blogCekemeyecegimÇekemiyeceğim
Zehirlenmiş gözlerini 22 gün önce | yorum ekleyin FİRDEVSDoğum tarihini kendisi de bilmiyor. Nüfus kütüğüne kaydetmek için geldiklerinde tahmini yaş üzerinden, 1926 diye yazdılar. Babasini hiç görmedi. Bildigi tek şey, annesinin anlattıkları: Babası Akif, çok ağır hastalanmıştı. Annesi Emine, hamileydi, gün sayıyordu. Akif, Eşini yanına çağırdı; Emine dedi, eğer kızımız olursa adını Firdevs koyacaksın. Dünya -ahret iki elim iki yakandan gitmez. Anamın adını koyacaksın. Oğlumuz olursa ne istersen onu koy. Babasından miras olarak aldığı tek şey adıydı. Annesi kilim dokudu, ebelik yaptı. İki oğlu İve kızına baktı. Kızını, kardeşi Şevketin oğluyla evlendirmek istiyordu, ama Büyük oğlu Bahri karşı cıktı. ‘Emmimin oğlu Mehmet’e vereceksin!’ diye zorladı. Evde bu yüzden büyük kavgalar oldu. Sonunda Emine kızını Mehmet’le söz kesti, Bahri’den korktuğu için. Kesmesine kesti de gönlü hiç razı değildi. Zaten ömrü de yetmedi. Hastalandı. On bir yasındaki Firdevs, annesini de kaybetti. Büyük ağabeyi de askere gitti. 3yıl geçti aradan .Küçük ağabeyi Mihrali’yi de askere çağırdılar. Tek başına kalacaktı. Sığınabileceği bir yer yoktu su anda. Mihrali askerlik şubesine gidip; — Bakin, dedi: bizim kimsemiz yok. Bir kardaşım var asker. Bir bacım var on dört yaşında daha. Anamız yok. Babamız yok. Amcamız, dayımız, halamız yok. Ya bana izin verin abim gelsin öyle askere gideyim, ya da bir kursun verin bacımı oldurup öyle gideyim. Kırk gün izin verdiler. Abisi askerden gelmeden Mihrali' i asker ettiler. Firdevs Abisinin yanında çalıştığı İsmail Ağaya emanet edildi. Pembe Hatun ve İsmail ağa onu gelin ettiler. Ağabeylerinin her ikisi de yoktu yanında. Çeyizi de anasının dokuyup bıraktığı iki hasır yastık, ağabeylerinden kalma iki yatak ve iki kilimden ibaretti. Bir dileği, bir umudu var mıydı? İsteklerini sormadılar hiç. Gelinliğini giydirdiler, başina, O zamanlar taç yerine bir çeşit sepet koyuyorlar, üstünü de yemenilerle süslüyorlardı. O da yoktu. Bir sefer tasını basına geçirip; —Senin kaderin böyleymiş ne yapalım, dediler. —Babam yok; kader, anam yok: kader. Kardaslarim asker; o da kader. Ama bu sefer tası benim kaderim değil, dedi. Başından çıkardı sefer tasını yere koydu. Taçsız gelin oldu. Bir paytona bindirdiler, Çaybaşı mahallesine gitmek için, Kızılırmak’ın kolu olan Delibaş’ın üstünden geçiliyordu. _Şuradan kendimi, Delibaşın kollarına bıraksam beni anama götürür mü ki? Diye düşündü... Yapamadı. Korktu... Üç yıl çocuğu olmayınca, kocasına baskı yapmaya başladılar. —O kısır. Ne diye başını bekleyip duruyorsun. Boşa gitsin. Dediler. Hocalara gitti, ebelere gitti, Firdevs. _ Kızım, sen zaten çocuksun. Çocuğun çocuğu olur mu? Bekle. Dediler. 16 Mayıs 2009 00:50 | yorum ekleyin AYRILIKSonra bir gün kayınvalidesi, Aniş, onu alıp, bir havuza götürdü. Havuzun içi sülüklerle doluydu. ‘Hadi gir!’ dediler. Ne olacağını bilmeden korka korka girdi havuza. Güya, sülükler pis kani emecek, vücudu temizlenecek, çocuğu olacaktı. Evliliğinin üçüncü yılında bir kız çocuğu oldu; pembe yanaklı, upuzun kirpikli. İki gün sonra hiç nedensiz, ölüverdi. Mehmet’te Firdevs'te çok ağladılar. Yine bir telaş başladı. Çocuğu yaşamıyordu. Kocası direniyordu. Boşamadı. Uzak bir köye Ermiş bir dedeye götürdüler; muskalar yazıldı. Mutlaklar yapıldı. Adak kuyusuna götürdüler. Adaklar adandı.''Eğer bir oğlum olursa, yedi yaşına gelirse, gelip bu kuyunun başında kurban keseceğim,''dedi. Sonunda bir oğlu oldu; Babasının adını verdi; Cemal. Dünyalar onun