blogum
Bugün mübarek “Mevlid Kandili”. Bu geceyi Âlemlere Rahmet Hazreti Muhammed (sav) Efendimizin dünyaya teşriflerinin yıldönümü olarak kutlayacağız. Bu gecenin diğer gecelerden ayrı olarak daha fazla ibadet ve itaatle geçirileceğini, millet olarak bilmekte ve yine saygı ve edeple nice mevlid kandillerini idrak edeceğimize inancım sonsuzdur. Her şeye rağmen bazı densizlerin çıkıp böyle gecelerin olup olmadığını iddia edip masum gönülleri lekelemeye çalışacağını da bilmekteyiz.
Hazreti Muhammed (sav); Kur’an’ın ifadesiyle; “Âlemlere Rahmet” olarak gönderilmiştir. “Biz, seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya/107) Ancak Onun rahmet olarak gönderilişi; gören gözlere nur, görmek istemeyen yarasa kafalılara gözleri rencide eden bir ışık misali olmuştur. Dün böyleydi bugün de böyledir ve yarın da böyle olacaktır. Onun ışığından nasipsiz kalanlar, Onsuz da olunacağını iddia edecek kadar serkeş bir din anlayışında; sapmakta ve saptırmaktadırlar. Bu düşünce sahipleri her devrin şartlarına göre kuşanır, emellerini yerine getirmek için ellerinden gelenleri asla esirgemez ve en şeytanca planları uygulamaktan kaçınmazlar. Bunu da yaparken kendilerini din ıslahçıları olarak lanse ederler.
“Muhammedi din anlayışına engel olmak” gibi bir misyon üslenen Haçlı batı, son asırda yine şeytanlara taş çıkartacak bir proje geliştirdi. Bu proje dönem dönem; Dinlerarası diyalog, medeniyetler ittifakı, ılımlı İslam gibi değişik adlar alarak yoluna devam etmektedir. Bu uğurda Kelime-i Tevhidi tartışmaya açarak, insanı küfre sürükleyen şu hadsiz ifadeleri sarf edecek kadar ileri gittiler: “Herkes Kelime-i Tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta Kelime-i Tevhidin ikinci bölümünü, yani ’Muhammed Allahın Resulüdür’ kısmını söylemeksizin sadece ilk bölümünü ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışı ile bakılmalıdır” (!). Bu inanç ve söylemlerle binlerce Müslüman Türk gencinin inançlarını ifsat ettiler. Ruhsuz ve kimliksiz bir anlayışa büründürdüler. Dolayısıyla koca bir milletin dini ve milli bütünlüğüne kast ettiler. Gerek ülkemiz gerekse de dünya insanlığı; gönlü kupkuru ve Muhammedsiz bir hal aldı. Dünya beklide bu kadar ruhsuz ve bahtsız olmamıştı. Yaşanan bu huzursuzluğun temelinde; Âlemlere rahmet olarak gönderilen ve “Habibim sen olmasaydın alemleri yaratmazdım” diye övgüyle iltifat edilen Allah’ın en sevgili kulu Hazreti Muhammed’e yapılan saygısızlıklar vardır, desek yanlış olmaz.
Ilımlısından ılımsızına, Diyalogcular kendi bataklıklarında bocalayadursunlar; gerçek Hz. Muhammed Mustafa (sav) sevdalıları Onun hayranı ve yolunun kurbanı olarak sevdalarına ve yollarına devam etmektedirler. Biz de bu gece; gönül bağlarımızı yeniden tazeleyip, Hazreti Muhammed’in (sav) sözlerini anlayıp, yaşantımıza tatbik etmeye gayret etmeliyiz. Bol bol salâtı selâm getirmeliyiz. Zamanımızı Onun hürmet ve aşkını vesile kılarak, ibadetlerle süslemeliyiz. “Muhakkak ki Allah ve melekleri, Peygamber’e salât ederler. Ey iman edenler; siz de O’nun üzerine salâvat getiriniz ve onun için selamet dileyin.” (Ahzap 033/056)
Onun şefaatini talep edip salâvat okumakla, Allah’ın (cc) emrini yerine getirip, sevda kervanında yerimizi almalıyız. Onun sünnetlerine ters düşenlerde, Onu incitmiş olurlar. Allah (cc). Onu incitenleri, kendini incitmekle eş görmüş, horlayıcı bir azapla tehdit etmiştir. “Muhakkak ki Allah’ı ve Resulünü incitenlere Allah; dünya ve ahirette la’net etmiştir. Ve onlar için, horlayıcı bir azap hazırlamıştır.” (Ahzap 033/057) Sevenlerin; mevlid kandilini kutlarken Yüce Resulün şefaatini talep ediyorum. Uğur Kepekçi-TUNALIM...
