BALKONDAKİ MANZARA (Öykülerim) Suat TUTAK17 Ekim 2008 23:31 şikayet
-
Ö Y K Ü – Uzun yol otobüsü ağzına kadar yolcularla doluydu. Her
yolcunun düşüncesinde iyi bir yaz tatili yapmak vardı. Bir yılın yorgunluğunu,
stresini atmak, dinlenmek, doyasıya eğlenmek istiyordu her biri. Yaşı hayli
ilerlemiş yolculardan bir bey, cam kenarına oturmuş, gözlerini çevre yolunun
etrafındaki doğa, köy, kasaba görüntülerine dikmiş, dalıp gitmişti. Akdeniz
Bölgesinde güzel bir kentte oturan arkadaşına ziyaret yolculuğu yapıyordu. Zaman
bulursa, başka arkadaşlarına da uğrayacaktı. Birkaç aydır bir araya gelemedikleri bir arkadaşıydı bu
ziyarete gittiği. Ve de bir bayan arkadaşıydı. Yıllar öncesinden bir kültür,
sanat etkinliği sırasında tanışmışlardı onunla… O gün, bu gün de arkadaşlıkları
devam ede gelmişti. Geçen zaman içindeki dostlukları, onları daha da
birbirlerine yakınlaştırmıştı. Sevgi yüklüydü ikisi de… Sevgili değillerdi
belki amma sevgiliden öte, özel dostlukları vardı. Gittiği kentte buluşa-caklardı.
Oradan sahile, sayfiye evine geçecekler, bir-iki saat veya bir-iki gün orada
kalacak, dinlenecek, hasret giderecekler sonra da vedalaşıp, ayrılacaklardı. Otobüsün cam kenarında oturan adam, bunları ve bu ziyaretin
hayalini gözlerinin önüne getirip, canlandırmaya çalışıyordu. Onun için camdan
dışarıyı seyrederken, aklından geçirdiği olaylara dalıp gitmişti. O aracın
içinde yok gibiydi sanki… Yanı başında oturan diğer kişi ise bir günlük
gazetenin magazin sayfasını açmış, oradaki magazin palavralarını okuyordu. O
da, kendi dünyasına dalıp gitmişti… Tüm otobüs yolcuları, her biri kendilerine göre bir dünya
sınırı çizmiş, o sınırlar içinde yaşayıp gidiyor, kimse kimseyle
ilgilenmiyordu. Otobüs uzun yol aracı olduğu için yolculara, bazı ikramlarda
bulunuluyordu. Koltuklara yaklaşan hostes, yolculara tek tek soruyordu: -
Çay
mı, kahve mi, meşrubat mı? Her yolcu isteğine göre birini seçiyor, onu söylüyor, hostes
de sıra İle tüm
isteklere cevap vermeye çalışıyordu. Meşrubat faslı bitmeden otobüs, Ege Bölgesi
sınırlarından çıkıp, Akdeniz Bölgesi sınırlarına girdi. İklim birden değişti.
Fark edilir derece sıcak oldu. Gidilen arkadaşın kentine de az bir mesafe
kalmıştı artık… Hasretlik bitmek üzereydi. Daha sonra otobüsteki ikram faslı
tamamlandı. İkramı yapan hostes de gidip, kaptan şoförün yanındaki hostes
koltuğuna oturdu. Mikrofonu eline aldı. Şuan aracın girmekte olduğu kent
hakkında kısaca, özetle bilgiler vermeye başladı. Gezilecek yerlerinden, sahil
beldelerinden, ören yerlerinden söz ediyordu. Sözlerini tamamlarken kentin
otogarına girdiler. Geldikleri otobüs kendi peronuna yanaştı. Şoför aracı park
etti. Kontağını kapattı. Hostes ise: —
Son
durak… Diye selendi. Herkes sıra ile araçtan iniyor, peronda bekleyeni olanlar,
bekleyenleri ile buluşunca hasretle kucaklaşıyor, öpüşüyor, ayaküstü kısa bir
sohbetten sonra bagajlarını alıp uzaklaşıyor, otogarı terk ediyorlardı. Kimisi
yaya, kimisi araçlarla gidiyordu. Cam kenarında oturan, ileri yaşlardaki o dostumuz, araçtan
inerken gözleri ile otogarı taradı. Etrafına bakındı. Tanıdık bir çift göz,
gülen bir yüz arıyordu. Yüzünde, endişeli bir ifade ile bakındı. Bakındı…
Görünürlerde kimseler yoktu. İçinde bir buruklukla araçtan indi. Otogarın çıkış
kapısına doğru yöneldi. Birkaç adım attı ki, arkasından bir el, elindeki
çantayı çekti. Hışımla arkasına dönüp bir söz söyleyecekti ki, çantayı
çekiştiren, beklediği kişiydi. Gözleri otogarda onu aramıştı az önce… Birden
yüzündeki ifade değişti. Gözlerinin içi gülüverdi. Dudaklarında bir gülümseme
belirdi. Kısık bir sesle : _ Siz miydiniz, dedi? _ Evet bendim. Size sürpriz yaptım. Yüzünün halini göreyim
dedim. _ Çok kötüsünüz. Sizden umudu kesmiştim. Otogardan çıkıp,
diğer arkadaşlarım arayayım, diyordum. _ Ve ben geldim, değil mi? _ Evet, siz geldiniz… _ Hoş geldiniz. _ Hoş bulduk, mutlu olduk… Sizi görmek ne güzel! _ Teşekkür ederim inceliğine. Asıl, size kavuşman ne güzel… _ Öyle mi dersiniz? _ Tabii ki öyle… _ Bakalım, göreceğiz. _ Şüpheniz mi var? _ Hayır… Belki, otogarın dışında başka bir sürpriz yapacaksınız!
_ Beğenmediniz mi sürprizimi? _ Elbette beğendim. Öncesinde de endişe ettim. _ Neyse, artık endişeye gerek yok. Bir aradayız. Ben
yanınızdayım… _ Sağ ol… Buna ihtiyacım vardı. _ Başka neye ihtiyacın var? _ Bilmiyor gibi yapma… Tabii ki dinlenmeye. Yol yorgunuyum. _ Eve varalım. Az sonra bol bol dinleneceksin. _ Evet, iyi olur. _ Sonra da uzun uzun sohbet eder, hasret gideririz… _ Elbette… Onun için buradayım… _ Güzel… Haydi, öyleyse, eve gidelim. _ Rahatsız etmek istemem. _ Hayır… Her şey düzenlendi. Araç otogar dışında bekliyor.
On dakika demez, evdeyiz. _ Çok iyisin dostum. Teşekkür ederim. _ Haydi bakalım. Gidelim artık… Birlikte, otogarın çıkış kapısına doğru ilerlediler. Zaten
küçük bir çantası vardı dostumuzun… Onu da eline aldı. Başka bagajı yoktu.
Otogar çıkışında bekleyen taksiye binip kentin caddelerinde gözden
kayboldular. ( BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU ) Suat TUTAKE-Posta(Msn adresim) suattutak1945@hotmail.com |
reklamlarSon yorum alanlarblog etiketlerim
-
Son eklenenler |
ark siteler: nedir ne demek, türkçe dil araçları, Tasda
biz kimiz? | yasal bilgiler | beni oku | iletişim 2006-2007 © alanturka.com 11.0.594