blog

Alyansı neden yüzük parmağımıza takıyoruz?

Bunun, Çinliler'in anlattığı çok güzel ve inandırıcı bir açıklaması var...

Başparmak, anne-babanızı,
İşaret parmağı, kardeşlerinizi,
Orta parmak, sizi,
Dördüncü parmak (yani yüzük parmağı), hayat arkadaşınızı,
Ve serçe parmak, çocuklarınızı temsil eder.

İlk önce avuçlarınızı birbirine bakacak şekilde açın. Orta parmakları bükün ve sırt sırta birleştirin. Daha sonra kalan dört parmağınızı da şekildeki gibi açıp, uç uca getirin.


Image Hosted by ImageShack.us


Şimdi, anne babanızı temsil eden başparmaklarınızı ayırmaya çalışın... Açılacaktır, çünkü anne babanız sizinle birlikte ömür boyu yaşamayacaktır. Er ya da geç onlardan ayrılmak zorundasınız.

Baş parmaklarınızı önceki gibi birleştirip, kardeşlerinizi temsil eden işaret parmaklarınızı ayırın. Onlar da ayrılacaktır, çünkü kardeşleriniz kendi ailelerini kurup, ayrı bir hayat seçer.

İşaret parmaklarınızı birleştirip, çocuklarınızı temsil eden serçe parmaklarınızı ayırın. Onlar da ayrılıcak, çünkü çocuklar da evlenir ve bir gün kendi hayatlarını kurar.

Son olarak serçe parmaklarınızı birleştirip, eşlerinizi temsil eden yüzük parmaklarınızı ayırmaya çalışın. Ayıramadığınızı görünce şaşıracaksınız. Çünkü karı-kocalar hayat boyu bir arada yaşarlar... İyi günde ve kötü günde...

22 Şubat 2008 20:33 | yorum ekleyin

UMAY UMAY'DAN...

"Daha kolay yaşamalıyım. Metruk evlerde yaşayan 'tam işte o kelimeydi' dediğim insanların arasında..; daha kolay ama nasıl, onu da bilmiyorum. Aşk ikide bir ellerimi tutmak istiyor. 'Bir gün sen de cezanı çekersin' diyor. Boşuna, ellerimi verme... Uyutmayacağım seni, ninniler büyütmuyor çünkü. Bahçende sıçrayan ağustos böcekleri hala saçlarımın içinde..; bir tek ben kanadım, bir tek sen gördün beni.
Artık özgürüm, öyle yalnızım ki......"

07 Eylül 2007 21:48 | yorum ekleyin

.......

ben kısacık düz bir cümle, sen yaşamakla aramdaki unutulmaz kafiye..

16 Ağustos 2007 13:13 | yorum ekleyin

Ahmet Ümit'in Kukla romanından bi bölüm s.59

Bize gereken gerçektir; hayalden, büyüden, rüyadan arınmış gerçek.İçinize işleyen bakışlara kanmayın, hiçbir bakış masum değildir; buna çocuklarınki de dahil.Tatlı sözlere inanmayın; yalansız söz olmaz.şarkılara, şiirlere, romanlara,oyunlara, filmlere kulak asmayın; onlar olanları değil, olması gerekenleri söyler.Çiçeklerin narin güzelliği, günbatımının lezzetli kederi, gökyüzünde usulca kayan ak bulutlar, denizlerin menevişli kıpırtısı, toprağı yemyeşil bir buğu gibi kaplayan ağaçların sevinç veren görüntüsü yüreğinizi yumuşatmasın, onlar volkan, deprem, fırtına, sel gibi büyük felaketleri gizlemek için yaratılmıştır.İçinizi kararttığım için üzgünüm, ama ne yazık ki durum budur.

10 Ağustos 2007 18:38 | 2 yorum

BEYAZ ELLER (29 MART 2006)