09 Mart 2009 00:24 | yorum ekleyin
Bu millet yine şuna verecek buna verecek türünden dedikodulara kulak asma. Kitleler halinde işten çıkarmalar, adam kayırmalar, iflaslar, intiharlara rağmen yine falanca parti kazanacaktır palavralarını boş ver. Bu tür dedikoduları yayanlar bil ki küresel tefecilerin, emperyalist hokkabazların içimizdeki sözcüleridir, paralı adamlarıdır. Sen yaşadığın son altı yılı masaya yatır, 3 Kasım 2002’den bu güne neler oldu neler bitti bir listesini yap ve kararını ver. Altı yılda, koca ülke birilerinin dediği gibi nerden nereye gitti ve götürüldü. Dünya üzerinde haydutluğu meslek edinmiş kaç ülke omuzlarımıza basarak, bizden destek alarak coğrafyamızı kan çanağına çevirdi? Adan İncirlik’ten havalanan binlerce Amerika uçağı Bağdat’a, Basta’ya, Felluce’ye, Samarra’ya ateş toplarını yağdırırken iktidar korluğunda kimler vardı? Bir buçuk milyon Müslüman Irak’ta boğazlanırken, yüz binlerce kadının–kızın ırzı–namusu haçlı sürülerince kirletilirken hala; “Amerika doğal müttefikimizdir, stratejik ortağımızdır” nakaratını tekrarlayanlar kimlerdi? Süleymaniye’de Türk subaylarının başına çuval geçirilirken mantı yeme programlarını dahi bozmayanlar kimlerdi? Amerika’da oturup haçlı işgalcilere, Irak’ta nasıl başarıya ulaşacakları konusunda taktikler verenler kimlerdi? Haçlı işgalcilere Müslümanları nasıl imha edecekleri konusunda akıl verenlerin gazete ve televizyonlarında yayılan fısıltılara özellikle dikkat et. Köyde yaşıyorsan, altı senede ektiğin–biçtiğin para edip etmediğine bak. Tükettiğin mazot, gübre, tarım araçlarının fiyatları ile ürettiğin hayvan, tahıl, süt ve süt ürünleri fiyatları arasındaki korkunç uçurumu bir hesap et. Şehirde isen, kapanan fabrikaların, işinden olan akrabaların bir listesini yap ve sandık başına sonra git. Etrafına bir bak geçen altı yılda sadakaya muhtaç olanlar sayısında artma mı var azalma mı? Ev kirasını ödeyemeyenlerin sayısı artmış mı azalmış mı? Kredi kartı ve faiz belasından sönen ocaklar artmış mı azalmış mı? Bu millete dar edilen bu ülke yabancı yatırımcı için nasıl cennet haline getirildiğini bir sorgula. İşsizliğe, aşsızlığa çare bilmeyenler, çare bulmayanlar, en yüksek faizle borç almayı devlet adamlığı zannedenler yine kapına dayanıp oy isteyecek. Onları toptan mektebe gönderme zamanı gelmiştir, öğrensin de gelsinler. Bunu sen söyleyeceksin ey millet. Sandık yaklaşıyor ona göre....Tunalım...
26 Şubat 2009 22:19 | yorum ekleyin
Çözümü ve projesi olan tek parti biziz
ATV’de dün akşam yayınlanan “CHP’nin kadirileri” başlıklı haberde Bağımsız Türkiye partisi ve lideriyle ilgili olarak ortaya atılan idialara BTP’den tepki geldi.
Yapılan yazılı açıklamada BTP lideri Prof. Dr. Haydar Baş’ın kimliği, kişiliği ve eserlerine dikkat çekilip yayınlanan haberin tamamen uydurma ve maksatlı bir haber olduğu belirtildi, İşte BTP genel merkezinden yapılan açıklama...
