blogum

GÜNDEMİ O BELİRLİYOR..!

1-94

Makalemizin başında gündemi belirleyen insanın Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş olduğunu hemen söyleyelim. Şimdi ayrıntılara geçelim:
Sizlerinde şahit olduğu gibi Sayın Baş’ın siyaset dünyasına adım atmasıyla, alışılmış siyasetin dışına çıkılmış, kimsenin cesaret edemediği bir çok konularda açılımlar sağlanmıştır.
Çözüm konusunda tıkanan siyasete adeta can suyu hükmünde projeler üreten Sayın Baş, kabul edilsin yada edilmesin; herkesin ilham kaynağı olmuştur.

Sayın Baş, Milli ve Dini bütünlüğümüzü tehdit eden unsurlardan, Dinlerarası diyalog faaliyetlerinin; misyonerlik faaliyetlerin önünü açacağından, satılan vatan topraklarının yabancıların eline geçtiği taktirde bölünme tehlikesiyle karşı karşıya kalınacağından, bahsettiği zaman; anlamada zorlanan çevreler abartı zannettiler…
Gelinen nokta meydandadır.

Milletin refahı ve gelecek nesillerin ihyası için sınavsız üniversiteden, vatandaşlık maaşından, emisyonu genişletmekten, faizsiz kredilerden, kira öder gibi ev sahibi olmaktan bahsederken; olmaz diyenlerin, söylemlerini Ona göre şekillendirdiklerini, Onun görüşlerini parti programlarına bile ekleme faaliyetlerini görmekteyiz...

***
Gelelim güncel olan Alevi açılımına ;
Sayın Baş son yılarda Alevi vatandaşların sorunlarıyla ilgilenmiş, bir çok Alevi Kanaat önderi ile görüşmeler yapmış, onların haklı davalarını ilmi boyutta ele almış, Alevi Kanaat önderleri ile çok samimi görüşmeler yapmıştı. Onların ibadetleri için mekan olarak kullandıkları yerlerin; “İbadet kültüründe tekke neyse, cem evlerinin de o mahiyette olduğunu”, tesbit ederek, mutlak hukuki statüye kavuşturulması gerektiğinden bahsettiğinde, iktidar kanadı Alevi vatandaşların isteklerini uç nokta olarak değerlendirip, bazıları da cem evlerine; “cümbüş evleri” deme cesaretini bile göstermişti.
Eskisiyle, yenisiyle siyasiler, Sayın Baş’tan fikir (ç)alma alışkanlığından yine vaz geçmediler. Yine Ondan ilham alarak başladılar; “Cem evlerinden, Alevilerin demokratik haklarından” bahsetmeye…
Yılların iktidarları, siyasileri, bu konuda samimi değillerdir. “Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz”
Sormazlar mı adama; “yıllardır Alevi gerçeğini görmediniz de şimdi mi hatırladınız(!)” diye…
Şimdi Alevi vatandaşlar bu tip yaklaşımların seçim yatırımı olup olmadığına dikkat etmek zorundadırlar.
AKP nin MHP nin yada CHP nin bu konudaki açılımlarını samimi görmek, mümkün değildir. Geçmişteki icraatları meydandadır..!

Bu konuda Antakya(Hatay) Arap Alevileri Kanaat önderi Hasan Hüseyin Dedenin ifadesi çok manidardır; “Ben 60 sene CHP saflarında bir Alevi olarak mücadele ettim. Baktım ki Aleviler sadece seçim zamanında hatırlanır, seçimden sonra unutulur. Bunlarla bir yere varılamayacağını anladım ve siyaseti bıraktım. 3.5 yıl önce Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızı tanıdım. Hem vatanım, hem dinim ve hem de Alevi vatandaşların menfaati için Onun yanında yer almaya karar verdim. Çözümün ve bütün insanlığı kurtaracak görüşlerin burada olduğuna inanıyorum. Onun samimiyetinden asla şüphem yoktur.”

