ÜLKEMİZ ÜZERİNDE OYNANAN KARANLIK OYUNLAR..

07 Ocak 2008 11:25 şikayet | etiketleri: terör

Yürekler yanıyor, ocaklar sönüyor. Terör, dağda bayırda şehirde kol geziyor…
İnsanlığın yüz karası terör; genç ihtiyar, çoluk çocuk, asker sivil ayırt etmeden can alıyor. Diyarbakır’daki son bombalı saldırı sonucu yine masum insanlarımızı teröre kurban verdik. Durum gösteriyor ki; bu ne ilk, ne de son saldırı olacak. Can taşıyan herkes her an bir kalleş terör saldırısı sonucu can ya da mal kaybına uğrayabilir. Terör, artık dünya insanlığının ayıbı olarak dünya gündemindedir.
Hani bir söz vardır; “insanlar kendi canavarlarını kendi elleriyle üretirler” diye… Gerçekten de insanlığın yararına gibi görünen her teknolojik buluş, bir anda tasarlanılan kötü niyetlerin icrasında kullanılıp, insanlığın bir anda yok olmasına bile sebep teşkil edebilecek konuma gelebilmektedir. İnsanlığın en yüz kızartıcı suçu olan terörün elinde kullandığı bombalar, 1945 yılında ABD’nin Japonya’ya attığı atom bombasıyla gündeme gelen ve zaman içerisinde çeşitlenerek, teknik donanımlarla zenginleştirilerek insanlığın başına bela olmuştur. Zamanla çeşitli patlayıcılar üretilmiş, insanlık kendi kendini yok edebilecek kapasiteye sahip bombalar icat ederek kötü emellerini yerine getirmek için kullanmışlardır.

Peki asla haklı gerekçeleri olmayan işgal ve terör nereden geldi? Rol alanlar, insanın kendisi değil mi? Terörü estiren yine insanın kendisi değil mi? İnsanlığını kaybedecek kadar vahşileşen, insanın bizatihi kendisi değil midir?
Elbetteki insanın tâ kendisidir..!   
Yaşanan her olayın arkasındaki gerçek insanın tâ kendisidir. İnsanı ihya eden de, yok eden de yine insanın kendisidir. Bütün meselelerin hallolması, “insan meselesinin” hallolmasıyla alakalıdır. 1980’li yıllarda “Önce insan” teziyle yayın hayatına başlayan icmal dergisi başyazarı ve Bağımsız Türkiye Partisi(BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın sık sık verdiği “insan-bıçak” ilişkisi örneğini sizlerle paylaşmak istiyorum. “Bıçak doktorun elinde hastasına şifa veren, kasabın elinde gıda veren, katilin elinde tasavvur ettiği cinayeti işleyerek can alan bir alettir. Aslında alet aynı ama, kullanan insanın niyetiyle işler farklılaşmaktadır. O zaman eşyayı kullanacak olan insanı yetiştirmeden hiçbir meseleyi halledemezsiniz”

İnsanoğlu yaratılış gereği nefis denen bir olgu taşımaktadır. Eğitilmemiş bir nefis, iyi-kötü ayırt edemez, ihtiras sahibidir, her zaman almak, kazanmak ister.
Ölçüyü kaybeden nefis sayesinde insanlar ihtiraslarının dizginlenemez bir hal alması sonucunda başkaları tarafından kullanılmaya açık hale gelmiş, bazen basit işlerde bazen kendini bile yok edebilecek eylemlerin içerisinde rol alır bir hale gelmiştir.
Bu insanın fıtratında var olan nefis olgusunun kullanılmasından kaynaklanmıştır. İnsanı vahşileştiren, insanlık dışı işlere alet eden nefislerin eğitilmesi, yani insanın kendi adına kurtarılması sağlanmadıkça, insan daha da vahşileşecektir. İnsanoğlunun nefis olgusu eğitildiği zaman, terör kullanacak insanı bulamayacaktır.

Ermeni Sorunu (Sözde Soykırımın Yaratıcıları)

Osmanlıların Ermenileri katlettiği yönünde uydurma senaryoların mimarları arasında Yahudiler de var.

Osmanlı İmparatorluğu sınırları dahilinde asırlarca huzur içinde devletine bağlı bir tebaa olarak yaşayan ve ”millet-i sadıka” olarak anılan Ermenileri, Türkler’e karşı kışkırtan ve isyan çıkarmasını sağlayan yabancı güçler, yıllardır Türkiye Cumhuriyeti’nin önüne bir engel olarak çıkarılmaya çalışılan soykırım yalanının da mimarları olarak dikkat çekiyor.