Hükümete yakınlığıyla bilinen bir işadamının devlet kredisi ile aldığı ATV kanalında, Bağımsız Türkiye Partisi ile Kadiri tarikatı arasında bir bağlantı olduğu yolunda haber yapıldı.
Öncelikle belirtmekle isteriz ki, Bağımsız Türkiye Partisi ve sayın lideri Prof. Dr. Haydar Baş bey, keşke uydurma ve hiçbir haber niteliği olmayan bir şekilde gündem edilmeseydi. Zira kendisi, dünya iktisat tarihinde çığır açmış bir ilim adamıdır.
Tüketim eksenli tek analiz olan Milli Ekonomi Modeli isimli tezi bugün ABD, Rusya, Almanya, Çin, Yunanistan, Vatikan, Venezüeala v.s 42 ülkede bazı kuralları ile hayata geçirilmiş ve küresel krize çare olarak uygulanmaktadır.
Prof. Dr. Haydar Baş’ın tezi dünyanın önde gelen iktisat sitelerinde kapitalizm ve sosyalizmden sonra üçüncü büyük ekonomi tezi olarak “Internatıonal Model of Haydar Bas” ifadesiyle yeralmaktadır.
Bu model ile ilgili olarak, Azerbaycan’da, Almanya’da ve 4’ü Türkiye’de olmak üzere 6 uluslararası kongre yapılmış, bunlara katılan yüzlerce ilim adamı ve iktisatçı ülkelerinin yaşadığı, ekonomik krizin çaresini Milli Ekonomi Modelinde bulduklarını anlatarak, dünyanın ekonomik buhranını halledecek tek ekonomik sistem vardır, bu da Haydarizm demiştir.
Bu kongrelere Hollanda’dan katılan Amsterdam Üniversitesi öğretim üyesi, Cornelia Versteegh, “AB şayet yaşamak istiyorsa Prof. Dr. Haydar Baş’ın sosyal devlet anlayışına dönmek zorunda” itirafında bulunmuştur.
Bugün Türkiye’de işsiz sayısı son bir ayda 524 bin artmıştır. % 466 bütçe açığı ile uçuruma yuvarlanan Türk ekonomisi ortada iken, dünyanın çözüm olarak yöneldiği Milli Ekonomi Modelini ısrarla gizlemeye çalışmak aslında Türk Milleti'ni içinde bulunduğu krizde batırmak demektir. Yani bunların maksadı bu Milleti batırmaktır.
Sayın Baş’ın ilmi kariyeri ve görüşleri pek çok üniversite öğrencisine doktora tezi olmuştur.
Bir siyasi parti lideri de olan sayın Baş, siyasete şahsi itirasları için girmemiştir.
Milli Ekonomi Modeli ve bunun uygulanacağı devlet modeli olan "Sosyal Devlet Milli Devlet" tezlerinin sahibi sayın Baş, 30 yılı aşkın bir zamandır birlik beraberlik, devlet-millet kaynaşması ve sivil-asker birliği demektir.
Türk Milletinin birliğine ve beraberliğine hizmet etmenin Türk Devletinin bekası için şart olduğunun her fırsatta altını çizmektedir.
Kısaca, Türk Milleti'nin birliğine ve beraberliğine hizmet etmenin Türk Devletinin beksı için şart olduğunun her fırsatta altını çizmektedir.
Kısaca, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Atatürk’ten sonra görüşleri dünyaya malolmuş ve dünya ilim adamlarının kendisini taklit ettiği, ayakta alkışladığı ilim adamı Prof. Dr. Haydar Baş’tır.
İlmi kariyerinde altın madalyalarda dahil pek çok ödül almış, bilim adamı, siyasetçi, kültür adamı, yazdığı onlarca eserle Türk ve dünya insanlığına tez ve doktrinleriyle hizmet eden böyle bir insanı, hiç bir çalışmasında gündem etmeyen medlanın onu “tarikatçı” gibi şu anda mevcut dahi olmayan bir kuruma mensubiyet ile karalamaya çalışması sadece bu haberi yapanların art niyetini ortaya koymaktadır.
