blogum

ŞEHİTLER ÖLMEZ, VATAN BÖLÜNMEZ(!)



 

 

Vatan savunmasında görev alan her vatan evladını kahpe kurşunlara kurban verdikten sonra hemen herkesin ağzında bir sloganımız vardır; “şehitler ölmez, vatan bölünmez”


Evet gerçekten de kutsal değerler uğruna(vatan, namus, bayrak, din) canını seve seve verebilenler peygamberlikten sonra en kutsal makam olan şehitlik makamına ulaşır. Şehitler hakkında ayet-i kerime ve hadis-i şerif olarak bir çok müjde bulunmaktadır. Özelikle şehitlerin diğer ölülerle karıştırılmaması, onların Allah katında çok özel yerlere sahip oldukları hakkında bildirilen Al-i İmran suresindeki şu ayetler çok manidardır:

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler,Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.

(Şehitler) Allah’ın nimetine, keremine ve Allah’ın, mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.” (Al-i İmran / 169.170.171)




Şehitlerin Allah katındaki yerleri asla tartışma yada şüphe konusu olamaz, ancak bizim üzerinde durmak istediğimiz, “vatan bölünmez” temennisidir. Elde edilmesi gereken bir başarının, zaferin mutlaka bir bedeli bir yolu vardır. Gereken yol ve yordam takip edilemezse, o hedefe varış da mümkün olmayacaktır. Bu durum aynı zamanda eşyanın tabiatı denilen ilahi kuralın ta kendisidir.


“Vatan bölünmez” ama bölünmemesi için gerekenler yapıldıktan sonra(!)


Vatanın bölünmesi için oynanan oyunlara alet olunup, gerekli duruş ve mücadele yapılmadan, düşmanın kucağına sığınıp adeta onlardan medet umar bir yapı arzeden bir yapıyla, “vatan bölünmez” ifadesi ancak bir temenniden öteye gidemez.


Endişemiz, korkumuz; gidilen yolun bölünmeye doğru gidiyor olmasıdır. Allah muhafaza elin gavurlarının bölücü darbeleri korkarım bizi lime lime böler de bir daha bir araya gelemeyiz.


Tarihten gelen soyluluğumuza, asaletimize, zaferlerimize, liderlerimize güvenip; "bu millet ve devlet asla yıkılmaz, bölünmez, yok olmaz" sözlerle gibi övünmek, gaflete düşmek, zamanları çoktan geride kaldı. Zaman Türk milletinin kendi ayakları üzerinde durarak kendi projeliyle ayakta kalma zamanıdır.


Meseleyi biraz daha iyi anlatabilmek için İslam tarihinden “uhut” savaşından bahsetmek istiyorum;
Bildiğiniz gibi Uhut savaşı öncesinde Peygamber Efendimiz(sav) savaş taktiğini belirlemiş, savaşacak kişi ve yerlerini bizzat tayin etmişti. Sonradan Okçu tepesi diye anılan tepeye 50 kişilik bir okçu grubu görevlendirdi. “Her ne pahasına olursa olsun burayı terk etmeyin” dedi.
Çetin geçen savaşı Peygamberin ordusu kazanmak üzere idi..! Okçular; savaşı kazandık zannıyla ganimet toplamak için görev yerlerini terk ettiler.
Savaşı kazandığı zannıyla okçuların ganimet paylaşmak için yerlerini terk etmelerini fırsat bilen müşrik ordusu tekrar toparlanıp, kaybettikleri savaşı tekrar kazandılar. Ve İslam ordusu kazandığı bir savaşı geri kaybetti.

Buradan çıkarılacak ders şudur; “Allah’ın kainatta koyduğu kurallara uyulmadığı taktirde içinde alemlere rahmet olarak gönderdiği peygamberi bile olsa, onları zaferden mahrum bırakıyor”

Bakınız bu konuda ders alınması içinde şu ayeti kerimeyi indiriyor;

“Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan vadini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za’f gösterdiniz. (Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allah mü’minlere karşı çok lütufkârdır.”(Al-i İmran / 152)


Zaferden sonra gösterilen zaaflar kazanılan zaferleri bile geri kaybetmeye sebep olmaktadır. Uhut örneklerden sadece biridir. Örnekleri dünya tarihinde, özellikle de kendi tarihimizde mevcuttur.


Şimdi elimizi vicdanımıza koyarak kendimize soralım; Allah aşkına biz AB den ABD den emir(pardon tavsiye) almadan ne zaman kendi başımıza hareket edeceğiz? Büyük devlet olmanın kurallarına göre ne zaman davranacağız?


