blogum

NASIL BİR HOŞGÖRÜ?

 

Asrımızın bir çok hastalıkları arasında kavram kargaşası hastalığının önemli bir yer teşkil ettiğini belirtmiş, bu konuda da; “kavramlara yüklenen yanlış manalar” adı altında bir makale yazmış, şu tespitlerde bulunmuştuk;
“Ülkemizde oluşturulmaya çalışılan en büyük kargaşa nedir; diye sorulsa, hiç şüphesiz “kavram kargaşasıdır” derim. Çünkü gerek şahsi meselelerde ve gerekse toplum hayatını ilgilendiren en ciddi mevzularda, kavramlara yüklenen yanlış manalar, meseleyi asıl maksadının dışına çıkarmaktadır. Kavramlar gerçek anlamının dışında kullanılmaya başladığı zaman da, meseleler içinden çıkılmaz bir kargaşa ortamına dönüşmektedir.

İşte, milletin birliği ve devletin bütünlüğü için tehdit sayılabilecek unsurlar bu kavram kargaşasıyla toplum hayatına empoze edilmektedir. Meseleler doğru tespit ve teşhis edilmediği için, alınacak tedbir ve uygulanacak tedavi de maalesef cevap vermemektedir.
Özellikle son günlerde insanımızın en mukaddes değerleri etrafında estirilen fırtınalar, suni tartışmalar, kavram kargaşasının yol açtığı tehlikeli boyutları en bariz biçimde ortaya koymaktadır. Dinî ve millî konuların uluorta konuşulması ve "ağzı olan konuşuyor" kabilinden meselenin özüne vâkıf olmayanların en ciddi mevzuları bile tartışma zeminine sürüklemesi, işi farklı mecralara doğru saptırmaktadır. Ne yazık ki, bu konuda çok ciddi hataların sergilendiğini müşahede etmekteyiz.”

***

Kavramlar yerli yerince kullanılmadığı zaman;  her isteyen istediği gibi besledikleri niyetlerini kavramlara yüklüyor, neticede de onarılmaz yaralar açılmaktadır.
Kavram kargaşasına kurban giden, ya da kasıtlı olarak milletimize yutturulmaya çalışılan terimlerden biri de hoşgörüdür.
Hoşgörü; “Her şeyi anlayışla karşılayarak olabildiği kadar hoş görme durumu, müsamaha, tolerans” manasında kullanılır.(TDK.Sözlük)

***
Burada dikkat edilirse müsamaha ve tolerans kavramı kullanılmaktadır. Yani belli bir konuda toleranslı müsamahalı(ölçülü) davranmaktan bahsedilmiştir. Demek ki hoşgörünün belli bir ölçüsünün olması şarttır. Çok önemli ve hassas olan hoşgörü mevzusunu  kişilerin eline bırakır, sınır ve ölçü tanımaz hale koyarsanız; nefsin oyuncağı ve çeşitli oyunların figüranı olur, hem kendinizi hem de toplumu yanlışa sürüklersiniz.

Hoşgörünün de belli bir sınırı, belli bir ölçüsü olmak zorundadır. Dinimiz İslam ifrat ve tefritten uzak, itidali seçmiştir. Yani orta yol. Ne ileri ne geri orta hal tercih edilmiştir. Mesela; Çocuğun bütün arzularını yerine getirmeye çalışırken yaptığı yanlışlara göz yummak, ya da her istediğini yerine getirmek için  eline aldığı bir ateşle evi barkı yakmasına müsaade etmek hoşgörü olmayacağı gibi, belli bir ölçü dahilinde davranıp, çocuğun ateşle oynamasına engel olmanız da aslında hoşgörüsüzlük değildir.

***
O zaman; dini, ahlaki, hukuki ve insani davranışlarda mutlaka bir sınır ve ölçü konmalıdır. Yapılan yanışların hoşgörü mantığı içerisinde bize sunulması milli ve dini bütünlüğümüzü ne hale getirdiğini söylemeye hacet yoktur sanırım.

Hoşgörü; ama nasıl ve ne kadar hoşgörü? Mutlaka belli bir ölçü dahilinde ve işin kimyasını bozmamak şartıyla oluşacak bir davranış biçimi olmalıdır. Hoşgörü  adı altında; belli kuralları bozacak davranışlar sergilemek asla hoşgörü kavramı içerisinde değerlendirilmemelidir. Yoksa; “ayıkla pirincin taşını” durumuna düşeriz.(!)