ATV televizyonu ve medya grubu, bu millet bu saatten sonra bunlara kanmaz.
Üstelik sizlere şunu hatırlatmak isteriz ki, kendisine daha önce de atılan bu tarz itiraflara karşı sayın Baş, açtığı tüm davaları kazanmıştır.
Böylesine maksatlı bir haber ve yapılan iş tamemen suçtur.
Başlattığı siyasi hareketin halk tarafından kabul gördüğü bu günlerde, olayları saptırıp bu güneşi gizlemeye çalışanlar taşıdıkları sui-niyetin kurbanı olmaktadır.
Prof. Dr. Haydar Baş’ın Atatürkçü ve dindar kimliği ile laik, demokratik, hukuk devleti açılımı; kaba softa ham yobaz din ve devleti karşı karşıya getiren siyasilerin korkulu rüyası olmuştur.
Prof. Dr. Haydar Baş’ın yıllardan beri dini ve milli bütünlüğümüze sahip çıkarak, devletin ve milletin, sivil ve askerin beraberliğini savunarak yaptıkları, Türkiye üzerine hesabı olan tehdit unsuru siyasileri korku ve dehşete düşürmektedir.
Türkiye’de Türküm diyemeyen, Gürcistan’da gürcüyüm diyen siyasilerin korktukları liderdir Prof. Dr. Haydar Baş.
İşte bu korku bu yalan haberleri yaptırmaktadır.
Türkiye’de halen müesses manada hiç bir tarikat bulunmazken ve de hukuki varlıkları sona erdirilip, iddiası suç teşkil eden hayali unsurları gündem ederek, siyasi rant peşinde koşanların içine düştükleri acıklı hal ortadadır.
Bunlar son zamanlarda Prof. Dr.. Haydar Baş’ın Türkiye’de ve dünyada yükselen grafiği karşısında paniğe kapılanların başvurdukları iftira kampanyalarıdır.
Yoksa tarikat isminden istifade ile 900 insanı partilerine üye yapanlar, çarşaf ve Kur’an kursu açılımı ile siyaset çizgisini değiştiren partiler dururken, bugüne kadar Devletin temel nizamını değiştirmeyi amaçlayıp anayasa mahkemesinden ikaz alanlar varken, yine bu anlayışla şiirler okuyup sabıkalı olanlar dururken, ekranlarda salya sümük ağlayarak Milletin kimyası ile oynayanlar, sağlık bahanesiyle yurtdışına kaçıp kendilerine haçlı mezarlığında yert ayırtmışken, Türkiye’de siyaset ve siyasetçi için haber niteliğinde çok sayıda gerçek malzeme vardır.
Bir gözünü kapamış, öbürünün önüne çöp koyan medya, kör, sağır dilsizi de oynasa Prof. Dr. Haydar Baş’ı eninde sonunda doğdru olarak ekrana taşımak zorunda kalacaktır. Dünya bunu yapmaktadır, medyamız da yapacaktır.
Bu vatan bizimdir, bizim kalacak BTP Genel Merkezi | TUNALIM...
24 Şubat 2009 00:04 | yorum ekleyin
ZAMAN zaman yazıyoruz... Halkın arasında dolaştıkça büyüyen endişeyi görmemek mümkün değil!
İşçi, memur, esnaf, çiftçi, emekli, dert küpü halinde...
Son aylarda kepenk kapatan işyerlerinin sayısı yüzlerce...
Senetler ödenmiyor, çekler tahsil edilemiyor, borçlular kaçıyor.
Kredi kartlarından ağzı yanan vatandaşlar "Yandım Allah" diyor.
Kiracılar kiralarını ödeyemiyor. Elektrik, su, yakıt ve kapıcı borçlarını ev sahiplerine takıp kaçanlar var.
Bunun sonu ne olacak?
İşsiz kalanların sayısı hızla artıyor. En büyük firmalar bile işçi çıkarıyor. İşsizler ordusu, milyonlarla ifade ediliyor.
Borçlar nedeniyle canlarına kıyanlar bile var.
Yazık değil mi bu millete?
Dünya ekonomik krizle sarsılırken, bizim bundan çok az etkileneceğimizi iddia edenler bu hazin tabloya bakıp sıkılmıyor mu?