Yazımızın başında ne demiştik; “şehitler ölmez vatan bölünmez” Şehitler canlarını vererek ölmüyor, geleceklerini kurtarıyor ama, biz vatanı bölünmekten koruyabilecek miyiz?
Allah korktuğumuza uğratmasın!


Uğur Kepekçi
TUNALIM...

28 Ekim 2007 10:17 | yorum ekleyin

SOYKIRIM ÜZERİNE KURULMUŞ ÜLKE:A.B.D.

 

        Bu günün en acımasız soykırımcı ülkesi olan ABD, dönüp kendi geçmişine bakmadan, dönüp kendisinin üzerine oturduğu Kızılderililerin iskeletlerine bakmadan,temiz adamlar gibi diğer milletler hakkında ahkam kesiyor. Ermenilerin tahriklerine kapılarak, kuyruklu yalanlarına kanarak insanlık ailesinin en şerefli üyesi olan Türk milletine soykırımcılık suçunu yamamaya çalışıyor.
Diyelim ki, kıtaya ilk ayak basıp keklik avlar gibi yerli halkı avlamaya başlayan soykırımcı dedelerinizi, bizim nesillerimize “coğrafi kaşifler” diye yutturdunuz, peki 1945 yılında Japonya’nın şehirlerinden Hiroşima ve Nagazaki’ye attığınız atom bombalarının nasıl izah edeceksiniz?Eti ile kemiği ile buharlaştırdığınız 250 bin insanı nasıl inkar edeceksiniz?
Aradan altmış küsur yıl geçti,çeşitli alavere–dalaverelerle insanlığa bunları da unutturdunuz diyelim, son dört yıldır Irak’ta yaptığınız soykırımı,akıttığınız ve akıtmaya devam ettiğiniz masum insan kanlarını nasıl saklayacaksınız?
Komediye bakar mısınız?
Dünyanın dört bir yanında,özellikle İslam coğrafyasında bu gün itibariyle,şu anda yüz binlerce coni aracılığı ile gece–gündüz soykırım yapan,ülkelere ölüm kusan bir ülke,bilmem ne komisyonunda bizim ecdadımıza kara çalan bir kuyruklu yalandan ibaret olan bir tasarıyı kabul ediyor.
Sam amca, on yıldan beri ocağında ve kucağında özel mama ile beslediği Amerikan muhiplerinin ve mukimlerinin aynasına bakarak Türk milleti nezdindeki durumunu test ediyorsa,müthiş yanılıyor demektir.Çünkü bu milletin kitabında,zalimleri sevmek ve zalimleri sevenleri sevmek yazmaz.Film sektörünüzü ve film adamlarınızı kullanarak bu milleti bir yere kadar,bir vatka kadar aldatırsınız,ama gün gelir keliniz ortaya çıkar.
Bu vesile ile,Amerika’nın dosyasına bir baktık ki;  böyle bir milletin,değil başka milletleri suçlamak,zerre kadar utanma hissi varsa,sınırlarının dışına dahi çıkmaması lazım.
Buyurun:
“Katliamcı Amerika!
Amerika’nın insanlık dışı hareketleri o kadar fazla ki, saymakla bitmez! Bir de kalkmış, bize dil uzatıyorlar! Tam bir rezillik...
Bir süre önce kaybettiğimiz değerli gazeteci–yazar arkadaşımız Şakir Süter “Amerikalılara selamlarımızla” diyerek özel bir Amerika Birleşik Devletleri Savaş Bilançosu çıkartmıştı. Bu, Amerika’nın yaptığı acımasız katliamları anlatıyordu. Türkiye’yi soykırımla suçlayan at gözlüklü Amerikalı parlamenterler oturup kendi soykırımlarını, vahşete varan işgallerini, insanlık dışı katliamlarını düşünmeliler.  Amerika’nın insanlık dışı hareketleri o kadar fazla ki, saymakla bitmez! Bakınız son 109 yıl içinde iki Dünya Savaşı ile Kore Savaşı’nın dışında, Amerika neler yaptı, ne cinayetler işledi?
1898’de Meksika’yı işgal etti, aynı yıl Küba’ya girdi, kanlar ırmak gibi aktı...
1921’de Nikaragua’yı işgal etti. Ulusal Muhafızlar adlı terör örgütünü kurdu, birçok kişiyi vahşice öldürdü.
1945’te Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atom bombası atarak 250 bin kişiyi katletti. Bu, dünya tarihinin en büyük facialarındandı. Saldırıda canını kurtarabilen on binlerce kişi de sakat ve hastalıklı kaldı.
1954’te binlerce Guatemalayı makineli tüfeklerle tarayarak öldürdü.
1955’te Endonezya, Laos ve Kamboçya’da kanlı CIA operasyonları düzenledi. 20 yıl sonra yine Kamboçya ve Laos’ta binlerce kıyım yaptı, sel gibi kan aktı.
1956–59 arasında Küba’da 60 bin kişiyi katletti. Çoğu kadın ve çocuk olan sivillerdi...
1965’te işbirlikçi Suharto, bir milyon komünist ve ilerici Endonezyalıyı yok etti.
Yine 1965’te paraşütçülerini indirip 10 bin Dominikliyi acımasızca öldürdü.
1973’te Şili’de CIA’nın düzenlediği darbe ile 30 bin kişi öldürdü. Aynı yıl Arjantin’de 30 bin kişiyi öldürttü, Azrail gibi can aldı.
1975’te Vietnam’dan kovulduğunda, geride milyonlarca ölü ve sakat bıraktı.
1983’te 14 bin deniz piyadesiyle yapılan Lübnan müdahalesinde binlerce Lübnanlı katledildi. Yine aynı yıl, Grenada’yı işgal edip yüzlerce yurtseveri katletti.
1989’da asker çıkarttığı Panama’da 5 bine yakın insan öldürttü.
1991’de Körfez Savaşı’nda Irak üzerine 12 bin sorti yaptı ve yağdırdığı bombalarla çok sayıda sivilin ölümüne neden oldu.
Yıl 2007... Amerika, yalan ve uydurma bahanelerle işgal ettiği Irak’ta zorbalık yapmayı sürdürüyor ve her gün çok sayıda insan ölüyor. Ortadoğu’yu kana bulayan ABD, milyonlarca Iraklıya cehennem hayatı yaşatmaya devam ediyor. İşte, Amerikalıların marifetleri... Savaş, ölüm ve katliam!
Bir de kalkmış, bize dil uzatıyorlar! Tam bir rezillik, tam bir utanmazlık örneği!
* Rahmi Turan / Hürriyet/ 15 Ekim 07


