blogMASALAydede de evimiz, 31 Temmuz 2008 17:24 | yorum ekleyin Derdin ya..
Hani derdin ya; Sensiz düşünemem bu kenti, Gidersen uzaklara. Düşerim ardına,yalınayak. Batar tabanlarıma deve dikenleri, Batarda kanı yüreğime akar.
Hani derdin ya, Severim ben zindan geceleri, Sardıkça beni,saçlarına sarılmışım gibi Ne kar ne fırtına üşütemez beni. Eğer gidersen; Yaz ortasında kar yağar saçlarıma, Buz tutar yüreğim,gece vakti, Ağlar karanlıklar,yalnızlığıma.
Hani derdin ya; Sensiz yaşamak ,hayır hayır yaşamak olamaz. Güneş yakar beni, hava boğar. Gidersen,vurgun yiyen yüreğim, Aşar bedenimi, Ruhum sana doğru koşar...
Yıldız Koç Şimşek 31 Temmuz 2008 16:20 | yorum ekleyin Nedeen?
29 Haziran 2008 21:50 | yorum ekleyin Gitmesen
29 Haziran 2008 21:13 | yorum ekleyin GEÇ
Ha deyince gelmez ki bahar, 'Gül' deyince açmaz ki, rengarenk güller...
Önce yağmurlar yağacak, İliklerine kadar ıslanacaksın.
Yapraklar dökülecek, küçücük ellerine; Ağlayacaksın...
Buda bir şey mi; soğuklar başlayacak ardından. Karlar yağacak dağlarına, buz tutacaksın.
Ayaz vuracak tomurcuklarını, dolular kıracak dallarını, Kimi meyvelerin, çiçekteyken daha,bozacak bağlarını.
'Sıcacık bir ocak başı,ne olur, Allahım' derken, Bir mezartaşına akıtacaksın gözyaşlarını.
Sevdiklerin de terkedecek bir bir. Koskoca dünyada artık,'tek' başınasın.
Kalbinde dayanılmaz ateşler, Delik-deşik olmuş yüreğini,fırlatıp atacaksın.
İğneli beşiğekte, sallanır olmuşsun, Karanlık bir ufka açılmış artık yolun...
Birden bir sıcacık esinti yüzünde;tadını anımsamadığın Saçlarını okşar gibi bir el; yalancı güneş
Bahar gelmiş ' diyeceksin; ne çok beklettin beni. Şakır şakır yıldızlar gökyüzünde, geceleri...
Pınarlar çağlar gibi içinde, derin,derin. Sonsuza uzanan bir gül bahçesi özlediğin.
Fırlayıp bahçeye koşmak vardı elbet. Güllerini bulman , koklaman, gerek.
Ne dizlerinde deman, ne yüreğinde kuvvet. Artık çok geç.ÇOOK GEEÇ
Yıldız Koç Şimşek 15 Haziran 2008 Aydın 15 Haziran 2008 23:22 | 2 yorum KİMSELER BİLEMEZ Kİ KİMSELER BİLEMEZ Kİ Kimseler bilemez seni benim kadar, Göremediler ki kalbindeki cennet bahçesini Yaşamadılar ki öyle uzun seneler seninle, Âlem ne bilsin gönlünde beslediklerini.