UĞUR KEPEKÇİ
TUNALIM....

10 Ağustos 2007 00:10 | yorum ekleyin

M.KEMAL ATATÜRK(sarı saçlım,mavi gözlüm)

ATATÜRKÜ ANLATMAYA ZATEN GEREK YOK ONU TÜM CİHAN TANIYOR

  • Aristide Briand
    Fransız Başbakanı, 1921

    Yeni Türk Devleti ile Ankara Andlaşması’nın imzalanması nedeniyle; “Bizi arkadan vurdu, dağ başındaki haydutlarla, Mustafa Kemallerle anlaştı” diyenlere Fransız Başbakanının Mecliste verdiği cevap: “Dağ başındaki haydutlar diye isimlendirdiğiniz kahraman Mustafa Kemal ve O’nun tüm askerleri burada olsalardı, teker teker hepsinin heykellerini dikerdik. Böylesine kahraman bir andlaşma imzalamaktan gurur duyuyorum.”
  •  Vladimir İliç Lenin
    Rus İhtilali Lideri, 1921

    Mustafa Kemal sosyalist değildi. Fakat görülüyor ki iyi bir teşkilatçı, yüksek anlayışlı, ilerici, iyi düşünceli ve akıllı bir önderdir. O, soygunculara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. Emperyalistlerin gururunu kıracağına ve Sultanı da yaranıyla birlikte alt edeceğine inanıyorum.
  • David Lloyd George
    İngiltere Başbakanı, 1922

    1922′de Türk ordularının zaferi neticesi Anadolu’daki emelleri gerçekleşmeyen İngiltere’nin Türk düşmanı olarak bilinen Başbakanı Lloyd George, Parlamento’da kendisine yöneltilen suçlama ve tenkitleri şöyle cevaplandırmıştır: “Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dahi çağımızda Türk Milleti’ne nasip oldu. Mustafa Kemâl’in dehasına karşı elden ne gelirdi.”
  • Ernest Hemingway
    Amerikalı Romancı, Yazar, 1922

    Marmara kıyısındaki sıcak, toz toprak içinde, eciş bücüş yollu ikinci sınıf kıyı kasabası Mudanya’da, Batı ile Doğu karşı karşıya geldiler. İsmet Paşa’yla görüşecek Müttefik generallerini taşıyan İngiliz sancak gemisi “Iron Duke”ın kül rengi öldürücü kulelerine rağmen, Batılılar buraya barış dilenmeye geliyordu; yoksa barış istemeye, ya da şartlarını dikte ettirmeye değil… Bu görüşmeler, Avrupa’nın Asya üzerindeki egemenliğinin sonunu gösteriyor. Çünkü Mustafa Kemal, herkesin bildiği gibi, Yunanlıları silip süpürmüştü.

  • Sir Charles Townshend
    İngiliz Generali, 1922

    Ben şimdiye kadar on beş hükümdar ve cumhurbaşkanı ile özel ve resmi konuşmalar yaptım. Bu geceki kadar ezildiğimi hatırlamıyorum. Mustafa Kemal’de büyük bir ruh kudretinin esrarı var.
  • Claude Farrere
    Fransız Romancı ve Diplomat, 1930

    Sevr’den sonra Türkiye’nin öldüğünü sanmıştım. Ama Türkiye yaşıyor; hem, Mustafa Kemal başına geçeli beri öylesine canlı yaşıyor ki; bir L’loyd George’un bütün çabaları, bütün imkânları, sağduyuya meydan okuyan bu şiddetli yaşama isteğinin karşısında erimekten başka bir şey yapamıyor…
  • Claude Farrere
    Fransız Romancı ve Diplomat

    Eğer savaşı kazanmış ve daha da kazanacaksa, O, barışı da yapacaktır. Sözüme inanın ve sizlere önceden haber vereyim ki, O bunu iyi yapacak, herkesin düşündüğünden daha eksiksiz ve şimdiye kadar kimsenin ulaşamadığı bir başarı ile yapacak.
  • Edouard Herriot
    Fransa Eski Başbakanı, 1933