made by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergul

18 Ekim 2007 11:26 | yorum ekleyin

DEĞERLERİN NOTASINDA ANADOLU TÜRKÜSÜ

                    
GÜZEL YURDUMAnadolu ahh Anadolu … sen öyle bir türküsün ki seni söylemeye başladı mı insan bitesin gelmiyor. Zaten bitirmekte istemez. Nasıl bitirsin ki. Sen Anadolusun, sen hayat, sen can, sen sevda, sen aşk, sen sevgi, sen sevgili ve sen maşuksun … Sen buram buram sadet kokan mutluk, sen umutsun. Sen huzur, sen cennetsin….

Senin türkün öyle bir türkü ki ; Anadolu insanı, Anadolu mozaiği, Anadolu tüm varlığı ile seni söyler.
Aşklar, sevgiler, sitemler, küsler, barışlar, ninniler seninle söylenir. Sevinçler, kederler seninle dillendirilir. Sen sensin…. Yolu senden veya yakınından geçen herkes her şey dinler seni…

Bu türkü sevgi dolu yüreklerden hayat bulur ve dalga dalga yayılır dünyaya, evrene…
Şöyle bir gezinin Anadolu da her yerde bu türkü var. Her şey söyler, her şey dinler bu türküyü… değerlerin notasında ki türküyü… ANADOLU TÜRKÜSÜNÜ !

Bu türkü Karadeniz de kemençe olur. Karadeniz in azgın sularına inat hasreti, sevgiyi haykırır. Kara deniz insanı, kemençe ve yaylalar kucaklaşır,el ele tutuşur horun olur omuz omuza can cana…

Bu türkü davul olur, zurna olur. Palandökende Dadaş olur bar olur. Yiğitlik olur, tevazu olur, merhamet olur, adalet olur Dadaşın yüreğinde …

Davul, zurna sevdalandığında birbirlerine halay olur Van ımda , Bitlisimde birde bağlama katılırsa aralarına sıra gecesi olur Urfamda…

Bu türkü saz olur, söz olur, yar olur yaren olur Sivasımda, Tuncelimde, Erzincanımda… Saz olur, söz olur, yar olur, yaren olurda semah olmaz mı? Aşk olmazmı Bektaşımda Bayram-ı Velimde..?

Bu türkü ney olur, neyzen olur ve semazen olur Konyamda Mevlana Dergâhında… “Herne olursan ol yine gel” sözünde anlamını bulur sevgi, hoşgörü, vuslat ve Şeb-i Aruz olur dervişimde Konyamın bereketli ovasında ..