Uzun sözün kısası; gündemi O belirliyor. Anlamak için, elinizi vicdanınıza koyun, ön yargısız ve samimi olarak gündemi takip edince anlarsınız…TUNALIM...
Adi Türk'tür bu vatanin,Türk kalacaktır.
  

27 Kasım 2008 04:26 | yorum ekleyin

TARİH SAHNESİNDE KALABİLMEK İÇİN..

Ne mutlu Türk'üm diyene
 
Tarih sahnesinde var olabilmek öyle kolay şeyler değildir. Hele de yaşadığımız çağda, ayakta kalmak çok zor olmaya başlamıştır. Bırakın devlet olarak ayakta kalmayı, şirket, grup yada aile olarak bile ayakta kalabilmek gayet zor olmaya başladı. Huzur ve barış içerisinde yaşayabilmek için de koruyucu bir devlet çatısına mutlak ihtiyaç vardır. Devletsiz milletin varlığını koruması asla mümkün değildir. Fertten topluma herkes devletin bekasını her türlü menfaatlerin önünde görmeden de O milletin huzur bulması yada devletin ayakta kalması mümkün değildir. Devletin bekasını sağlayacak olan; Milletin kendisidir…
Peygamber Efendimiz (sav), bir beldeye tayin ettiği valiyi uğurlamak üzere orada hazır bulunur. Vali, yükünü yüklemiş, gerekli talimatları almış, ailesi ve dostlarıyla vedalaşırken  son anda valinin çocuğu babasına sevgi gösterisinde bulunmaya kalkışır. Babası çocuğunu azarlar. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz hemen valiyi görevinden alır ve aile ile devlet yönetimi arasıdaki bağı çarpıcı biçimde ortaya koyan şu tarihî sözü ifade buyurur; ”Evladına merhamet etmeyen, halkına hiç merhamet edemez”...

Devlet yönetimi hakkında bilgi sahibi olmak için çok uzaklara gitmeden, toplumun en küçük kurumu olan aile kurumunu incelemek yeterlidir. Aile, toplumun en küçük kurumudur. Reisi, mekânı, kimliği, sorumlulukları, dostları-düşmanları, komşuları, bütçesi, geçimleri için gelir kaynakları vardır.

Devlet de  böyle değil midir?.. Reisi, idari, hukuki, ticari kurumları, dostları-düşmanları, ilişki kurduğu uzak-yakın komşu devletleri, gelirleri, giderleri, bütçesi, bakmakla yükümlü olduğu milleti ile büyük bir aile yapısını anımsatmıyor mu?

Nasıl ki, aile kurumunun dış ve iç tehlikelere karşı korunması için gerekli tedbirler titizlikle uygulanıyorsa, devletin de bekası için aynı hassasiyetin gösterilmesi gerekmektedir. Hırsızına, yolsusuna, ayyaşına, sarhoşuna karşı aile kurumu nasıl korunuyorsa, devlet de korunmak zorundadır.

Fertlere hak ve özgürlük adına verilmeye çalışılan haklar, hiçbir zaman devletin bütünlüğüne ve bekasına zarar vermemelidir. Çünkü devlet bekası; süreklilik, sorumluluk ve güçlülük gerektirir.

Savunma politikalarını bu temel üzerine kuran devletler, güçlerine güç katarlar. Onun içindir ki devletinin bekasını düşünen milletler, içerden ve dışardan gelebilecek her türlü tehlikelere karşı çok dikkatli davranırlar. Olayları çok boyutlu ele alır, günü birlik politikalar yerine; kalıcı, akılcı ve sürekli politikalar üretirler. Devlet politikasında kuşkuculuk (şüphecilik) çok önemli bir unsurdur.

Ama maalesef, son yıllarda bu refleks zaafiyete uğramış gibi görünmektedir.  Daha dün vatanımızı işgal eden, milletimizi hayasızca katleden devletlerle işbirliğine kalkışıyoruz; hem de onların istek ve arzuları doğrultusunda  hareket ediyoruz. Bu şekilde; Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği hedefler göz ardı edilmiş vaziyettedir.