    Paşa, size nasıl hayran olmayayım? Ben Fransa’da laik bir hükümet kurmuştum. Bu hükümeti Papa’nın Paris’teki temsilcisinin yardımı ile papazlar devirdi. Sizse bir Halifeyi kovdunuz ve gerçek anlamıyla laik bir devlet kurdunuz. Siz, bu taassup içinde laikliği bu topluma nasıl kabul ettirdiniz? Dehanızın büyük eseri laik bir Türkiye yaratmak olmuştur.
  • Eleftherios Venizelos
    Yunanistan Başbakanı, 1933

    Bir ulusun hayatında bu kadar az sürede bu denli kökten değişiklik pek seyrek gerçekleşir… Bu olağanüstü işleri yapanlar, hiç kuşkusuz kelimenin tam anlamıyla büyük adam niteliğine hak kazanmışlardır. Ve bundan dolayı Türkiye övünebilir.
  • Franklin Roosevelt
    ABD Başkanı, 1937

    Mustafa Kemal hakkındaki bilgiyi, O’nu çok iyi tanıyan birisinden edindim. SSCB’nin Dışişleri Bakanı Litvinof’la görüşürken, onun fikrince bütün Avrupa’nın en değerli ve ilgi çekici devlet adamının bugün Avrupa’da yaşamadığını, Boğazların gerisinde, Ankara’da yaşadığını, bunun Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk olduğunu söyledi.
  • Franklin Roosevelt
    ABD Başkanı, 1938

    Beyaz Saray’daki görevim tamamlanınca ilk yapmak istediğim şey, zamanımızın bu en dikkate değer şahsiyetini ülkesinde ziyaret etmekti. Kader buna izin vermedi… Bu çapta insanlar dünyaya sık gelmezler.
  • Winston Churchill
    İngiltere Başbakanı, 1938

    Savaşta Türkiye’yi kurtaran, savaştan sonra da Türk Ulusu’nu yeniden dirilten Atatürk’ün ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de en büyük kayıptır. Her sınıf halkın O’nun ardından döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahramana ve modern Türkiye’nin Ata’sına layık bir tezahürden başka birşey değildir.
  • W. Somerset Maugham
    İngiliz Romancı, Yazar, 1953

    Bir insanın değerinin en belirli ölçüsü kendi alanındaki üstünlüğünü dostuna düşmanına kabul ettirebilmesindedir. İşte Atatürk bu yüceliğe ermiş dâhilerden biridir. Bir ihtilâlci olarak modern Türkiye’yi yaratmış, davasında muzaffer olmuş ve yüzyılımızın büyük devlet adamları arasına katılmıştır.
  • Dwight D. Eisenhower
    ABD Başkanı, 1953

    Kemal Atatürk için daimi bir anıt tesisi münasebetiyle Türkiye’ye tebriklerimi arz ile gurur duyuyorum. O’nun gösterdiği yolda yürüyen büyük ulusunuz çok önemli başarılar elde etmiştir. Türk birliğinin ve ilerleyişinin mimarı Atatürk’ün hatırasını anmak için yapılan tören, dünyanın her tarafından hür insanlara ilham kaynağı olmuş zâtâ çok yerinde bir saygıdır.
  • Muhammed Ali Cinnah
    Pakistan’ın Kurucusu, 1954

    O, Türkiye’yi kurmakla bütün dünya uluslarına Müslümanların seslerini duyuracak kudrette olduğunu ispat etti. Kemal Atatürk’ün ölümüyle Müslüman dünyası en büyük kahramanını kaybetmiştir. Atatürk gibi önder önlerinde bir ilham kaynağı olarak dikildiği halde Hint Müslümanları bugünkü durumlarına hala razı olacaklar mı?
  • İkbal
    Pakistan Millî Şairi, 1958

    Bizim aslımız rengi uçmuş bir kıvılcım iken O’nun bakışıyla cihanı kaplayan ve aydınlatan bir güneş haline geldik.
  • Lord Kinross
    İngiliz Devlet Adamı, 1960

    Atatürk, tarih boyunca gelip geçmiş en büyük devlet adamlarından biridir. Hiç bir zaman yaşadığı zamanın üzerinde durmamış, ileriyi görerek ona göre iş yapmıştır. Atatürk’ü Mussolini ve Hitler gibi yöneticilerden ayıran nokta işte bu niteliktir. Onlar her yaptıklannda kendilerini düşünerek hareket ediyorlardı. Atatürk, kendisinden ötesini, 20-30 yıl ilerisini görerek hareket ederdi.
  • Muhammed Eyüp Han
    Pakistan Devlet Başkanı, 1963

    Kemal Atatürk yalnız bu yüzyılın en büyük liderlerinden biri değildir. biz Pakistan’da O’nu, gelmiş geçmiş bütün çağların en büyük adamlarından biri olarak görüyoruz. O, yalnız sizin ulusunuzun sevgili önderi değildir. Dünyadaki bütün Müslümanlar gözlerini sevgi ve hayranlık duygularıyla O’na çevirnişlerdir.
     