Açık gri gözlerindeki o hiç gitmeyen dumana rağmen, Güzel yüzünde eksilmeyen, insanı sırılsıklam saran gülüşünle, Nasırlaşmış ellerinde bir demet gül gibi sunduğun, Acılardan arındırılmış mutluluğu, bir dikişte içmek kolaydı…
Kimseler anlayamaz ki seni, benim kadar, Kanadı kırık bir kuş olarak gelip konduğun dalların, Buzlarla kaplı olduğunu, Çıplak ayaklarının sessiz ve derinden donduğunu, Kimseler görmedi ki…
Yıkık kerpiç duvarların oyuklarını ellerinle sıvayıp, Kırık dökük viraneyi, sıcacık yuvaya dönüştürürken sen, Hıçkırıkların ,yüreğinden kopup gelen, Bir tatlı ninni oluverirdi, beşik başında, sen yavrularını uyuturken, Kimseler nerelerden bilsin ki,
Yalnız ve zindan karası gecelerde, Bir maniler sil silesi tutturup, Dizip incilerini gözyaşlarının, —Gurbetin sancılarını unutturup-iğne ile kuyu kazarak, Ekmek kazanma pahasına, pazarladığını…
Yine de her pazartesi akşamı, Hani o güllü, üzümlü, siyah ipek elbiseni, düğününden kalma, Yılan derisi ayakkabılarını, dayımın getirdiği, çekip ayaklarına, Kırmızı grapon kâğıtlarından rujunu dudaklarına sürüp, Kraliçeler gibi haşmetli, prensesler gibi dimdik Yollara koyulup, yürüyerek, saatlerce, Bir bahçe sinemasının tahta sandalyesine kurulup, Hayatın tadını, özümlemeye çalıştığını, O yaşadığın pencereden bakıp…
Bilemezler bir tanem… Başında dumanlı dağlar. Ayaklarında yoksulluğun okyanusu, Kimsesizlik çökmüş omuzlarına,
Sen acılar deryasında ne kulaçlar atmışsın. Sardıkça gönlünü ihanetin kemik elleri, Kan kırmızısına dönen gözlerinde görürdüm; İçini kavuran sevda ateşini. Kıskançlığın bir saman alevi gibi geçiverse de yanından, Sen meleklerden alınmış kanatlarınla, sıkıca sarılırdın yavrularına.
Şimdi, arıyor umutsuzca yüreğim, her yerde seni. Acıyor gözlerim, yüreğim, dilim acıyor. Yanıyor içim, içim kanıyor. Kalbimin tam orta yerinde, bir koca bıçak , Beyimde hiç susmayan bir kuş var, hep seni anlatıyor.
Sensiz yaşamanın bu denli çetinliğini Ben senin kadar güçlü olamadım ki hiç, Artık dayanamıyorum anne, Sensizliğe....
19 aralık 2007 Yıldız koç şimşek Almelo 01 Mayıs 2008 16:20 | yorum ekleyin SÖYLE BANA FALCIŞöyle bir evir çevir yaşantımı, Bir kazan bir kepçe, Karıştırıp geçmişimi, Düşleyiver, hele bir şöyle geleceğimi, Hayatın sürprizleriyle Yol nereye?
Yürek dolusu mutluluk, Ağız dolusu kahkaha Sıkışıp kalmış mıdır? Bir yerlerde…
Şöyle bir el hareketiyle, silip hasretleri, Üstüne kapkara, koca bir çizgi çekip Acı veren ne varsa, Yetmeyenleri yetirip, Bitmeyenleri bitirip Geri kalan üç-beş günlük yaşantımızın, Güneşi göreceği günler var mıdır? Kaderde…
Gönül aynasında birkaç kez görmüşlüğümüz var, hatırlarım; Şöyle bir gülüp geçişini mutluluğun, Yok, hayır, yarenlik ettiğimiz de oldu. Uzak diyarlarda kol kola girip gezmişliğimiz de. Hasretin atlas yorganlarına sarılıp, Gurbet şaraplarına, gözyaşlarımızı meze yaptığımızda oldu. İçimize delice akarken, yağmur damlaları, Gülüşlerimiz dudaklarımız hep donup kaldı. Gönül aynasında bir-kaç kez görmüşlüğümüz var hatırlarım Şöyle bir gelip gidişini mutluluğun…
Aradım bulamadım bir daha o günleri falcı, Evliya Çelebi gibi, ayağımda çarık elimde asa, En uzak ülkelerin en dar sokaklarında, Yüce dağların başlarından, Engin ovalara kadar, her yerlerde aradım. Bir daha çıkmadı karşıma, Söyledi mi sana falım Bildin mi? Dönecekler mi geriye?