Aslında, dünyada finansal kriz başlamadan da bizde kriz vardı. Krizimiz hiç bitmedi ki...
Üretmeden tüketen, yabancı ülkelerden aldığımız borçla geçinen bir toplum haline geldik.
Televizyonlarda cep telefonu şirketlerinin "Bol bol konuşun" şeklindeki reklamlarını görünce gülmek mi, ağlamak mı lazım, anlayamıyoruz. Sanki cep telefonlarıyla konuşunca üretim artacak, gökten para yağacak!
Aslında ulusça çok konuşmaktan bu hale geldik!
Aklı başında işadamları ve ekonomistler bu yıl için şöyle diyor: "Hep beraber bir tünele giriyoruz. Sonunda aydınlık var mı, bilinmez! Allah yardımcımız olsun!"
Günümüze birçok köpoğlu var...
Köpekliklerine bakmadan, Atatürk'ü küçük düşürmek isteyenler...
Ülkeyi bölmeye çalışanlar... İşbirlikçiler... PKK'yı destekleyenler, vs.
Fakat bunlardan bahsedecek değiliz... Konumuz Pavlov'un köpekleri!
Bilirsiniz, ünlü Rus bilgini Pavlov, köpeklerine et verirken bir yandan zil çalınca ve bunu defalarca yapınca, bir süre sonra eti görmeden de hayvanların salyası akmaya başlar.
Bu şartlı reflekstir. Hayvanın tabiatında olmayan bir uyarıcı (zil sesi), onu tabiatında olan eti görmüş gibi heyecanlandırmaktadır. Fakat eğer sürekli olarak zil çalıp hiç et göstermezseniz, bir süre sonra bu şartlı refleks söner, devamının oluşması için arada et de gösterilerek bu refleks pekiştirilmelidir.
Hiçbirimiz dünyaya Müslüman veya Hıristiyan olarak gelmeyiz. Bunlar bize öğretilen değerler, yani şartlı reflekslerdir. Eğer pekiştirilmezlerse zamanla sönerler. Milliyetçilik ve yurt sevgisi de öyledir.
Bir gün Profesör Pavlov'un enstitüsünü su basar. Köpeklerin bir kısmı boğulur.
Su baskınından kurtarılabilenler tekrar enstitüye toplanır. Pavlov zil çalar. Köpeklerde tık yok! Bilgin, şu müthiş sonuca varır: Ağır travmalar, şoklar, şartlı refleksleri ortadan kaldırır, insanı veya hayvanı en doğal, en ilkel haline döndürür.
Milliyetçiliğe yapılan saldırılar bu yüzdendir.
Dış güçler tarafından insanlarımızın da şartlı refleksleri kör ediliyor, yurt sevgisi bile unutturulmaya çalışılıyor.
Bu çirkin oyunu bozmalı, Atatürk'ü yeren, PKK'lı teröristleri öven, Ermenilerden özür dileyen, yabancı güçlere hizmet eden işbirlikçilerin tahriklerine kapılmamalı, "Hepsinin canı cehenneme!" diyerek milli değerlerimize sarılmalıyız!
Kaynak:R.Turan....TUNALIM...
21 Şubat 2009 22:16 | yorum ekleyin
Türk milletinin aciz bir millet haline getirilmek istendiğini söyleyen Prof. Dr. Baş, “Parçalanmış toprak parçası üzerinde sömürülen bir devlet meydana getirilmek isteniyor” dedi.
Milli duyguları yok edilerek globalizmin her türlü sömürüsüne ses çıkartmaktan aciz bir millet meydana getirilmeye çalışıldığını belirten Prof. Dr. Haydar Baş, “Parçalanmış, küçülmüş toprak parçası üzerinde kaynakları sömürülen bir devlet meydana getirilmek isteniyor” uyarısında bulundu
Prof. Dr. Haydar Baş’ın Ovaakça’daki tarihi konuşmasında kapitalizmin, ekonomik olarak kıskacına aldığı ülkelerin inanç ve kültür değerlerini de nasıl dönüştürdüğüne dikkat çekiyor. Sorunu tespit eden Baş, çözümü de sunuyor: Milli Devlet–Sosyal Devlet.