  • Nikita S. Kruşçev
    Sovyetler Birliği Başkanı, 1963

    Yakın ve Orta Doğu’da ilk cumhuriyet, doğuşunu O’na borçludur. Bu cumhuriyet, birçok ulusun milli özgürlük savaşalarına ışık tutmuştur. Atatürk’ün yönetimindeki Türkiye’nin uluslararası otoritesi yükselmiş ve ülkesi dünya siyasetinde önemli bir rol oynamaya başlamıştır.
     
  • John F. Kennedy
    ABD Başkanı, 1963

    Atatürk adı insana bu yüzyılın büyük insalarından birinin tarihi başarılarını, Türk ulusuna ilham veren önderliğini, modern dünyayı anlayışındaki ileri görüşlülüğü ve bir askeri önder olarak kudret ve cesaretini hatırlatmaktadır. Şüphesiz ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu ve o zamandan beri Atatürk’ün ve Türkiye’nin giriştiği derin ve geniş devrimler kadar bir ulusun kendisine olan güvenini daha başarı ile belirten bir başka örnek gösterilemez.
     
  • Jawaharlal Nehru
    Hindistan Başkanı, 1963

    Kemal Atatürk veya bizim O’nu o zamanlar tanıdığımız ismiyle Kemal Paşa, gençlik günlerimde benim kahramanımdı. Büyük devrimlerini okuduğum zaman çok duygulandım. Türkiye’yi modernleştirme yolunda Atatürk’ün giriştiği genel çabayı büyük bir takdirle karşıladım. O’nun dinamizmi, yılmaz ve yorulmak bilmezliği insanda büyük bir etki yaratıyor. O, Doğu’da modern çağın yapıcılarından biridir. O’nun en büyük hayranları arasında bulunmakta devam ediyor.
  • Ludwig Erhard
    Batı Almanya Başkanı, 1963

    Bütün dünya 10 Kasım’da, biz Almanların da dostluk ve saygı ile bağlı olduğumuz bir insanın hayatını ve eserlerini takdirle anmaktadır. Atatürk, daima Türkiye ile Avrupa arasında sık bağlar kurmaya çalışmıştır.
     
  • Joseph Luns
    Hollanda Dışişleri Bakanı, 1963

    Çağımızda; uzak görüşlü, cesur, siyasi ve ekonomik reformlarla Türkiye’yi bugünkü modern cumhuriyet durumuna getiren Atatürk’tür. Aynı zamanda bugün Türkiye’nin Avrupa Ortak Pazarı’na girebilecek güce erişmesini sağlayan modern ekonominin temelini hazırlayan da yine O’dur.
  • General Douglas Mac Arthur
    ABD Uzak Doğu Kuvvetleri Başkomutanı, 1963

    A sker-devlet adamı, çağımızın en büyük liderlerinden biri idi. Kendisi, Türkiye’nin en ileri memleketler arasında hakettiği yeri almasını sağlamıştır. Yine O, Türklere, bir milletin büyüklüğünün temel taşını oluşturan, kendine güvenme ve dayanma duygusunu vermiştir. Ben Atatürk’ün sadık arkadaşlarından biri olmakla büyük övünç duyuyorum.
  • Kurt Georg Kiesinger
    Federal Almanya Başbakanı, 1968

    Ben Türk - Alman dostluğunu yakından tanıyan bir neslin çocuğuyum. Küçük yaşımda bir adamın kahramanlıklarını, yaptığı hizmetleri, ülkesi için giriştiği özverileri gördüm. Bu adam Mustafa Kemal’di. Bugün daha iyi kavrıyorum ki, o insan büyük bir devlet adamıydı. Büyüktü, çünki, ölçüyü korumasını her zaman bildi ve eserini tehlikeye sokacak sınırları aşamadı. Yürekliliğin ve kendi yürekliliğinin sınırlarını da çizebilecek kadar anlayışlıydı.