Bu türkü Seymen olur Ankaramda… Efe olur, Zeybek olur Ege de…
Kılıç kalkan olur Bursamda…

Bu türkü Divan olur, şiir olur, şair olur Bab-ı Âli olur İstanbulumda…. Roman olur, Keman, Darbuka olur Trakyamda…

Değerler notasında, şuh nağmelerin ahengiyle gezinirken Anadoluda evrensel kadınlarımız, annelerimizi, gelinlerimizi görürsün elleri kınalı yanık sadaları ile seslenir yavuklusuna, sevdalısına hasretine, erine, askerine ve şehidine… dere kenarında kapı eşiğinde gözlerinden yakuttan daha değerli göz yaşı damlaları ile…

Batının dejenere olmuş değerlerine inat, balkonlardan silkelenen halılara, atılan çöplere inat her sabah süpürür kapısının önünü bu türkü. Yavrularını biberonla besleyen annelere inat. Sevgi ile Yasin ile sevgi ile sımsıcak göğüsleri ile emzirir bu türkü yavrularını.

Bu türkü Ülkemin Coğrafyası gibi alnındaki derin kırışıkları ile çilenin her türüne katlanmış 70 yaşına rağmen dedemin otobüste 18 yaşındaki kıza gel otur diyerek yer verenlerin türküsüdür.

Bu türkü Vatanım, Milletim, Devletim Dinim sağ olsun diye seve seve canlarını verip ebedi yaşamayı hak eden Şehitlerimin türküsüdür.

Bu türkü yolda kalmışlara han, açlara aş, yalnızlara yoldaş olanların türküsüdür.

Bu türkü bir parça kuru ekmeğini paylaşanların, komşusunun derdi ile dertlenenlerin, sevinçleri ile sevinenlerin türküsü..

Bu türkü her alanda ihmal edilmiş olmalarına rağmen Vatan sevdası ile sevdalananların türküsü… ANADOLU TÜRKÜSÜ….
Yazan:
Şahin Gökçenoğlu--made by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergulmade by OfergulKÜRESEL ISINMAYI  LİVE  CAMDAN İZLEYİNİZ. Laughing
http://www.globalwarmingcam.com/index.html
The worst and the most feared is happening. The North Pole is melting with an alarming rate. It is worst than first predicted.
See this with livecam here

13 Ekim 2007 12:50 | yorum ekleyin

AB ANAYASASI (!)

 

M.KEMAL ATATÜRK

M.KEMAL ATATÜRK
(Avrupa Birliğine girme hayalinde olanlara ithaf olunur )
             Sivil anayasa, çağdaş anayasa, falan filan derken yeni anayasanın temelleri hakkında ilk bilgiler Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek tarafından açıklandı. Herkes yeni anayasaya değişik tanımlar getirirken müsaadenizle bendeniz de bir tanımlama getireyim. Yeni anayasa; “AB anayasası” olacaktır. Bunu nereden mi çıkardım? Sayın Cemil Çiçeğin kamuoyuna yaptığı açıklamalarından

(!) Sayın Çiçeğin konuşmasından bir bölüm aktarayım; “Yeni anayasa rejim için bir tehlike arz etmeyecektir. Yönetim biçimimiz cumhuriyettir, milli marşımız istiklal marşımızdır. Bazı temel ilkelere asla dokunulmayacaktır. Ancak  yeni anayasa AB normlarına uygun bir anayasa olacaktır. Eğer Avrupa Biriliğine girmek istiyorsak, ki; mutlak hedeflerimiz arasındadır. O zaman yapılacak anayasa; Avrupa Birliğine uygun bir anayasa olacaktır. Kafanıza göre bir anayasa yapmanız mümkün değildir.”
Sayın Çiçek anlayana anlayacağı şekilde anlatmıştır. “Anayasa AB anayasası olacaktır.” Lafın tamamı kime söylenir?
Şimdi bu ifadelerden sonra siz olsanız yeni anayasaya ne ad verirdiniz..!


Zavallı vatandaşım, hacı efendiler, hoca efendiler, şeyh efendiler, hanım efendiler, beyefendiler; herkes kendince yeni anayasadan beklediklerini bekleye dursun, elinize geçecek sadece Hıristiyan batının normlarından müteşekkil, AB normlarına uygun, bir anayasa olacaktır. Yani yine onların(küresel güçlerin) merhametine kaldık. AB ve ABD  ne kadar  lütfederlerse o kadar hak(!) tabi ki adı da “tam demokrasi” olacak(!)