Anadolu’da huzur içinde yaşayan Ermeniler, özellikle misyonerlik faaliyetleri ile isyana yönlendirildi. 24 Nisan 1915′de Ermeni Komitelerinin kapatılıp yöneticilerinin devlet aleyhine faaliyette bulunmak suçundan tutuklanmasını, ardından da çıkarılan Tehcir Yasası’nı ”bir ülkenin kendini ve halkını koruma gayreti” olarak görmek istemeyen dış güçler, Ermeni yalanlarının temellerini attılar.

AMERİKAN BÜYÜKELÇİSİ HENRY MORGENTHAU

Soykırım yalanlarının temel taşlarından en önemlilerinin arasında, ABD’nin Yahudi asıllı Büyükelçisi Henry Morgenthau olması dikkat çekiyor.Tarafsız bir ülkenin büyükelçisi olarak 1914-1916 yılları arasında İstanbul’dan görev yapan Morgenthau’nun yazdığı ”Büyükelçi Morgenthau’nun Hikayesi”, yalanlarla dolu olduğu yabancı araştırmacılar tarafından da çürütülmesine rağmen, halen sözde soykırımı savunan çevreler tarafından önemli bir eser olarak gösteriliyor.

Büyükelçi Morgenthau’nun, Alman ve Türk aleyhtarı bir propaganda kitabı yazmak için yola çıktığı hatıralarını bir ekiple birlikte kaleme alındığı biliniyor. Büyükelçinin kitabında yer alan belgelerin büyükelçilikte o gün görev yapan 2 Ermeni tarafından hazırlandığı da biliniyor.

YALANLARLA DOLU ”MAVİ KİTAP”IN MİMARLARI

Ermeni soykırım yalanı savunucularının baş ucu kitabı olarak görülen ve ”bir propaganda ürünü” olduğu itiraf edilen ”Mavi Kitap”ın mimarları
İngiliz Lord James Bryce ve ünlü bir tarih profesörü olan Arnold Toynbee, ABD’yi savaşa çekmek için hazırlanan yalanlarla dolu bir
kitabın mimarları olarak biliniyor.

Lord Bryce’ın Ermeni hayranı ve Türk düşmanı olduğu biliniyor.Ermeni kaynakları ve misyonerlerden alınan bilgilere dayanarak Türklere karşı karalama kampanyası başlatarak korkunç bir tablo çizen Lord Bryce, ABD ve Avrupa’da Osmanlıların sözde soykırım yaptığı yalanlarının yayılmasının başaktörlerinden oldu. Ona yardım eden Toynbee’nin de Türk düşmanlığıyla soykırım yalanlarının yayılmasında önemli etken olduğu biliniyor.

ALMAN RAHİP LEPSİUS

Osmanlı Devleti’nin müttefiki olan Almanya vatandaşı Rahib Lepsius da soykırım yalanlarının kaynaklarından biri olarak dikkat çekici bulunuyor.
Bütün ömrünü Ermenileri savunmaya adamış biri olarak tanıtılan Lepsius’un, Ermenileri kazanma, Alman menfaatlerini koruma hedefiyle
kaleme aldığı gerçeklerden uzak bilgiler içeren eseri, soykırım yalanlarının kaynaklarından olmaktadır

PKK’nın Kuruluşu

PKK - KADEK Terör Örgütü Kuruluşu

1974 yılında Anlara Yüksek Öğrenim Derneği (AYÖD) isimli gençlik organizasyonu içersinde faaliyet gösteren Abdullah Öcalan, Kesire Yıldırım (Öcalan), Haki Karaer, Cemil Bayık, Kemal Pir isimli şahıslar Ankara’nın Tuzluçayır semtinde yaptıkları bir toplantıyla örgütün ilk temellerini atmışlardır. Örgüt ilk faaliyetlerini Güneydoğu illerinde başlatmıştır. Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep ilk faaliyet alanı olarak bu şehirlerin belirlenmesinin altında yatan nedenler vardır. Gaziantep’te sanayinin gelişmesiyle birlikte bu şehre yoksul işçi sınıfının yoğun göçü, Diyarbakır’da geçmişte yaşanmış olan bir isyan hareketleri, Şanlıurfa’da ise feodal yapının devam ediyor olması örgütü bu şehirlere yöneltmiştir.