          made by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergul

19 Ocak 2007 18:32 | yorum ekleyin

***ATATÜRKÇÜLÜK ANAYASADAN SİLİNEMEZ ***

              

Sevgili Dostlarım,

Bir devletin Anayasası, sandıktan çıkan siyasi partilerin, dünyaya bakış açılarına göre biçimlendirebileceği sıradan bir yasa değildir. Her ülkede, devleti kuran kadrolar, kendi ilkelerine göre devletin sahip olması gereken nitelikleri, Anayasanın değiştirilemez maddeleri olarak belirlerler.  Ülkemiz özelinde olan şey de budur. Padişahlığı, Halifeliği ve Şeriat mahkemelerini kaldıran Osmanlının asker-sivil aydın zümresi, Mustafa Kemal’in önderliğinde yeni Türk Devletini kurmuş ve Anayasaya da kendi ilkelerini dâhil etmiştir.  Bu nedenle Türkiye Cumhuriyetinde Atatürk ilkelerini savunanlar yok edilmedikçe, 
ATATURKCULUK ANAYASADAN SİLİNEMEZ.  
Ancak bu sıralarda Kemalizm düşmanı cephe, secim sonuçlarından da güç alarak Anayasamız,  Atatürk ilkelerinden arındırılmalı ve renksiz, ideolojisiz bir Anayasa yapılmalıdır” deme cesaretini göstermektedir. Peki, Sicillerinde Atatürk düşmanlığı gibi bir müştereklik bulunan bu ekibe, AKP tarafından yeni bir anayasa yapma görevinin verilmesi için sandık sonuçları yeterli midir? HAYIR.  Eğer aşağıdaki satırları okursa, esas patronun kim olduğunu anlarız;
 
\"Türkiye, Avrupa'nın gerçek partneri olabilmek için klasik milliyetçi KEMALİZM'LE MÜCADELE ETMELİDİR. Devletin gücü azaltılmalıdır. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN FOTOĞRAFLARI KAMU BİNALARININ DUVARLARINDAN İNDİRİLMELİDİR. ATATÜRK YAŞASAYDI AB ile üyeliği imzalayabilir miydi diye sormak lazım. Bence HAYIR.\" Andrew Duff.. Türkiye-Avrupa Karma Parlamentosu Eş Başkan Yardımcısı.
Demek ki TALİMATI VEREN AB’DİR. Gelin bir de şu MÜCADELE ETMEMİZ  İSTENİLEN KEMALİZM' ile AB’nin ve Birleşmiş Milletlerin erişmeyi amaçladığı deklere ettiği çağdaş uygarlık düzeyi arasında bir çatışma var mı, onu inceleyelim.

Ben bu amaçla, Atatürk’ün kendi sözleriyle yapılmış

O halde, AB üyeliği yapılma Havucunun, pardon yalan vaadinin, SEVR’İ geri getirmek için Atatürkçülüğü Türkiye’den silmek için söylenen bir yalandan ibaret olduğunu artık anlamalıyız. Sevgilerimle. Tuncay Erciyes

  

Atatürkçülük, Türkiye’nin gerçeklerinden doğmuş bir düşünce sistemidir. Türk milletinin iradesiyle oluşmuş, tarihi bir gelişmenin ürünüdür. Atatürkçülük, her şeyden önce millete haklarını tanıma ve tanıtmadır; millet egemenliğinin ifadesidir. Atatürkçülük bir kurtuluştur, milletçe bağımsızlığa kavuşmadır.

Atatürkçülük, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmadır, batılılaşmadır; bir diğer anlamda da modernleşmedir; hür düşünceyi temsil eder, hürriyet ve demokrasi anlayışıdır.

Atatürkçülük, modern bir toplum hayatı yaşama demektir; laik bir düzen kurma, müspet bilim(Pozitif Bilim, Fen, Science) zihniyetiyle devleti yönetmedir. Bu iki anlamıyla Atatürkçülük, Türk toplumuna uygun sosyal ve siyasal kurumları kurma ve modern toplum olma demektir.