AB hayalleri uğruna şu milletin  tüketilen değerlerine, uğratılan zaafiyetine baktıkça, insanın ağlayası geliyor. Daha dün atımızın üzengisini öpenlerden medet ummamız, inanın Müslüman Türk vatandaşı olarak kanımıza dokunuyor.

Çıkardığımız kanunları, yaptığımız eğitimi, örfümüzü, adetlerimizi, hep onların istekleri doğrultusunda değiştirdik. Yaşantımız, aile düzenlerimiz, hal ve hareketlerimiz, hep onlara benzedi. Dünyaya çare sunan, medeniyet ve insanlık öğreten bir konumdan, onlara el avuç açan, medet uman bir duruma düştük.
Tarihin hiçbir diliminde umudu, çareyi Avrupa’dan bu kadar çok beklemedik.

Halbuki Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, yıllar önce bu konuda bizi uyarmıştı;
“Efendiler!
Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık, Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için; mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Halbuki, hangi istiklâl vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin?.. Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!”

Biz, mazisi zaferlerle dolu asil bir milletiz. Şimdiye kadar kimsenin kapısında kul-köle olmadık. Devletler kurduk, yendik, yenildik; ama asla egemenliğimizi  yitirmedik.
Ne zaman kendimize güveneceğiz?. Ne zaman kudret iksirinin gönlümüzde olduğunu keşfedeceğiz?
Güç sende, uzaklarda arama; zira, “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”

Önce Cumhuriyet bayramını kutladık. Sonra 10 Kasım da Atamızı ölümünün 70. yıldönümünde rahmetle andık. Millet olarak yoğun bir Atatürk gündemi yaşadık. Yaşanan bu süreci millet ve devlet adına faydaya çevirmek için şimdi herkesin kendini bu terazide tartması gerekmektedir. Atatürk’ün giydiği, içtiği, yattığı kalktığı şeylerle ilgilenmek yerine; Onun temel görüşleri, fikriyatı ve hedefleri en ince ayrıntısına varıncaya kadar öğrenilmelidir. Genciyle ihtiyarıyla beklide en fazla ihtiyaç duyulacak budur…

Yaşanılan sıkıntılı durumlardan kurtulmak için keşke Atatürk aramızda olsaydı demek yerine, Onu anlamaya çalışmak daha akıllıca iştir. Eğer Onun ortaya koyduğu hedefler gözetilirse; göreceksiniz bu Millet nice liderler yetiştirecektir. Unutulmaması gereken şudur; Biz Türkler, dünya Liderleri yetiştiren bir Milletiz…
Yeter ki kendinizi keşfedin…

Uğur Kepekçi--TUNALIM...Adi Türk'tür bu vatanin,Türk kalacaktır.
  

14 Kasım 2008 07:27 | yorum ekleyin

BLOĞUMA HOŞGELDİNİZ(Welcome)





    

       EY EHLİ VİCDAN,DUYUN BU SESİ !...
Ülkemiz gerek içte gerek dışta sürekli kan kaybetmeye devam ederken, küresel güçler; medya desteği ve AB destekli sivil toplum örgütleri vasıtasıyla vatandaşı yanlış yönlendirerek iyimser hava estirip, adeta sahte cennet senaryolarıyla milletimizi aldatmaya devam etmektedirler. Huzursuzluk sadece ülkemizle de sınırlı olmayıp, batısından doğusuna bütün dünyaya yayılmış vaziyettedir.

Osmanlı'nın cihan hâkimiyetinin sona ermesinden bu yana, insanlık ailesinin yüzü bir türlü gülmedi. Hayatı kan, zulüm, işkence ve işgallerle geçti. Haçlı ruhunun küreselleşme adı altında maskesini değiştirdiğinden bu yana; zulüm ve açlık insanlığın arkadaşı olmuştu.
Genelde dünya insanlığı, özelde Türk Milleti, Haçlının yerli ve yabancı güçleri tarafından kuşatılmış, can damarları kurutulmuş, ayakta duracak mecali bile kalmamıştı.
Onu bu sefaletten kurtaracak bir sesi, bir soluğu hep bekledi durdu...
Halkımızın, "ne olacak halimiz?" dediği zamanda duydukları sesler hep; malum seslerdi:
"AB olmazsa olmaz"
"ABD dünyanın en hâkim gücüdür o istemeden hiçbir şey olmaz"
"IMF ile kamçı yemeden, bir ortak gibi çalışacağız"
"AB uyum yasalarının dışında bir şey düşünemeyiz"
"Kenar ülke konumuna düşmemek için AB ile bütünleşmek zorundayız" vs...