27 Kasım 1978 tarihinde örgüt üyeleri tarafından Diyarbakır’da yapılan toplantıyla KADEK( Kürdistan İşçi Partisi, Partiya Karkaren Kürdistan) ilan edilmiştir. 1980 askeri darbesi sonucu yapılan tutuklamalarla dolan Diyarbakır Cezaevi PKK ‘nın kadro genişletme çalışmalarına zemin hazırladı. PKK merkez komitesi üyesi Kemal Pir’in -Kürdistan özgürlük mücadelesinin kalbi Diyarbakır’da Diyarbakır’ın kalbi de zindanda atmaktadır.- ifadesi PKK’lıların yoğun olarak bulunduğu cezaevlerinin birer eğitim merkezi haline getirilmiş olduğunu göstermektedir.

Yapısı PKK terör örgütünü; genel başkanlık, genel başkanlık, konseyi merkez komitesi, merkez disiplin kurulu, bölge komiteleri, yerel komiteler adı altında toplanmıştır. PKK terör örgütünün Genel Başkanı Abdullah Öcalan’dı. Örgüt hareketleri tamamen genel başkan tarafından yürütülmektedir. Öcalan’ın tutuklanmasıyla birlikte yeni bir genel başkan belirlenmemiştir. Bu Öcalan’ın örgüt üzerindeki egemenliğini göstermektedir. Örgüt o zamandan beri genel başkanlık konseyi tarafından idare edilmektedir.

3.Amaçları İlk amaçları Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini içine alacak şekilde bağımsız bir Kürdistan Devleti kurmaktır. Bunun için Birleşmiş Milletlerin self determination hakkından yararlanmak istemektedirler. Self determination azınlıklara tanınmış bir hak değil, sömürgelere verilmiş bir haktır. Bu nedenle Kürtler Türklerden farklı olduklarını azınlık olmadıklarını ispatlamaya çalışmaktadırlar. Bütün dünyaya kendilerin bağımsız bir devleti idare edebilecek güçte olduklarını göstermeye çalıştılar. Fakat bu amaçla hareket ederken şiddete çok fazla baş vurdular ve insan haklarını ihlal ettiler.

Faaliyetler

Şiddet Dönemine Geçiş II. Kongreden sonra PKK’nın kendi içinde tüm hazırlıklarının bittiği tespit edilmiş ve hareket zamanının geldiği kararlaştırılmıştır. Başlangıç olarak silahlı propaganda ünitelerinin oluşturulması ve bölgedeki yerel nüfusla ilişkiye geçilerek gerilla savaşının başlatılması kararlaştırıldı. Terör eylemlerinin başlatılmasındaki amaçlar ülke içindeki otoriteyi sarsmak, ekonomiyi zedelemek ve kendi görüşleri doğrultusunda hükümetten bazı tavizler alabilmektir. Bunun dışında yapılan hareketlerin çok fazla şiddet içermesinin bir diğer nedeni de tüm dünyanın dikkatini Kürt sorununa çekmektir.

Örgütlenmedeki Başarının Nedenleri Doğu Bölgelerinde yaşanan yoksulluk, işsizlik, hükümetin yanlış tutumları PKK’nın her geçen gün büyümesine sebep olmuştur. “ Gazeteci Mehmet Ali Birand’a göre Güneydoğu’da ki güvenlikten sorumlu kuruluşların baskıcı uygulamaları sıradan insanları bile potansiyel PKK sempatizanı yapmıştır. PKK yaşanın ekonomik yoksulluktan yararlanmayı bilmiş ve Kürt kimliği üzerinde çeşitli şekillerde propagandalar yaparak Kürt gençlerini bünyesinde toplamayı başarmıştır. Bu gençleri yaşadıkları yoksulluktan, siyasi sorunlardan var olan baskılardan kurtulabilmek için şiddet kullanmaları gerektiği ancak şiddet kullanarak başarıya ulaşabileceklerini kolayca inandırmıştır. Bu da PKK ‘nın insan kaynağı sağlamada herhangi bir zorluk yaşamamasına ve kolaylıkla bu konuda başarı sağlamasına yol açmıştır....TUNALIM..



yorum eklemek ister misiniz?
Yorum ekleyebilmek için üye olmalısınız, üyeyseniz giriş yapmalısınız.

reklamlar

son yorum alan yazılarım

-

blog etiketlerim

Destekliyoruz:  nedir ne demek,  türkçe dil araçları

biz kimiz? | yasal bilgiler | beni oku | iletişim 2006-2007 © alanturka.com 10.0.592