Atatürkçülük ilkelerini “Temel İlkeler” ve “Bütünleyici İlkeler” olmak üzere iki grupta değerlendirmekteyiz.

“Temel İlkeler”: Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve İnkılâpçılıktır.

“Bütünleyici İlkeler” ise: Milli Egemenlik, Milli Bağımsızlık, Milli Birlik ve Beraberlik, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh”, Çağdaşlaşma, Bilimsellik ve Akılcılık, insan ve insanlık sevgisidir.Tunalım.II- BÜTÜNLEYİCİ İLKELER

1-Milli Egemenlik:

Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu milli egemenliktir; milletin kayıtsız şartsız egemenliğidir. Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitliğin ve adaletin sağlanması, istikrarı ve korunması ancak ve ancak tam ve kesin anlamıyla milli egemenliği sağlamış bulunmasıyla devamlılık kazanır. Bundan dolayı hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir. (1923)

2-Milli Bağımsızlık:

Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir. (1921)

Türkiye devletinin bağımsızlığı mukaddestir. O ebediyen sağlanmış ve korunmuş olmalıdır. (1923)

3-Milli Birlik ve Beraberlik:

Millet ve biz yok, birlik halinde millet var. Biz ve millet ayrı ayrı şeyler değiliz. (1919)

Biz milli varlığın temelini, milli şuurda ve milli birlikte görmekteyiz. (1936)

Toplu bir milleti istila etmek, daima dağınık bir milleti istila etmek gibi kolay değildir. (1919)

4-Yurtta Sulh (Barış), Cihanda Sulh:

Yurtta sulh, cihanda sulh için çalışıyoruz. (1931)

Türkiye Cumhuriyeti’nin en esaslı prensiplerinden biri olan yurtta sulh, cihanda sulh gayesi, insaniyetin ve medeniyetin refah ve terakkisinde en esaslı amil olsa gerekir. (1919)

Sulh milletleri refah ve saadete eriştiren en iyi yoldur. (1938)

5-Çağdaşlaşma:

Milletimizi en kısa yoldan medeniyetin nimetlerine kavuşturmaya, mesut ve müreffeh kılmaya çalışacağız ve bunu yapmaya mecburuz. (1925)

Biz batı medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz. (1926) 

6-Bilimsellik ve Akılcılık:

a) Bilimsellik: Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir. (1924) Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet bilimdir(Pozitif Bilim, Fen, Science) (1933)

b) Akılcılık: Bizim, akıl, mantık, zekâyla hareket etmek en belirgin özelliğimizdir. (1925) Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. (1926)

7-İnsan ve İnsanlık Sevgisi:

İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzülünecek bir sistemdir. İnsanları mesut edecek yegâne vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir. (1931)

Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız. (1936)M.Kemal ATATÜRK...TUNALIM...

19 Ocak 2007 14:48 | yorum ekleyin

***ATATÜRKÇÜLÜK ANAYASADAN SİLİNEMEZ ***

Sevgili Dostlarım;

Bir devletin Anayasası, sandıktan çıkan siyasi partilerin, dünyaya bakış açılarına göre biçimlendirebileceği sıradan bir yasa değildir. Her ülkede, devleti kuran kadrolar, kendi ilkelerine göre devletin sahip olması gereken nitelikleri, Anayasanın değiştirilemez maddeleri olarak belirlerler.  Ülkemiz özelinde olan şey de budur. Padişahlığı, Halifeliği ve Şeriat mahkemelerini kaldıran Osmanlının asker-sivil aydın zümresi, Mustafa Kemal’in önderliğinde yeni Türk Devletini kurmuş ve Anayasaya da kendi ilkelerini dâhil etmiştir.  Bu nedenle Türkiye Cumhuriyetinde Atatürk ilkelerini savunanlar yok edilmedikçe, 
ATATURKCULUK ANAYASADAN SİLİNEMEZ.  
Ancak bu sıralarda Kemalizm düşmanı cephe, secim sonuçlarından da güç alarak Anayasamız,  Atatürk ilkelerinden arındırılmalı ve renksiz, ideolojisiz bir Anayasa yapılmalıdır” deme cesaretini göstermektedir. Peki, Sicillerinde Atatürk düşmanlığı gibi bir müştereklik bulunan bu ekibe, AKP tarafından yeni bir anayasa yapma görevinin verilmesi için sandık sonuçları yeterli midir? HAYIR.  Eğer aşağıdaki satırları okursa, esas patronun kim olduğunu anlarız;
 