Eğitimden sağlığa, ekonomiden siyasete, hatta günlük yaşantımıza varıncaya kadar her şeyimiz; dışarıdan estirilen rüzgârlarla tarumar edildi. İnsanımız adeta sindirilmiş bir vaziyete dönüştürüldü.
Yaban ellerden gelen telkinlerle sanki hipnoz edilmiş insanımız, kendi benliğini kimliğini dahi tanımaz bir hale düşmüş; canından bezmiş bir haldeydi.
İnsanımız öyle bir hale düşürülmüştü ki küresel güçlerin dışında hiçbir çözüm olmadığına inandırılmıştı.

Hayatını insanlığın hizmetine adayan bilge insan Prof. Dr. Haydar Baş milletimizin bu durumuna duyarsız kalamazdı. Gecesini gündüzüne katarak şahsına münhasır bir model olan "Milli Ekonomi Modelini" hazırladı. "Durun, buralar çıkmaz sokak" diyerek gerçek çözümün adresinin "Milli Ekonomi Modeli" olduğunu gösterdi.
Evet, insanlığın beklediği ses, bu ses işte...
Dünya çapında bilim adamları, Prof. Dr. Haydar Baş beyin bu sesine kulak verip, onun bu tezini deklere etmektedirler.
Bilim adamları düzenlenen 4 Uluslararası Kongreyle; "Milli Ekonomi Modeli" ve "Sosyal Devlet Mille Devlet" tezini dünyaya haykırdılar. Vatandaşımızın bu fırsatı değerlendirmekten başka yolu kalmamıştır. Sadece Türk milletinin değil, bütün insanlığın sosyal sıkıntılarına son vermek istiyorsanız;
           Ey ehli vicdan, duyun bu sesi..!
''Tarihini bilmeyen milletlerin,coğrafyasını başkaları çizer''

Tarih bir milletin hafızasıdır. Millet olma şuuruna ermiş toplumlar, kârını ve zararını hesap ederken güçlü bir tarih muhakemesi yaparak istikballerine bakarlar. Geçmişine bağlı ve geçmişinden ders alabilecek nisbette medenî milletlerin geleceği de o nispette parlak olmaktadır. Zira dünü olmayanın bugünü ve yarını da olmaz...
Müslüman-Türk milletinin tarih kökleri, bütün insanlığa yol gösterecek nitelikte eşsiz ve sağlamdır. Yeter ki, yüzümüzü engin tarihimize dönelim. Sırtımızı, sarsılmaz medeniyetimize dayayalım. Nice devletler kurmuş ecdadımızın hayatlarını ve kahramanlıklarını araştırdıkça, bizlere miras bırakılan emanetin değerini de belki bir nebze olsun daha iyi anlayacağız.

Çünkü ceddimiz, kendilerinden önceki nesilden aldıkları

mukaddes mirasa layık olduklarını sitayişle göstermişlerdir...

Nasıl mı?

Bakınız; Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'un fethinden önce askerlerine yaptığı hitabetinde zaferlerin ne zorluklarla elde edildiğini belirterek, onlara şöyle seslenmiştir:

"Elimizde bulunan bu devlet, ecdadımızın nice cihat, savaş ve emekleri ile kazanılmış ve bize miras kalmıştır. Yaşlılarımız bu savaş ve cihatlara şahittir ve bizzat katılmışlardır. Gençlerimiz

de bunların hikayelerini babalarından dinlemişlerdir. Bu uğurda pek çok yiğit öldü. Fakat onların kahramanlıkları içimizde yaşamaktadır. Yürekleri yüce hislerle dolu ve korkusuzca, en korkunç tehlikelere göğüs gererek büyük işler gördüler.

