MEŞHUR OLMAK ÇOK KOLAYMIŞ… (Makalelerim)17 Ekim 2008 23:37 şikayet
MAKALE 16. 10. 2008
Suat TUTAK MEŞHUR OLMAK ÇOK KOLAYMIŞ… BİR ÖYKÜ ORTALIĞI KARIŞTIRDI Merhaba
değerli ve de sevgili okuyucularım. 15 Ekim 2008 Çarşamba
günü bu gazetemizin, bu sütunlarından yayınlanan bir öyküm, beni bir anda
dillere destan etti. Tabiri caizse öyle… Ne
hayret edilecek bir durum. Her okuyucum bu öyküyü kendine göre yorumladı,
değerlendirdi. Lastik gibi uzatıp da gereksiz değerlendirmelere yönelenler de
oldu. Herkes yorumunda özgürdür. Serbesttir. Aynen kabul eder, saygı duyarım. O
görüş, onların görüşüdür. Amma; yargısız infaz yapmaya da kimsenin hakkı yok.
Böyle bir olayın niçinleri, nasılları, nedenleri yok mudur? Yıllar sonra acaba bu
Suat Tutak neden, niçin böyle bir öykü yazıp yayınlamaya gerek duydu? Ne
sebepten, buna nasıl cesaret etmiştir? Olayın bu yönünü hiç düşünüp,
değerlendirdiniz mi? Elbet bir sebebi, ya da birkaç sebebi var… Altmış yaşından sonra bu
adam, birden bire bunamadı ya… Ya da aklını yitirmedi ya… Böyle bir yazıyı
yayınlama riskine niye girsin? Ha şunu da belirteyim… Bu öyküler üç tane olarak
yazıldı. Gazetede yayınlanan son bölümdür. Birinci öykü iki bölüm olduğu için
dört öykü gibi uzundur. Diğer bölümler henüz gazetede yayınlanmamıştır.
Gazeteye gönderilmiştir ancak henüz yayınlanmamıştır. Gazete idaresi dilerse
yayınlar, dilemezse yayınlamaz. Fakat bana ait Internet sitelerimin bir
kısmında daha önceden yayınlanmıştır. Benim yirmiye yakın Internet sitem var.
Buradan ben tüm dünya kamuoyuna hitap ediyorum. İsteseydim gazetede bu öyküyü
ya da öyküleri yayınlamayabilirdim. Bir nabız yoklaması yapmak ve istediğim
takdirde böylesi öyküler de yazabileceğimi kendi çevreme kanıtlamak için
yayınladım. Yoksa böyle bir dar çevrede, böyle bir yazı yayınlayıp niye
kendimi riske atayım. Görüyorum ki birçok kişi, dar görüşleriyle yine yanlış
anlamış… Saygı duyarım. Canları sağ olsun. 1960 yılından beri, on
beş yaşımdan buyana çeşitli konularda, kültür-Sanat yazıları, şiirler
yazıyorum ben… İlk romanımı yayınladığımda 17-18 yaşların da, bir ortaokul
öğrencisiydim. Tam, 48 yıl geçmiş aradan… Düşünebiliyor musunuz? Bugün 20–25
nci kitabımın üzerinde çalışıyorum. Çoğunluğu gazete ve dergilerde yayımlandı.
Birçok ödüller aldım. Makalelerimin çoğunu bu kitap sayısına dâhil etmedim.
Bunlardan 10-15 tanesini bilgisayarda yazıp, birer tane ciltleterek, kitap
örneği haline getirdim. Ama ekonomik nedenlerle kitap olarak bastıramadım. Bu
şartlar altında bir destekleyici bulmadıkça onların basılmasına ömrüm bile
yetmeyecek… Amma, 48 yıl bu… Onlara harcadığım zaman. Dile kolay. Ve bir ömür
harcamış durundayım. İki yıl sonra, 2010
yılında Allah nasip ederse, “ 50 NCİ SANAT YILIMI “
kutlayacağım. Sade bir gün veya bir gece düzenleyip bunu dostlarımla, siz
okuyucularımla paylaşacağız inşallah… Şimdi soru sorma sırası bana geldi?