19 Aralık 2007 Yıldız Koç Şimşek Almelo 01 Mayıs 2008 16:06 | yorum ekleyin Firdevs icinBir nefes hava yasatir beni, Oksijen sensin. Bir damla suyla donerim hayata, Pinar sensin. Bir isik huzmesi dolsa gozlerime, Gunes sensin, Iste o yuzden ben senin. Benim olmadigim kadar,mutlu olmani, Benim ulasamadigim kadar,basariya kosmani Yurekten isterim. Cunku sen , Kalbimin yarisini alip goturen, Iki gozum,canimin ici ,nar tanemin adisin. Cunku sen, canimin yarisinin agzimin tadinin adisin. Iyiki dogdun findik sacli guzelim, Iyi ki varsin. Allahim seni kem gozlerden saklasin.. Halan(yildiz koc simsek) 21 subat 2008 Almelo 21 Şubat 2008 20:28 | yorum ekleyin Senin İçinDalgalar her vuruşta sahile,sanki söyler adını, Beyaz köpüklerde gizli kalmıştır güzelliğin, Bilirim benden başka hiç kimse,göremez ayak izlerini Martıların kanatlarında bir rüzgardır sesin…
O balıkçı kahvesinde yudumladığımız çay, Gelir aklıma hani bir güz akşamında. Ayrılık saatini beklerken hani, Hasretin burukluğu vardı gönüllerimizde Gökte bizimle alay eden dolunay….
Şimdi bir balıkçı ağında geçer mi elime, Ya da bir martının kırık kanatlarında, Ben hiç bu kadar kalmadım çaresiz, Şimdi ümit topluyorum, midye kabuklarında….
Gök yüzünden şakır şakır yıldız yağıyor, Bulutlar ağlıyor,yine o sahil akşamlarının birinde, Bu kaçıncı ayrılık şarkısıdır dinlediğim, Kaçıncı kadeh boşalan,ellerimde Geçmiş bir daha gelmiyor, geriye…
Sen sahilerimin deniz kızı, Yosun yeşili gözlerinde mutluluğum kaldı Sen rüyalarımın deniz yıldızı, Sarı saçlarında yaşam umudum saklı
Beni bırakıp gecenin karanlığına Yüreğimin kurak denizlerine bir dal artık. Gel bu deniz kentinin kollarında kal artık Gel, ister bir martının çığlığında, İstersen, liman meyhanelerinin kırık dökük şarkılarında İllede bir sabah,dalgaların saçlarında gel. Gel bana akşam olmadan … Hadi neolur gel….
Yıldız Koç şimşek Aydın 28 Ocak 2008 16:47 | yorum ekleyin Mavi Nehirİki mavi nehirdi O'nun gözleri, 27 Ocak 2008 23:50 | yorum ekleyin Bahçıvan Sen oluncaBir heyecan,bir tutkuyla açılır perde, Göreceksin Göreceksin, bir bahar günü teker teker yeniden açacak,
Ruhsan Sor 14 Ekim 2007 02:43 | yorum ekleyin SELSabahınan esen seher, sabah yeli mi? Benim gönlüm, divane mi deli mi ? Durup durup, yar göğsünü geçirir, Yoksa bugün ayrılığın günü mü? Vay vay anam sürmelim… Aman anam ben yandım aman…
Taşlı Tarlada hem mercimek yoluyor, hemde bağıra bağıra Yozgat Sürmelisi’ni söylüyordu. Kimsecikler yoktu etrafında. Daha şafak ağarmaya başlamadan düşüp yollara gelmişti.Çocuklar taa öğleye kadar uyurlar. Ben de bugün bu yolma, işini bitireyim dedi.Yolduğu mercimekleri bir kenara yığmaya başladı. Ayrılık ateşini bu günlerde böyle söndürmeye çalışıyordu;. Çiğ düşmüşte …… dedi. Bir gök gürlemesiyle birlikte müthiş bir yağmur başladı. Öyle bir yağmur ki, gözünü bile açamıyor, önünü göremiyor adımlarını atamıyordu. Mercimek arıklarının içine yığıldı. - Beklerim geçer, dedi. Ama hayır, yağmurun duracağı yoktu. Önce arıklar suyla doldu. Sonra da bütün tarla, koca bir göle döndü. -Gitmeliyim dedi. Çocuklarım ? … Bir iki adım attı .Ayaklarını sudan zor çıkarıyordu. .