“Ülkemizde de kapitalist anlayıştan nasibini almaktadır. İç borç 208 milyar TL, dış borç 300 milyar dolar civarında, toplam borç 500 milyar dolar... Bu borcun faizi de 55 milyar tl, civarında. Türkiye’de 2003 yılı itibariyle nüfusun en yoksul % 10 kesimi gelirin % 1,9 unu alırken, en zengin % 10’un aldığı pay % 34,6’ya kadar çıkmaktadır.
Kapitalist sistemdeki zengin ve fakir arasındaki korkunç uçurum, bizde de görülmektedir. Zengin ve fakirin aldığı paylar arasında 18 kat fark vardır. Dünyada ve Türkiye’de gelir dağılımında çok büyük bir adaletsizlik söz konusudur.
Kapitalizmin gelişmiş kabul edilen ülkelerdeki etkileri özellikle halledilemeyen ekonomi problemleri ile ilgili iken, ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde veya geri kalmış ülkelerde bu sistemin etkileri sadece ekonomi ile sınırlı değildir.
Globalizm olarak adlandırılan yeni dünya düzeninde ekonomi ayağı kapitalizm, siyasi ayağı demokrasi ve sosyal boyutu insan hakları olan bir devlet sistemi oluşturulmuştur.
Bu öyle bir düzendir ki, eski ABD başkanı Bush’un ifadesi ile “Ya bizdensiniz ya karşı tarafta” şeklinde bir ifade ile, tüm dünyayı adeta tek tip devlet yapısına sokma hedefidir.
Milli duyguları yok edilerek globalizmin her türlü sömürüsüne ses çıkartmaktan aciz ve adeta gözü kör, kulağı sağır ve dilsiz bir millet meydana getirilerek; parçalanmış, küçülmüş toprak parçası üzerinde kaynakları sömürülen bir devlet meydana getirmek isteniyor. İşte kapitalizmin kuralları bizim gibi ülkelerde bunları yapmaktadır.
Alınan dış desteklerin görünüşte hiç alakası olmamasına rağmen, sosyal sahada yıkıcı etkileri vardır. Bunların belki de en önemlisi, milletlerin inançları üzerinde yapılan tahribatlardır. Bu düzen, dini inançları siyasi bir unsur olarak ele alır.
Kültürel sahada “Dinlerarası Diyalog, medeniyetler ittifakı, hoşgörü” vs. kavramlarla nüfuz edilen ülkelerde milli kimlikler ortadan kaldırılır.. Hatta bu süreçte Dinlerarası Diyalog çalışmaları resmi hükümet politikası haline dahi getirilebilir. Bu çalışmalar kendi kültüründen, medeniyetinden kopan insanlar oluşturmuştur. Bu insanlar dinlerini değiştirir ve artık topraklarının işgaline veya kaynaklarının yabancılar tarafından sömürülmesine karşı etkisiz hale getirilir.
Elde edilen netice, işgale karşı direncini tamamen kaybetmiş bir millettir.. Bugün ülkemizin siyasi, sosyal, iktisadi, sınai, içtimai sayısız ve halli zor pek çok problemlerini konuşurken, globalizmin ana hatları ile verdiğimiz asıl yüzünü değerlendirmek gerekir.
Televizyonlardan hepimiz takip ediyoruz, çiftçi perişan, tarım bitti, hayvancılıkla uğraşan aç, sanayi fabrikaları bir bir kapatılıyor, üretim hızla düşüyor, açlık vatandaşı evini, tarlasını satmaya hatta bir adım ilerisinde intihara sürüklüyor. İşçi, memur maaşları kesintilerden sonra bir hiç mesabesine indi, onlar da aç, çaresiz. Kısaca işçi, memur, tarım kesimi, hayvancısı, ormancısı, emeklisi, öğrencisi, öğretmeni, yaşlısı, genci millet olarak zor günlerden geçiyoruz. Toplumsal bir çöküntü içindeyiz, ahlaki değerler ekonomik sıkıntılar içinde yok olup gidiyor. Yabancı kültürlere özenen gençlerimiz kendi değerlerini adeta küçümser bir halde. Din değiştiren çocuklarımızın sayısı hızla artıyor. Anne–babalar çaresiz. Aileler ile çocukları arasında kültürel bir uçurum var.