"Türkiye, Avrupa'nın gerçek partneri olabilmek için klasik milliyetçi KEMALİZM'LE MÜCADELE ETMELİDİR. Devletin gücü azaltılmalıdır. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN FOTOĞRAFLARI KAMU BİNALARININ DUVARLARINDAN İNDİRİLMELİDİR. ATATÜRK YAŞASAYDI AB ile üyeliği imzalayabilir miydi diye sormak lazım. Bence HAYIR." Andrew Duff.. Türkiye-Avrupa Karma Parlamentosu Eş Başkan Yardımcısı.
        

Demek ki TALİMATI VEREN AB’DİR. Gelin bir de şu MÜCADELE ETMEMİZ  İSTENİLEN KEMALİZM' ile AB’nin ve Birleşmiş Milletlerin erişmeyi amaçladığı deklere ettiği çağdaş uygarlık düzeyi arasında bir çatışma var mı, onu inceleyelim.

Ben bu amaçla, Atatürk’ün kendi sözleriyle yapılmış ATATÜRKÇÜLÜK İLKELERİNİN tariflerini bulmak için Google’da bir araştırma yaptım ve aşağıda sizlere de sunuyorum. Okuyunca anlayacaksınız ki AB’nin çağdaş uygarlık seviyesini amaçlayan gözüken, afişe hedefleri ile Kemalist ilkeler arasında hiç bir çatışma yoktur. Demek ki AB’nin bir de gözükmeyen amacı vardır ve bu onun asli amacıdır. İnsani değerleri yüceltmek söylemi, gerçek amacı gizleyen maskedir, kamuflajdır.  AB’nin esas amacı Lozan’ın intikamını almak, Sevr’i geri getirmektir. Peki, bu hedefin önündeki esas engel nedir? Kemalizm, Atatürkçülük.

O halde, AB üyeliği yapılma Havucunun, pardon yalan vaadinin, SEVR’İ geri getirmek için Atatürkçülüğü Türkiye’den silmek için söylenen bir yalandan ibaret olduğunu artık anlamalıyız. Sevgilerimle. Tuncay Erciyes

  

ATATÜRKÇÜLÜK İLKELERİ

Atatürkçülük, Türkiye’nin gerçeklerinden doğmuş bir düşünce sistemidir. Türk milletinin iradesiyle oluşmuş, tarihi bir gelişmenin ürünüdür. Atatürkçülük, her şeyden önce millete haklarını tanıma ve tanıtmadır; millet egemenliğinin ifadesidir. Atatürkçülük bir kurtuluştur, milletçe bağımsızlığa kavuşmadır.

Atatürkçülük, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmadır, batılılaşmadır; bir diğer anlamda da modernleşmedir; hür düşünceyi temsil eder, hürriyet ve demokrasi anlayışıdır.

Atatürkçülük, modern bir toplum hayatı yaşama demektir; laik bir düzen kurma, müspet bilim(Pozitif Bilim, Fen, Science) zihniyetiyle devleti yönetmedir. Bu iki anlamıyla Atatürkçülük, Türk toplumuna uygun sosyal ve siyasal kurumları kurma ve modern toplum olma demektir.

Atatürkçülük ilkelerini “Temel İlkeler” ve “Bütünleyici İlkeler” olmak üzere iki grupta değerlendirmekteyiz.

“Temel İlkeler”: Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve İnkılâpçılıktır.

“Bütünleyici İlkeler” ise: Milli Egemenlik, Milli Bağımsızlık, Milli Birlik ve Beraberlik, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh”, Çağdaşlaşma, Bilimsellik ve Akılcılık, insan ve insanlık sevgisidir.Tunalım.

18 Ocak 2007 13:34 | yorum ekleyin

HARİKA,RESİMLER

HARİKA RESİMLER...made by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergul
  






 





















  






17 Ocak 2007 12:49 | yorum ekleyin


< Geri     2 3 4 5 6 7 8 9     İleri >

son yorum alan yazılarım

-

reklamlar

blog etiketlerim

ark siteler:  nedir ne demek,  türkçe dil araçları

biz kimiz? | yasal bilgiler | beni oku | iletişim 2006-2007 © alanturka.com 16.5.738