Şimdi yapılan anayasa hakkında bilgi almak isteyenlere tavsiyemiz; AB üye ülkelerinden birilerinin anayasasını alsınlar, okusunlar, anlamaya çalışsınlar. Genel mantık açıklanmıştır; “AB normlarına uygun bir anayasa”
AB de hak ve özgürlüklerin Türkiye’ye göre daha fazla olduğu yalanıyla aldatılan seçmen şimdi görecektir. Kime hak ve özgürlükler verilecektir? Çoğunluk, Müslüman Türk halkına mı? Azınlıklara mı?  

BOP la birlikte haritası, rejimi düşünce sistemi değiştirilmeyi bekleyen, 22 İslam ülkesi içerisinde adı geçen ve Ilımlı İslam projesiyle İslam’dan uzaklaştırılmaya çalışılan Türkiyede, Müslüman çoğunluk asla beklediği hak ve özgürlüklere kavuşamayacaktır. Bu işten en kârlı çıkacak azınlıklar ve Hıristiyan batı olacaktır. Lordlar kamarasında Ilımlı İslam projeleri çizilirken, zavallı saf Müslüman vatandaş kendi oylarıyla nelere vesile olduğunu çok geçmeden anlayacak ama iş işten çoktan geçmiş olacak. Telafisi mümkün olmayan “yola devam” projesinin genel koordinatları meydana çıkmıştır.
Ne yapalım sayın vatandaşlar, siz “yola devam dediniz” Hele biraz daha gidin! Yolun sonu nere varacak hep beraber göreceğiz!

Uğur kepekçi-Tunalım..

25 Eylül 2007 13:45 | yorum ekleyin

HACIM!…BİTTİMİ BÜTÜN SANCIN?…

Müslüman Türkün her şeyi güzeldir ve her şeyden güzeldir.
 


.Bilmem ki hatırlar mısın, uzun uzun konuşmuştuk.
Hem şahsi, hem ailevi hem de toplumsal olmak üzere dizi dizi dertlerin, alanlara sığmaz acıların, sicim gibi sancıların vardı ve bütün bu sancıların dinmesini sadece ve sadece bir adamın bir tepeye çıkış şartına bağlamıştın.
Hacım, şimdi dindi mi bütün sancın?
Kalp rahatsızlığından damar sertliğine, şeker hastalığından böbrek rahatsızlığına, kemik erimesinden görme–işitme kaybına kadar birkaç düzine hastalığın vardı, tüm geceler boyunca sancıdan kıvrandığını, o yüzden gecelerin haftalar kadar, hatta aylar kadar uzun olduğunu söylemiştin.
Beklediğin o adam, işaret ettiğin o tepeye çıktı, ya şimdi nasılsın?
Çocukların koca koca adam oldukları halde bir baltaya sap olamadıklarını, asla geçim–meçim derdine düşmediklerini, onların çocuklarına da kendi emekli maaşınızla baktığınızı, iş bulmak için hangi kapıyı çalmışsanız yüzünüze kapandığını nemli gözlerinizle anlatmıştınız da, onarlın yüzünden kendi dertlerinizi dahi unuttuğunuzu söylemiştiniz.
Hacım, dindi mi bütün sancın?
Evinizin sağ tarafındaki büyükçe tarlanın Fransızlar satıldığını, sol taraftaki birkaç dönümlük arsanın ise Yunanlılar tarafından alındığını, bölgenizde yüzlerce insana ekmek kapısı olan fabrikanın da özelleştirme kapsamında İngilizlere satıldığını ve kapısına kilit vurulduğunu yine yaşlı halinizle ve yaşlı gözlerinizle anlatmıştınız ve eklemiştiniz; o adam o tepeye çıkarsa bütün talanlar sona erecek. Şimdi nasılsın, sancıların dalga vuruşunda bir değişme var mı?
Bundan böyle o adam o tepede artık.
Her gün ülkenin dört bir yanına şehit tabutlarının gidişinden, her gün anaların, dul kalan genç eşlerin ve gözü yaşlı yetimlerin feryadından son derece rahatsız olduğunu, son zamanlarda bebek katilinin posterleri ile meydanlarda nümayişler yapılmasından ötürü adeta kahrolduğunuzu söylemiş ve de eklemiştiniz; o adam o tepeye çıkarsa bunlar da bitecek.
Bitti mi sancın hacım?
O adam o tepede şimdi, sen nerdesin ve sancılarından ne haber?
Yazan:Aziz Karaca….Tunalım..

16 Eylül 2007 16:59 | yorum ekleyin


< Geri     1 2 3 4 5 6 7 8     İleri >

son yorum alan yazılarım

-

reklamlar

blog etiketlerim

Destekliyoruz:  nedir ne demek,  türkçe dil araçları

biz kimiz? | yasal bilgiler | beni oku | iletişim 2006-2007 © alanturka.com 8.0.736