Çözüm Milli Ekonomi Modeli’nde
Modelimiz, “Milli Ekonomi Modeli” ve onun uygulanacağı devlet sistemi olan “Milli Devlet–Sosyal Devlet” anlayışında bunların tamamının çözümünü hazırladık.
Piyasalardan başlayalım:
Tüketim kesimi olmadan ekonomi ayakta duramaz. Piyasaların canlanması, alış–verişin yapılması için insanların cebinde para olmalıdır.
Esasen Milli Ekonomi Modeli’nin çıkış noktası tüketici kesimdir. Denenmiş tüm sistemler üretimden ve üreticiden bahsederken, Milli Ekonomi Modeli tüketiciyi dikkate alarak kurallarını belirlemiştir.
Milli Ekonomi Modeli iktisat tarihindeki tek tüketim eksenli analizdir
Çünkü, piyasaların halletmesi gereken ilk sorunu pazar problemidir. Günümüz sistemleri çözemedikleri problemleri olağan kabul etmektedir. Hiçbir sistemde iktisat konuları bir bütün olarak ele alınmamıştır.
Oysa Milli Ekonomi Modeli, getirdiği formülle ekonomi çarkını hiç durmadan döndürmeyi başarmaktadır. Bunun formülü, her biri diğerine destek olan kuralların tamamının aynı anda devreye konmasıdır. Bugün bizi isim vermeden taklit edenler, bizden aldıkları ile tam manası ile başarıya ulaşamazlar. Çünkü, Milli Ekonomi Modeli bir bütündür.
Tüketim Eksenli Analiz ne getiriyor?
Biz, işçiyi, çiftçiyi, orman köylüsünü, pazarda filesini dolduramayan emekliyi, evlenemeyen genci, ay sonunu getiremeyen memuru, özürlüyü düşünerek yola çıktık. Önce onların cebine para koyduk. Bizim Sosyal Devlet projelerimizin nedeni budur. Devletin, her toplum tabakasındaki tüketen kesime destek sağlaması, parası olmadığı için üretilene talip olamayan tüketiciyi tüketim kabiliyetine kavuşturması gerekir. Tüketim olmazsa siz istediğiniz kadar üretim yapın, mesela bugün olduğu gibi kobileri veya üreticiyi üretim için destekleyin; bu yanlış adım, sadece onların sonunu getirir. Çünkü, pazarda, alıcısı olmayan mal stoklanmaktan başka bir işe yaramaz.
Ekonomi politikalarının ana hedefi üretim ile tüketim arasındaki dengenin oluşturulmasıdır. İşte biz tüketiciyi destekleyerek bunu gerçekleştiriyoruz. Sürekli büyüme ancak böyle yakalanır.
Sosyal Devlet projeleri
Üretim ile tüketim arasında meydana gelen açıklığın sistemin yapısından veya gelir dağılımındaki dengesizlikten kaynaklanan iki nedeni vardır. Bizim sosyal devlet projeleri ile yaptığımız bu iki sorunu da halletmektedir. Hem belirli miktarda paranın dolaşımda olması, hem de gelir dağılımında belli bir dengenin kurulmasını temin eder. Böylece gelir belli ellerde toplanmaz, milletin tamamına dağılmış olur.
Şimdi bu projelere bakalım:
– Asgari üret 2000 TL olacak. – Vatandaşlık maaşı projesi ile her vatandaş maaşa bağlanacak – Ev hanımlarına meslek hakkı verilerek, meslek maaşı verilecek. – Doğum yapan her anneye ikramiye verilecek. Her çocuk, çocuk maaşına bağlanacak. – Gençler için uzun vadeli faizsiz krediler ile evlenme imkanı sağlanacak. – Geliri 100 bin TL’nin altında olanlardan vergi alınmayacak. – Kobilere, sanayiciye, küçük esnafa proje mukabili, faizsiz kredilerle iş ve yatırım imkanı sunulacak. – Kimsesiz yaşlılara maaş bağlanacak. – Özürlü vatandaşlarımız tüm sosyal haklarında devlet garantisinde olacak. – Lise mezunları sınavsız üniversiteye alınacaktır, öğrencilere burs verilecek. – Evi olmayanlar uzun vadeli, faizsiz kredilerle konut sahibi yapılacak. – Tarım kesimine avans ve faizsiz üretim desteği verilecek. – Hayvancılıkla uğraşanlara avans ve 0 faizli kredi verilecek. – Şehit yakınları, dul ve yetimlere devlet sahip çıkacak.”