-Hayır burada kalamam. Yağmurun biteceği falan yok. Bağırmayı denedi; -Kimse yok muuu? Allah Aşkına yardım ediiin! Yağmurun sesinden kendi sesini bile duyamıyordu. Şu hendeği aşıp yola ulaşabilse, belki birilerine rastlardı .Ha gayret !dedi, kendi kendine. Sonra birden aklına emeklemek geldi. Emeklemeye başladı. Emekleye emekleye tarlanın kenarına geldi. Önünü hala göremiyordu.Yağmur iliklerine kadar işlemişti. Başındaki yemenisini çıkardı bir sıktı sularını, yüzünü sildi tekrar başına örttü. Hayır yollarda kimse yoktu. -Allahım sen yavrularımı koru ! dedi,gayret ver Allahım, yavrularıma kavuşayım…. Yollar sularla dolmuş,Sorgun’a doğru akan bir nehir haline gelmişti. İçini daha büyük bir korku sardı. Ne yapacağını düşünmeden ayağa kaktı suların içinde koşar adımlarla yeldire, yeldire yürümeye başladı. Kimi zaman sular onu sürüklüyor kimi zaman ayağı taşlara değiyor, bacağı acıyordu . O hiçbir şeyin farkında değildi artık bir an önce evine ulaşmaya çalışıyordu. Artık hiçbir şey de düşünmüyordu. Böyle ne kadar gitti bilmiyor. Bitkin bir halde evi önüne geldiği zaman gözlerine inanamadı; Deli baş, taşmış merdivenlerin yarısı görünmüyordu.ev suların içinde yüzer gibiydi… Yağmur bütün şiddetiyle yağıyordu. Kendini hiç düşünmeden merdivenlere doğru attı.Basamakları el yordamıyla buldu suları yara yara, yukarı çıktı. Üst basamaklara ulaştı ama Deli baş bu. Azgın bir boğa gibi kükreye kükreye geliyordu. Sonunda bütün basamaklar, ondan sonrada ev sular altında kaldı. Aniş yukarı çıktığında çocuklar uyuyordu. Bir bir sarıldı yavrularına. Önce Mahmut’u kaldırdı. Sonra Mehmet’e yöneldi birde ne görsün karşı duvar büyük bir gürültüyle uçtu .Artık Delibaş evin içindeydi.Heryer su altında , Aniş, Mehmet’le Yusuf’u kaptığı gibi Fahriye’ nin evine dayanan duvara doğru götürdü. Pencereden ?…Hayır bu duvar daha sağlam olmalı dedi. Mahmut’u da yanına çağırdı Raf diye kullandığı kalın duvara oturttu çocukları.Kendi de çıkmaya çalıştı ama nafile. Geç kalmıştı. Sular onu sürüklüyordu. Rafa sadece elleriyle tutundu. Öyle bir süre asılı kaldı: Çocuklar,çığlık çığlığa bağrışıyorlardı . -Korkmayın , diyebildi sadece, yanınızdayım.! Birden ayağına bir şey dolandı sanki. Belki de bir su yılanı birden Aniş’i çekmeye başladı. Aniş bağırmadan çırpınmaya başladı Çocuklar korkmasın derken ayağını tekme atar gibi salladı.Pat diye bir şey sırtından suya düştü. –Oh ,dedi. Artık ev diyede bir şey kalmamıştı. Üç duvarda uçup gitmiş, Bir tek çocukların olduğu duvar kalmıştı.,Kendini fırlata fırlata artık Anişte o duvarı üzerindeydi…
YILDIZ KOÇ ŞİMŞEK Devam edecek 07 Ekim 2007 22:47 | yorum ekleyin BEKLEYECEĞİZ
Bugün yılbaşı Bugün kurban bayramı Birazdan Onca hazırlık, onca heyecan Bir telefon klubesinde Kutlayacağız… Yeni yılın kutlu olsun ,anneciğim, Daha nice Sağlıklı uzun yıllar… Buram buram özledim seni Gözlerimde tütüyorsun Ellerinden, yüzlerinden öpüyorum, İki gözüm, Can özüm... Kendine iyi bak, Nolursun.... ‘Beni hiç düşünme Biz çok iyiyiz, Hayatımız toz pembe Bir sen varsın gönlümde kanayan, Senin hasretin, Öyle dedim diyee, hayır hayır ağlama anam, geçer bu günlerde, Hayatımızı düşün, Ne dikenli yollarda yürüdük seninle, yalınayak, Ne açlıklar,yokluklar, Sonra esti bu acı rüzgar, Ayrılıklar... Sen acemisi değilsin gurbetin.
