlık zevk sefa içinde yaşarken, açlık sınırı ve açlık sınırı altındaki benim günahsız insanım, inim inim inliyor... Bu Allah’tan reva mıdır, dostlar? Bu millet buna layık mıdır acaba?her seçim döneminde üç-beş kuruş cebine konan parayla, birkaç paket kuru erzak, un ve şekerle, ağzına bir parmak bal sürülür gibi aldatılan benim garip vatandaşım. Seçimlerden sonra omuzlardan, özel araçlardan indirilip, kendi yoksul hayatında sürünmeye, kaderiyle baş başa olmaya terk ediliyor. Bu nasıl insanlıktır, bu nasıl uygarlıktır, bu nasıl sosyal adalettir anlayan varsa beri gelsin de, lütfen önce halka sonra da bize anlatsın!!...
Bitti sanmayın ha... Bu konuda yazılacak daha pek çok söz var amma, bu noktada ağzımızın fermuarını kapatmak zorundayız. İleri bazda konuşmamız yasalarca engellenebilir... Ya da suç sayılacak safhaya girebiliriz. Daha fazla ileriye gitmek istemiyorum. Ama ben siz garip vatandaşımın derdini çok iyi anlıyorum. Ortak oluyorum. Bu sütunlardan da ilgililere bu zor durumları, şartları duyurmaya çalışıyorum. Belki içlerinde; birileri şöyle bir altta kalan, ekonomik yaşam koşulları yönünden aşağıda kalan garip halka başlarını uzatıp bakar, bakar da, bunların hali nicedir diye düşünür de, dertlere çare olmaya çalışır.. Onun için; tam olarak olmasa da, yarı üstü kapalı da olsa biraz bu sıkıntıları dile getirmeye çalışıyorum. Hem sizin adınıza, hem de kendi adıma. Çünkü; ben de sizlerle aynı şartlarda, sizlerin arasında, aynı sıkıntıları birlikte yaşıyorum. Ve de, oradan biliyorum da böylesine acı ve sitemli konuşuyorum. Kimseye, düşmanlığımız, garazımız yok. Bir şey beklediğimiz de yok. Yanlış anlaşılmasın. Sakın ha... Biz Türk insanı olarak ömrümüz sıkıntı içinde, açlık içinde geçse de, ne devlete, ne de yasalara karşı hata işlemeyiz. İşlememeye çalışırız. O makamlar her zaman başımızın tacı olmuştur. Ama; eskilerin dediği gibi : “ Güneş çarığı, çarık da ayağı sıkınca”, biraz canımız yanıyor da, feryadımız ondan... Can bu gardaşım. Canımız dayanılmaz derece yanmaya başlayınca, elbette biraz feryat ve sitem edeceğiz.
Öyle değil mi; biz bize dertleşmezsek, büyüklerimize derdimizi anlatıp çare bulmalarını anlatmazsak, sorunlar nasıl çözülecek? Ya da; yönetenlere, mühür elinde olanlara söylemeyeceğiz de gidip, başka ülke yöneticilerine mi söyleyeceğiz? O da olmayacağına, olamayacağına ve bize yakışmayacağına göre, elbet kendi kendimize dertleşeceğiz. Kol kırılsa da, yen içinde kalacak... Kan ağlasak da, dışa karşı kızılcık şurubu içtik, ağzımız ondan kırmızı oldu, diyeceğiz... Efem...!!? Yanılıyor muyum?