Ey yaşlı fedakârlar ve yiğit gençler..! Bütün bu fetihlerin kolayca olmadığını ve emeksiz devlet edilmediğini bilirsiniz. Bu uğurda nice kanlar döküldü, yaralar açıldı. Bunca dul ve yetimlerin gözyaşları aktı. Nice engin dereler, coşkun ırmaklar , yalçın kayalar, sarp dağlar ve boğazlar aşıldı. Nice geceler uykusuz, gündüzler istirahatsiz ve tehlikeli geçti. İşte ecdadımız bu gibi olağanüstü zorluklara katlandı. Düşman karşısında bazen talih onlara gülmedi. Fakat hiçbir zaman gelecekten ümit kesmediler. Ve galip gelmeye çalıştılar. Daima mücadele yolunda kaldılar. Felaket zamanlarında kederlenmez ve zafer anlarında aşırı gururlanmazlardı. Bu sayede şanlı bir devlet kurdular. Dünyaya milli onur ve adalet örneğini verdiler. Bize de her yanı ile muhteşem bir devlet bıraktılar. Bize düşen görev, şöhretimizi yüceltmek ve atalarımıza hayırlı halef olduğumuzu meydana koyarak ruhlarını şad etmektir...

Süratle harekete geçip, düşmanın, devletimizin ortasında kışkırtma ve fesadına fırsat vermeyelim. Ve ecdadımıza layık olduğumuzu bütün dünyaya gösterelim. Bizi hiçbir kuvvet yolumuzdan döndüremeyecek ve hiçbir kuvvet, saldırılarımıza dayanamayacaktır. Ben ordunun başında, sizinle beraber ilk safta bulunacak, hizmetlerinizi övecek ve sizleri mükâfatlandıracağım".

"Dünü olmayanın bugünü ve yarını da olmaz" dedik, evet; mutlu yarınlar ümid ediyorsak, ceddimizin bize bıraktığı medeniyete sadık kalarak bugünümüzü değerlendirmeli; gücünü köklerinden alan yüce bir devletin yılmaz takipçisi olmalıyız.Saygılarımla...TUNALIM...

http://www.mehmettunabas.tr.com.tr/

                                                       ''TÜRKLER TARİH YAPAR,TARİH YAZMAZ''

   
                               The TURKS is lord of the world ....
  YURTTAN ve DÜNYADAN HABERLER(Politik haberler)http://www.yenimesaj.com.tr/ekle.?kategori=politika&sure=3" YAZARLAR:"http://www.yenimesaj.com.tr/ekle.?kategori=yazarlar&sure=3"

 
Web dizinim:http://technorati.com/faves/seherlerim

    .

http://economymodeli.bigforumpro.com/(FORUM)
 
  KÜRESEL ISINMAYI LİVE CAMDAN İZLEYİNİZ.
http://www.globalwarmingcam.com/index.html
The worst and the most feared is happening. The North Pole is melting with an alarming rate. It is worst than first predicted.
See this with livecam here

10 Ekim 2008 12:27 | yorum ekleyin

PERDE ARKASINI GÖRMEZLİKTEN GELEREK TERÖR ÖNLENMEZ

Adi Türk'tür bu vatanin,Türk kalacaktır.

  


BTP Genel Başkanı Prof. Dr.. Baş, Türkiye’nin yıllardan beri boğuştuğu terörün ve Aktütün karakoluna yapılan menfur saldırının üç–beş çapulcu işi olmadığına dikkat çekti.

BTP Genel Merkezi’nden yapılan açıklamada Prof. Baş, Aktütün’de şehit olan askerlerimize Yüce Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar, yüreklerine ateş düşen kederli ailelerine ve Türk milletine başsağlığı diledi.