Tanışmalarının üstünden bir hafta geçmişti.O gün tatildi.Dört duvar arasında boğucu bir sıcak vardı, sokakta ise tozdan geçilmiyor, rüzgar adeta ortalığı birbirine katıyordu.
Koskoca gövdesiyle hüzün geldi, oturdu içine.Bu havalarda hep böyle hissederdi kendini.Yağmur yağacak diye geçirdi içinden, yada öyle olmasını istedi.Bu boğucu havanın dağılması için .Yağarsa yağmur, içindeki sıkıntıyı da hüznü de ellerinden tutup götürecekti beraberinde.Belki son altı gündür yani "onu" gördükten sonraki günler hep bu sıkıntı içinde geçti.Ne zaman onu düşünse içinde kelebekler uçuştuğunu hissediyordu ve bu kelebekler artık çok oluyordu.
Çok sevdiği bir filmi başa alıp tekrar tekrar izler gibi o tanışma anını kafasında en az bin kez yaşamıştı.Nasıl oluyordu da sadece tek bir insan tek seferde kocaman bir dünyayı böylesine değiştirebiliyordu?Ve insan onu hayatının miladı yapıveriyordu, geçmişteki her şeyin üstüne kocaman bir çizik çekerek.İnanamıyordu ama seviyordu işte, bundan emindi.
Yağmur yağmaya başlamış; ağaçlar, arabalar, evler ve gökyüzü yıkanmaya başlamıştı.Boğucu hava da gitmişti.Pencereden dışarıyı izlerken yapacak bir şeyler bulmalıyım, diye düşündü.Zaman öldürmek için, onu tekrar görebileceği zamanı çabucak getirebilmek için.Bugün pazardı ve saat daha öğlen ikiydi.Yani pazartesi sabahının sekizine daha koskoca 17 saat vardı. Koskoca 17 saat...Önce, uyusam zamanın yarısından çoğunda diye düşündü, sonra vazgeçti.
Müziklerinin olduğu bölüme gidip CD leri karıştırdı.Bazılarını ayırdı.Bunlar vazgeçemediği müziklerdi; uyurken, canı çok sıkıldığında, mutlu olduğunda,çok yalnız olduğunda yani her zaman dinlediği müzikler.Birini dinlemeye başladı:
"Şimdi öyle uzak ki geldiğim yollar
 Yanlış bir öyküdeyim
 Beni yeniden yaz"
Kendini tam da böyle hissediyordu.Aslında onu tanıyana kadar.Artık olması gereken yerdeydi, emin ellerdeydi, onu yeniden yazacak beyaz elleri bulmuştu.
Şarkı devam ediyordu ve o yarınki buluşmayı kafasında kuruyordu.Onu, belki hep beklediğini, gelmeyeceğini düşündüğünü hayal ediyordu.İçindeki kelebekler yağmurun içinde yeniden uçuşmaya başlamıştı bile.

 


 

30 Temmuz 2007 10:21 | 1 yorum

sagopa kajmer'in küheylan adlı şarkısından bi bölüm

Bir yığın insan gördüm günlükleri dolabında gizli saklı
Kendiyle mektuplaşan yada kendiyle konuşan.
Dününü unuttu hepsi.
Günler günlüklere küstü yada günlük yazarı kara önlük giydi
Son mektubu kalbine tıktı.

21 Temmuz 2007 22:34 | yorum ekleyin

sagopa kajmer'in leyli adlı şarkısından bi bölüm(adam yazıyo yaa:)

tıpkı eski filmler gibisin, zamanına göre iyiydin
bazısında duygusal kimi zamansa pornografiksin
benim aşka dahil grafiğimde çizgiler hep kırıktı, umursamazdım
hangi akla hizmet ettim sevdiler
ve en sonunda filmi aynı yere getirdiler
biliyor musun beni bu zamana kadar çok üzdüler
gamsızlığımın nedeni belki buydu
çok masal anlatıldı, hepsinin sonunda ayrılık notunu okudu zanlı
benim kalemi bir kişi yıktı, kalemimi kırdı
sözlükte sevgiliydi anlamı...

18 Temmuz 2007 11:28 | yorum ekleyin

sago'nun karikatür komedya şarkısından bi bölüm

........
Varsa bir duvar dayan, yoksa bir duvar yarat,
karanlık olduğunda mumdan bir güneş yarat,
kanatların kırılmasın, umutların nicesi 24 karat.

                        ............

16 Temmuz 2007 18:33 | 2 yorum

feridun düzağaç - ağlarsan düşerim

Ağlarsan Düşerim

Yıkayınca geçmiyor kokun

Kokumu Yitirmekten korktum

Işığı en güzel aldığım yerdeyim

Kalbin

Hep küllerdi benim işim

Bir ateş istemiştim

Canım yandı vazgeçtim

Çatlak bir kadeh kalbim

Sızıyorum

Küçücük ufacık kaldım minicik

Gözlerine sığabilirim

Ağlarsan eğer ilk damlanla arınabilirim

Küçücük ufacık kaldım

Ağlarsam düşerim, ağlarsan düşerim

Bir gün aklımı bulamayacağım

Fikrimde kaybolup gidecek

Bataklıkta bir nergis gibi

Aklımın içinde sen

Nerdeysen

16 Temmuz 2007 15:57 | yorum ekleyin

sibernetik - Turgut Uyar



üç kere üç dokuz eder
bilirsin
birin karesi birdir
kare kökü de
bilirsin
"mutlu aşk yoktur"
bilirsin

ama baharda ya da dışarda
sonsuz göğün altında
aşkın aşkla çarpımı
nedendir bilinmez
garip bir biçimde
hep sonsuzdur

15 Temmuz 2007 14:16 | yorum ekleyin


< Geri     1 2 3     İleri >

reklamlar

blog etiketlerim

-

ark siteler:  nedir ne demek,  türkçe dil araçları

biz kimiz? | yasal bilgiler | beni oku | iletişim 2006-2007 © alanturka.com 12.0.697