Sorarım size; bir yazar olarak Suat TUTAK’ ın hayatında değişen ne oldu? Her
gün aranızda geziyorum. Bundan büyük haz duyuyorum. Çünkü sizinleyim. Hayatı
sizin içinizde, sizinle paylaşıyorum. Sade bir vatandaştan farkım ne? HİÇ…
Zaten bir fark istemiyorum. Benim varlığımdan kimin haberi var? HİÇ… Olsa da
olur, olmasa da olur. Amma, insan olarak bir yerim olmalı… Hangi kurum ve
kuruluş beni tanıyor? HİÇ… Bir ayrıcalık istemiyoruz zaten. Sevgi yeterli…
Kimler benim aranızda yaşadığımın farkında? HİÇ… Amma bir dostluk, bir sıcaklık
olmalı… Bana bugüne kadar ne kazandırdı? HİÇ… Oysa bir tebessümünüz, bir “Merha-banız”
yeterdi… Pekiyi, elli yıllık
mücadele, maraton, alın teri, yorgunluk, harcanan ömür geri gelip, bana ne
kazandıracak? HİÇ… O yılları ben tekrar yaşayabilecek miyim? Hayır… Daha
kazançlı bir mesleğe dönüp, 48 yıllık kayıbımı bir-iki yılda geri alabilecek
miyim? Hayır… Bu çaba, bu çalışma, bu boşa harcanan ( eğer boşa harcanmış kabul
edilirse) ileriki bir zamanda bana para, mülk, şöhret, rahat ve düzenli
bir yaşam, ya da hatırı sayı-lır bir kariyer verecek mi? O da HAYIR… Benim bu
işten kazancım ne? HİÇ… Bugüne kadar ne kazandım? HİÇ… Bundan sonra ne
kazanacağım? KOSKOCAMAN BİR HİÇ… Pekiyi; şimdi gelelim
ikinci soruma… Bir öykü ile sizin dikkatinizi anında çekip, gündeme
oturabildiysem, bundan çok önceki yıllarda, bu yolda, bu türde eserler yazsaydım…
Bugünkü şöhretim; meşhur PAMUKÇU’ nun şöhretini geçer miydi? Çok daha fazla
şöhrete ulaşıp, çok çok para kazanıp, köşeyi on kere, yirmi kere dönebilir
miydim? Cevabımız herhalde, mutlaka ‘EVET’ tir… Böylece; hem Türkiye’nin
değil, dünya uluslarından birçoğunun gündemine oturur, hem kendi adımı, hem
ulusumuzun adını oralara duyurur, sınırlar ötesine taşımış olur muydum? Elbette
OLURDUM…
Çünkü bizde (bende de var) bu yetenek Allah
vergisi… Azalmaz, daha da çoğalır. Ben oturuvereyim, o tür öykü
kitaplarından sayısız miktarda kısa bir sürede, içlerine çok farklı fanteziler
yerleştirerek, size yazabilirim. Bu konuda kendime güvenim tamdır. Herkesle bu
konuda, her tür iddiaya girebilecek kadar da kendime, kelime hazineme, öykü
repertuarına sahibim. Ama nedense; bunca yıl Söke’de, başta belediye olmak
üzere, gelip geçmiş yönetimlere bir yazar, bir şair, bir gazeteci, bir köşe
yazarı özelliğimizi, yeteneğimizi, tecrübemizi, kişisel farkımızı kimseye kabul
ettiremedik. Tüm kurum ve kuruluşlar inatla (sanırım küçük bir memur emeklisi
olduğumuzdan, belki de öğretmen kökenli olmadığımızdan) beni ve birçok
Sökeli arkadaşımı, hep yok sayarak bugüne geldiler… Sırtımızı okşadılar, “SEN, BEN, BİZİM OĞLAN…”diye,
bizi kabul ettiler. Bir arpa boyu varlık ispatlayamadık, onlara göre… Amma biz
bu ilçede yaşıyoruz… Sizler bizleri yok saysanız da, aranızda dolaştığımızı
gördüğünüz halde, işinize geldiği zaman da sırtımızı okşadığınız halde, bizi
yok saymaya devam etmek istiyorsanız, bunca eser ve ürünlerimizi de görmezden
gelecekseniz. Sözümüz yok. Burası sözün bittiği nokta gibidir. Buyurun siz,
bizi öyle kabul etmeye devam ediniz. Neden böyle sitemli yazdığımı aşağıdaki
satırlardan öğreneceksiniz. Bakınız; belediyemiz bu
yıl 5.sini kutladığı etkinliğe bile, bizleri yok sayarak yapıyor. Önceki
yıllarda da aynısını yaptı. Teşekkür ederiz verdikleri değerler için… Bu
etkinlik için, bu yıl da şair ve yazarları Söke dışından davet etti. Evet,
bizler, bu yılda yok sayıldık… 5. etkinliğinde yine ayırımcılığa gitti… Olabilir,