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş mesajında şunları kaydetti:

“Terör konusu, bir devlet ve millet meselesidir. İşin Türk ekonomisinin çöküşüne bakan yanı vardır. Devlet kurumları arasında ve devlet–millet bütünlüğündeki dalgalanmalara bakan tarafı vardır. Terör meselesinin, bölgemize yönelik BOP projesine ve Avrupa Birliği’ne körükörüne uyuma bakan tarafı vardır. Hepsi kadar önemlisi, ülkemiz ve bölgemiz üzerinde iştah kabartanların, Türkiye’mizi diledikleri istikamete sürükleme hesapları vardır. Terör belasının, bütün bu çeşitli yönlerini ele alarak köklü çözümler bulmak, bugün, dünkünden daha zaruri bir hal almıştır.”

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş “Terör konusunda da, Türkiye çözümsüz değildir; yeter ki milli bir devlet politikası, milli bir ekonomi politikası, milli bir Sosyal Devlet projeleri icraata konsun. BTP, bu hususta hazırlığı olan tek siyasi partidir. Yeter ki, gelişmeleri sağduyu ile, akl–ı selim ile ve basiretle ele alıp, birlik ve beraberliğimizi koruyalım” diye konuştu.

Prof. Baş, mesajını “Tarihte olduğu gibi bugün de milletimizin azim ve kararlılığı, başta terör olmak üzere her türlü siyasi ve ekonomik sıkıntıların üstesinden gelecek kudrettedir. Aktütün karakoluna yapılan menfur terör saldırısında şehit düşen evlatlarımıza Yüce allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar, kederli ailelerine ve Yüce Türk milletine başsağlığı dilerim” sözleriyle noktaladı.

TERÖRÜN KARŞISINDA SADECE BTP DURABİLİR

 
       BTP dışındaki siyasi partilerin terörün karşısında durmalarının mümkün olmadığını dile getiren Prof. Dr. Haydar Baş, “Çünkü bu partilerin projeleri, yani silahları yok” dedi.

Birlik olmazsa olmaz

Bağımsız Türkiye Partisi’nin (BTP) Milli Ekonomi Modeli ile küresel taarruzları dize getireceğini belirten Prof. Dr. Haydar Baş, “Kendi projesi, yerli bir çözümü ve milli bir çaresi olmayan partiler, silahsız asker gibidirler. Bunlar, ne AB’nin, ne ABD’nin, ne de bir başka küresel gücün baskı ve taarruzlarına karşı durabilirler. Irak’tan ülkemize sıçratılan terör ateşinin arka planında bu tıkanıklık ve çözümsüz siyaset vardır. Bu baskı ve taarruzları karşı durabilecek tek parti BTP’dir. Bütün bu taarruzları karşısında siville askerin, devletle milletin bir ve beraber olması şarttır. Hem bu birliği sağlayacak, hem de ortaya koyduğu plan ve projelerle Türkiye’yi içinde bulunduğu kötü durumdan çıkaracak tek oluş, Bağımsız Türkiye Partisi’dir” dedi.

Böyle gaflet olur mu?

AKP iktidarının körü körüne AB ve ABD’nin peşine takılma politikası nedeniyle kuzey Irak’ta bir Kürt devletinin kurulduğunu dile getiren Prof. Dr. Baş, bölgenin okyanus ötesinden gelen gücün barınağı haline geldiğini bildirdi. Kuzey Irak’taki Kürt devleti ile oradaki PKK yuvalarının temelinin 3 Nisan 1991’de ABD’nin Birleşmiş Milletler kararıyla Çekiç Güç’ü kurmasıyla atıldığını hatırlatan Prof. Dr. Baş, şunları söyledi: “Çekiç Güç bir çeteydi. Bu çete PKK’yı korudu. Şimdi siyasi iktidar ‘o çeteyi kuran’ iradeye diyor ki, ‘gel, bu terör işini halledelim’. Böyle gaflet olur mu?”

  TUNALIM...

10 Ekim 2008 12:25 | yorum ekleyin

BATININ DA KURTULUŞU MİLLİ EKONOMİ MODELİ'NDE

 

 

..



BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, İstanbul Sultanbeyli’de, sadece Türkiye’nin değil aynı zamanda Batının da kurtuluşunun Milli Ekonomi Modeli’nde olduğunu söyledi.