Bugün bayram,anacığım Açık bırak kapını,Gelene gidene anlat beni, deliliklerimi, Babamdan habersiz bayram kaçamaklarımızı, Akşama kadar pazarpazar dolaştığımızı anlat, Selamlarımı söyle yerden göğe kadar, Öp herkesi benim yerime,
Dedim ya, düşünme beni, düşünürsende Geçmişteki çılgınlıklarımı hatırla gülümse şöyle hani dudak ucuyla .
Deliyim ya hala, Yaşlansamda akıllanamadım. hep sen şımarttın beni gülüm,devasız bir dert bu; USLANAMADIM Diyebileceğim Annemde Yok artık! Yıllar önce babamın gittiği yere, Yüreğimizde ki alevler Dönüşemedi hala küle...
Bugün bayram,bu gün yılbaşı Ellerin vatanında kimi arasam kimi sorsam, Kim dinler,kim anlar? İçimdeki o çocuk,hep ağlar hep ağlar...
yüreğimde ki bıçak İçimi acıtıyor hala… Gözlerim her yerde arıyor onu... Deli gibi özledim seni bitanem. Neme lazım bana Yılbaşı! Neme lazım bana Bayram! Sarılıp boynuna Sıcacık kucağında Gözyaşlarımı akıtacak Kimselerim yoksa Neyime benim bayram Neyime benim yılbaşı Bugün bayram Bugün yılbaşı Artık cep telefonlarından Birer mesaj çekerek, Kutlayacağız!!! Ne bir eli öpülesi kimse, Ne elimizi öpecek birileri !!! Odamıza oturup, Birileri gelsin diye; BEKLEYECEĞİZ…
01.01.2007 YILDIZ KOÇ ŞİMŞEK Hollanda 06 Ekim 2007 19:56 | yorum ekleyin DİLENİYORUM
Bir yudum sevgi için, Bir lokma huzur için Bir buket gülüş için, Dileniyorum. Kapandı umut kapıları, Kırıldı ruhumun camdan şatoları, Yok oldu canımın tunçtan yapıları, Bir ufacık çakıl taşı için, Dileniyorum. Bir nefes ,bir ömre bedel. Bir umut, bir hayat eder. Ver Allahım,biraz olsun sağlık ver. Annem için senden diliyorum. 26.05.2003
Yıldız Koç Şimşek 06 Ekim 2007 19:54 | yorum ekleyin KİTAPLARIMNe gördümse sende, Ne yaşadımsa seninle Öyle vefalı dostsun ki… Doyamadım sevgine. Sen nankör değildin, Senin çıkarların benim geleceğim. Sevgi ektin,dostluk verdin karşılıksız Bilgi verdin;umut dedin. Ben hayatı seninle sevdim. İlk ve son aşkımsın benim. Bir kelebek hafifliğiyle… Koşalım geçmişlerden geleceklere. 3.05.1995 Yıldız Koç
(Aydın Lisesi) 06 Ekim 2007 19:53 | yorum ekleyin ARIYORUM
Cebimde ellerim, gözlerim yerde
(Aydın Lisesi) 06 Ekim 2007 19:51 | yorum ekleyin ÇEKEMEYECEĞİM
06 Ekim 2007 19:48 | yorum ekleyin SULTAN NİNEZEHİR Bir sonbahar sabahı Ege'de, Manisa dolaylarında bir köy. Bütün gençleri bir bir cepheye gitmiş. Bir haber yayılır; -Yunanlılar köyümüze çok yaklaşmış. Civar köylerde taş taş üstünde bırakmamış,yakmış,yıkmış. Herkes çok gerekli gördüğü ne varsa, taşıyabileceği kadarını bohça yapıp köyden kaçıyor.Kimi bir parça ekmek, kimi birkaç parça giysi,kimi bebeğini.... Köyde sahipsiz hayvanlar kalıyor, bir de Sultan Nine.Sultan Nine adı üstünde nine; sekseni aşmış. -Neyimi alacak cavur benim, bir canımdan gayri . Alıısa alıvesin gari.. Diyor, Sultan ninemiz.Oturuyor ocağının önüne bekliyor yunanı. Şöyle büyük bir çalımla giriyor yunan subayı Sultan Nine'nin evine. -Nerdeler be kadın, bu insanlar ? diyor. - Ben nerden bilcem ,nere gittile. -Bilirsin bilirsin. Bilmezsen ben sana söyletmesini de bilirim ,ama önce sen bize yiyecek bir şeyler hazırla .