benim şahsıma dargın, kırgın ya da ceza vermiş olabilirler. Ona da saygı
duyarım. Fakat Söke’de yaşayan birçok şair ve yazar arkadaşım var benim
dışımda, onlar niye bu etkinliğe davet edilmediler. Bu ayırımcılık değil de
nedir? Kişilerin, kurumların
dikkatini çekmek, varlığımızı, bu kentte yaşadığımızı kabul ettirmek, birer
yazar, şair etiketi taşıdığımızı ispat etmek, edebilmek için ille müstehcen
veya porno öyküler mi yazmamız gerekiyor? Evet, öykünün ve o tür öykülerin
çıkış noktası burası. Ben de bu sorunun cevabını merak ediyorum… Demek ki öyle
davranmamız gerekiyormuş… Gündeme oturmak için o tür yazılara yönelmemiz, ya da
bugüne dek o tür yazılar yazmamız gerekiyormuş. Köşe yazılarımın okuyucusundan
özür dileyerek belirtmek istiyorum ki, o tür öyküyü özellikle yazdım. Amma
anlattığım sebeplerden dolayı yazdım. Gerekirse öyle eserler de
yazabileceğimizi ispatlamak için… O öykü yıllardır
adresini bulamayan mektuplardan, mesajlardan bir sonuç alınamadığını, onlara da
bir cevap bulunabilir mi, amacına da yönelik bir eserdir. Her şeye rağmen; ben
ve yok sayılan arkadaşlarım da bu kentin insanı. Bunun bilincinde olarak;
varlığımız kabul edilmese de, belediyemizin bu yıl 5. cisini sunacağı
etkinliğin, nice 5. yıl etkinliklerine ulaşmasını temenni ediyorum. Tüm emeği
geçenlere de teşekkür eder, kutlarım. Çağrılı olarak katılan tüm sanatçı
arkadaşları da gönülden tebrik ederim. Nice etkinliklere… SUAT TUTAK’IN ÖZGEÇMİŞİ ; Şair,
Gazeteci ve Yazar olan Suat TUTAK; 7 Eylül 1945 günü Aydın ili, Söke ilçesinde
doğdu. Babası Davut TUTAK, 93 Harbi Kafkas muhacirlerindendir. Üçü erkek, ikisi kız kardeşin en küçüğüdür. Babası
Davut, Kurtuluş Savaşı’nda kendi atı ve silahı ile gönüllü olarak Kuvay-ı
Milliye’ye katılıp, Afyon Cephesi İLKKURŞUN
denilen mevkide yaralanan, bir Kurtuluş Savaşı Gazisi’dir. 1313 tevellütlüdür. İbrahim ve İdris amcası
Çanakkale’ye gidip, savaşa katılmış, İbrahim amcası şehit olup orada kalmış,
İdris amcası da Çanakkale savaşları sırasında kayıp askerlerdendir.Annesi
Zehra ise ev hanımıdır. Annesi 1958 yılında vefat etmiş şair, on iki yaşında anneden öksüz kalıp büyümüş, baba
Davut ise şair askere gitmeden, 20 gün önce 6 Mart 1965 tarihin-de vefat
etmiş, yirmi gün sonra yetim olarak askere gitmiştir. Suat
Tutak; İlk, Orta ve Söke Akşam Ticaret Lisesi’ni ilçesi olan Söke’de bitirmiş, Eskişehir Anadolu Üniversitesi (AÖF
) İşletme Bölümü 2. sınıftan öğrenimine ara vermiştir. Ekonomik nedenler
sebebiyle, çocuklarının Lise ve üniversite çağı gelmesi nedeniyle ve yine
ekonomik sebeplere dayalı olarak öğrenimine ve okul hayatına son vermek zorunda
kalmıştır. Şairin; A.Mustafa, H.Taner, Melek, Muharrem ve Murat adlarında ikisi
evli, H.Taner nişanlı olmak üzere, beş çocuğu vardır. Suat
TUTAK; yaşamında Edebiyat, Kültür ve Sanat’a çok önem vermiş, 1960 yılından
buyana edebiyatın her dalında çeşitli eserler vermiştir. Ayrıca; Tiyatro oyunu
yazarlığı, Sine senaryosu çalışmaları, Yağlı boya amatörce resim çalışmalarını
sürdürmüştür. 657 Sayılı Devlet Memuru emeklisidir. Söke Belediyesi’nden 1993
yıl Mart ayında emekli olmuştur. Suat
Tutak’ın 1980 yılında ilk şiir kitabı olan “SEVGİ BAHÇESİ” yayınlanmış, elinde mevcudu kalmamıştır. E-Posta(Msn adresim) suattutak1945@hotmail.com
|
reklamlarSon yorum alanlarblog etiketlerim
-
Son eklenenler |
ark siteler: nedir ne demek, türkçe dil araçları, Tasda
biz kimiz? | yasal bilgiler | beni oku | iletişim 2006-2007 © alanturka.com 14.0.753