Ramazanın başından itibaren her gün bir ilde düzenlenen iftara katılan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr Haydar Baş, ikinci kez İstanbul’daydı. Daha önce Çatalca’da vatandaşlarla oruç açan BTP Genel Başkanı, bu kez İstanbul’un Anadolu yakasının hızla gelişen ‘problemlerle yüklü’ ilçesi Sultanbeyli’de vatandaşlarla biraraya geldi. Düzenlenen iftar programına BTP Genel Başkanı parti kurmaylarıyla katıldı. Çok sayıda vatandaşın katıldığı programda ilk sözü BTP kurmay heyetinde yer alan akademisyenler aldı.

Bu sofralar nadir

BTP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ata Selçuk, böyle iftar sofralarının artık nadir hale geldiğini dile getirerek, “Herkes bir papaz bulup, ona dua ettiriyor. Herkes papazı buluyor. Papazı bulanlar devleti düşünecek değil. Bunun neticesinde topraklarımız satılıyor, kanunlarımız Avrupa tarafından dikte ettiriliyor” dedi.

Prof. Dr. Ömer Saraçoğlu da, yapılan özelleştirmelere dikkat çekerek, “Aslında yapılanlar özelleştirme değil, yabancılaştırmadır. Memlekete gelir sağlayan kamu kurumları yabancılara peşkeş çekilmiştir” diye konuştu.

Gerçek reçete yazılmıştır

Prof. Dr. Metin Tulgar da, “elektriğe, doğalgaza zam, işçiye, memura zam yok” dedi. Toplumun bu kesimlerine zem yapılması halinde ekonominin batacağını savunanlar olduğunu hatırlatan Tulgar, gerçek reçetenin Prof. Dr. Haydar Baş tarafından yazıldığını vurguladı. Tulgar “Bu reçeteye uymak lazım, aksi takdirde hastalık düzelmez” dedi.

İşi ehline vermek lazım

Prof. Dr. Ömer Eyercioğlu da, mevcut iktidarın ülkenin sorunlarını çözemediğine işaret ederek, “Şimdi Başbakana sesleniyorum. Bu millet size en üst makamlara taşıdı. Ancak meseleleri çözemediniz. Siz gerçekten samimi iseniz yapacak tek bir şey kalmıştır. İşi yapana, ehline teslim etmeniz lazım. Bu da bir hizmettir. Buyur Hocam gel demeniz lazım” dedi.

“Sizin partiniz BTP’dir”

Akademisyenlerin ardından kürsüye BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar baş geldi. Konuşmasında Milli Ekonomi Modeli’ni ve modelde yer alan Sosyal Devlet projelerini tek tek anlatan Prof. Dr. Haydar Baş “Sizin partiniz çözüm partisi olan BTP’dir” diye konuştu.

BTP Genel Başkanı, “Bu Sultanbeyli’de oturan annelerim, kızlarım, gelinlerim: sizin bir tane partiniz var. O da BTP’dir. Niye? Size maaşı verecek olan kim? BTP’dir.”

Sürekli büyüme şart

Sürekli büyüme sağlanmaz ise ekonomi durağanlaşır, bunun sonu ise çöküştür” diyen BTP Genel Başkanı, dünya piyasalarındaki krizin nedeni olarak da bunu gösterdi. Bu kanunun sonucu olarak bütün Batının batmasının kaçınılmaz olduğuna işaret eden Prof. Dr. Baş, “Kimsenin kuşkusu olmasın. Hollandalı bilimadamının dediği gibi Batının da kurtuluşu Milli Ekonomi Modeli’ndedir. Bunun dışında çözümleri mümkün değil” dedi.

[29.09.2008]

http://www.btp.org.tr/index.?sayfa=icsayfa&sirano=1556
TUNALIM

06 Ekim 2008 20:55 | yorum ekleyin


< Geri     6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16     İleri >

son yorum alan yazılarım

reklamlar

blog etiketlerim

-

desteklediklerimiz: nedir ne demek,  büyük türkçe dizin,  tasda

biz kimiz? | yasal bilgiler | beni oku | iletişim 2006-2007 © alanturka.com 12.1.075