İçecekte olsun,yanında. Sultan ninemin neyi varse evinde, koyuyor düşmanın önüne;biraz zeytin,biraz kesik,bazlama. -Zıkkımın kökünü yiyesiceler,Nemiş benim başımın zoru? diyerek. Küpteki pekmezdende şerbet yapıyor, içinede evde sakladığı zehri boşaltıyor. doldurup bardaklara, uzatıyor önce yunanlı subaya, sonrada bir manga askere.Askerler tam içecekleri sırada yunanlı subay bağırıyor: -Ne malum şerbetin içinde zehir olmadığı? Önce nene içsin bir bakalım. -Ben ne bilirim zehi.mehi. Ne araamış benim evimde,deyi ve bakem? Sultan nine bir dikişte zehirli şerbeti içip bitiriyor. Yunanlı subay ; -Tamam, içebilirsiniz. emir veriyor askerlerine. Bir saat sonra Sultan nine ve yunanlı askerler yerlere seriliyor. hepsi ölüyor...Böylece Sultan ninede tarihteki yerini alıyor. Manisa'nın Demirci İlçesindeki görevim sırasında öğrencilerimden dinledim bu Öyküyü.Hayran kaldım Sultan Nineme . Ruhu şadolsun. Duymayanlar duysun diye yazmak istedim.Daha nice canlar verdik yoluna Güzel Ülkemizin. Kıymetini bilmek gerek ,diye düşünüyorum.
YIldız Koç Şimşek 02 ekim 2007
02 Ekim 2007 21:52 | yorum ekleyin BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞEvvel zaman içinde,kalbur saman içinde. Deve tellal iken pire berber iken.Ben babamın beşiğini tıngır mın gır sallar iken Beşik devrildi. Babam başladı ağlamaya. Anamın gözünü duman bürüdü. Oklavayla üzerime yürüdü; Ben kaçtım o kovaladı... Ben kaçtım o kovaladı... Derelerden sel gibi, tepelerden yel gibi..Ödünç alınmış un gibi ,savruldum, gittim... Gittim bir 'At Pazarına'.Baktım, gördüm bir at. Bir gözü kör,bir gözünde ağı var. Arka ayağında yetmiş iki dağı var..Dedim : -Amca bana bu atı sat. -Olur, dedi Verdim parayı ,aldım atı. At bir tekme vurdu 'geri dur' diye, Saçmaları ağzıma attım 'darıdır' diye.Adana minaresini belime soktum 'borudur 'diye... 16 Ağustos 2007 15:59 | yorum ekleyin NE İSTERİM Kİ..Günlük güneşlik bir dünya, Yemyeşil bir bahçe hiç el değmemiş. İçinde binbir çiçek,binbir meyve, Kitaplarımla dolu oda oda ev, Sonra,Gel keyfim gel!
Kışın sobam olmalı ;sıcacık. Ekmeğim,suyum, Kötü şeydir ;açlık. -Allah kimseye vermesin- Üstüm başım,odun , kömür, Çevremde sevdiklerim. Ayağımda çoraplarım. İşte o zaman Adam gibi yaşarım.
Her mevsim güneş girmeli yüreklere Beyinler gün ortası gibi aydınlık olmalı, Kimin gözü,kimin eteğinde değil! Herkes kendi ekmeğini, Kendi teriyle kazanmalı.
Sevgiyle pırıl pırıl yanan gözler, herkeslere aynı ışıltıyla bakmalı, Umutlar artmalı,mutluluklar çoğalmalı, Çaresizlikler tatlı bir esintiyle silinmeli gökyüzünden,
Kadın-erkek çoluk -çocuk Dört elle bağlanmış hayata, mutlu insanlar, mutlu dünya, Ve o zaman yemin ederim, Bende kazık çakarım bu dünyaya..
Yıldız Koç Şimşek 5mayıs 1995 28 Haziran 2007 17:45 | yorum ekleyin |
Son yorum alanlarGEÇ (2) reklamlarblog etiketlerim |
|||||||||||
ark siteler: nedir ne demek, türkçe dil araçları
biz kimiz? | yasal bilgiler | beni oku | iletişim 2006-2007 © alanturka.com 13.1.929