|
YAPACAKLARIMIZI SÖYLÜYORUZ |
 |
Milliyetçi olsun, halkçı olsun, Atatürkçü olsun herkesin yerinin BTP olduğunu söyleyen Prof. Dr. Baş, “Ben yapmayacaklarını söyleyen insanlardan değilim” şeklinde konuştu.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, yerel seçim çalışmaları kapsamında açıklamalarda bulundu. “IMF’nin dediğinin dışına çıkmazsın. Borç alarak devleti borçlandıracaksın. Devleti haczettireceksin ve bu kafayla hizmet yapacağını iddia edeceksin” şeklinde hükümetin ekonomi politikalarını eleştiren Prof. Dr. Haydar Baş, “Milli Ekonomi Modeli’nden (MEM) başka çaremiz kalmamıştır diye konuştu.
MEM’i dünya uyguluyor
Beş ayrı uluslararası kongre ile dünyaya deklare ettikleri Milli Ekonomi Modeli’nin tüm dünya ülkelerini içinde bulunduğu krizden çıkaracak tek model olduğunu ifade eden BTP Genel Başkanı Prof. Baş, sosyal devlet modelinin Rusya’dan Venezuela’ya, ABD’den Baltık ülkelerine kadar çok geniş bir coğrafyada kısmen uygulandığını söyledi ve AKP hükümetinin de Milli Ekonomi Modeli’nin projelerinden istifade ederek sosyal yardım paketi hazırlığına dikkat çekti. Prof. Dr. Baş şöyle konuştu: “İktidar partisi de projemizin sağından solundan çarparak, çırparak o da uygulamaya başladı. Hayrola güneş yeni mi doğdu? Sen kim bu parayı vermek kim? Sen ne yapacaksın? Milleti ve devleti borçlandıracaksın seçim yatırımı için bir defaya mahsus olmak üzere verip, gene bildiğin oyunu oynayacaksın.”
Ben yapmayacağımı söylemem
Milli Ekonomi Modeli’nin en temel noktalarından birinin ‘Vatandaşlık Maaşı’ olduğunu ifade eden BTP Genel Başkanı Prof. Baş “siyaset tarihinde bir ilke imza atarak bu projemizi noter onaylı taahhütname yaptık” dedi. Bağımsız Türkiye Partisi’nin vatandaşlara verdiği noter tasdikli taahhütnameyi elinde tutarak konuşan Prof. Dr. Haydar Baş, “Ben onlar gibi yapmayacaklarını söyleyenlerden değilim.. Yapmayacaklarınızı neden söylüyorsunuz, bu münafıklığın alametidir. Müslüman’ın alameti budur. Ben Türkoğlu Türk’üm. Müslüman Türk’üm” dedi.
Birlik çok önemli
Konuşmasında Türkiye üzerine oynanan oyunlar konusuna da giren BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş “Türkiye’nin en önemli sorunu birlik ve beraberliğinin bozulmaya başlamış olmasıdır” dedi. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Eğer bu iş maddeyle oluyorsa da bunu yapacağız, manayla da oluyorsa bunu yapacağız. Büyük Türk milleti devletinle bir olacaksın, askerinle bir olacaksın, sivilinle bir olacaksın ve kardeş olacaksın. Buna mecbursun mecburuz.”
Milliyetçinin de halkçının da yeri burasıdır
Bu ülkeyi yeniden tek yürek tek bilek yapacak kadronun Bağımısz Türkiye Partisi kadroları olduğunu ifade eden Prof. Baş konuşmasının son bölümünde Türk milletine şöyle seslendi: “İşçim, memurum, emeklim, orman köylüm, tarım kesimi ve özürlü kardeşim senin partin Bağımsız Türkiye Partisi’dir. Milliyetçi olmak istiyor musun? Yerin burasıdır. Halkçı olmak istiyor musun? Yerin burasıdır.”
| | TUNALIM...
20 Şubat 2009 23:17 | yorum ekleyin
|
|