olmuştu. Hiç yüzünü göremediği, adını dilinden düşürmediği babasının adını taşıyordu artık. İyi bir isi vardı Mehmet'in O yıllarda okula gidebilmiş, İlkokul dördüncü sınıfındayken diploma alabilmişti. Çok güzel el yazısı olan başarılı bir öğrenci olmuştu hep. Şimdi de başarılı idi. Sorgun' da tahrirat kâtibi idi. İyi bir maaşı vardı. Koca bir aileye yetip artıyordu. O zamanlar kayınvalide, eltiler, kayıncılar, onların çocukları ayni evde yasıyorlardı. Herkese yetiyordu maaş. Hem de devlet sekerini, çayını, sabununu, pirincini de veriyordu. Mehmet işini, kardeşi Yusuf’a, esini de anası ve kardeşlerine bırakıp, Muğla’ya gitti. İlk zamanlar biraz para gönderiyordu sonraları onu da kesti. Giderek mektuplar da bitti. Mihrali'den başka halini soran yoktu Firdevs’in. Cemal hastalanınca o götürürdü doktora. Başları ağrısa, o koşardı yardıma. Çorap ordu Firdevs, dantel yaptı, hırka ordu, sattı. Cemal'im dedi. Ona baktı. Günlerce kocasından haber bekledi. Salif Ağa’nın yollarını gözledi. Mektuplarını hep o getirirdi. Gözyaşları sel oldu ama kocasından bir haber yoktu. Bir gün, Salif Ağa’yı uzaklaşırken gördü; ''Gözünaydin Bacım, mektubunu kayıncın Yusuf 'a bıraktım, dedi. Birden yüreği daraldı. İşte sonunda gelmişti. Ne yazıyordu acaba. Çok heyecanlandı. , iste sonunda yazmıştı. Kim bilir gurbet ellerde hasta, sayrı mı olmuştu? Aksam Yusuf geldi. Firdevs, hemen ne varsa koydu, önüne; yemeğini hazırladı. Yediler. Yorgunum, dedi, Yusuf. Koştu yatağını serdi. Pijamalarını getirdi, Giyinmesine yârdim etti. Gelinlerin vazifesiydi bunlar. Kayinciya saygısızlık olmazdı. Her günkü olağan islerdi. Çoraplarını çıkardı artik odasına geçecek. Ama Yusuf hiç mektuptan bahsetmiyordu. Gelinlik ediyordu Firdevs. Konusmuyordu veya çok kısık sesle konuşuyordu. Adetti gelinler kayıncılarının yanında konuşmazlardı. Bir türlü soramıyordu. O da hiç bir açıklama yapmıyordu. Firdevs tam odadan çıkacaktı ki cesaretini topladı ve çok alçak bir sesle; — Yusuf ağa, gardaşından mektup mu geldi? Dedi —Kim diyor onu? Diye Sordu, Yusuf. 16 Mayıs 2009 00:47 | yorum ekleyin MEKTUP—Bugün, Salif Ağa söyledi; mektubu sana vermiş. Mektubu cebinden çıkarıp Firdevs ' in önüne attı; —b...komayip yiyo al oku, dedi. Firdevs’in okuma yazması yoktu. Biliyordu, bunu Yusuf. Mektubu almaz sandı. Ama Firdevs, aldı mektubu abisi Mihrali 'ye gitti. Okuduktan sonra abisi; —Bak bacım; dedi. Bu mektupta diyo ki':''Karım çocuğumu alıp, abisinin evine giderse gitsin. Burada kadınlar beş kurusa. Oradaki gibi başlık maşlık yok; bende bi daha evlenirim O karda inin evine çekip gittiyse, artik benimde karim çocuğum yok.'' Demek ki buradan birileri kocana yalan -yanlış bir şeyler yazmış. Kocanın sucu yok. O’da cevap olarak böyle yazmış. Senin her zaman başımın üzerinde yerin var, amma ben derim ki; kocana arka çık, al çocuğunu git yanına. Seni ben götürsem elimle teslim etmiş olurum. Mektupta yazılanları doğrulamış olurum. Doğru olmaz. Kayıncılarından biri götürsün. Onlara söyle. Gideceğim de. Ama önce gönlüne bir sor. Nur topu gibi birde oğlun var. Karı-kocanın arasına girilmez. Firdevs ertesi gün, komşularının okula giden olgunu yanına çağırdı ve bir mektupta o yazdırdı: ''Sen beni nasıl bıraktınsa ben öyleyim. Evimi terk edip bir yere gitmedim. Ama sen diyorsun ki ‘burada kadınlar beş kurusa; Burada da erkekler yüz paraya. Sen yeni kadın bulursan, bende yeni koca bulurum. Bu dünyada kadın kocasız kalmaz, koca da kadınsız kalmaz. Eğer sen, oğlunu da, beni de istiyorsan, peşinden gelirim senin. Yok, istemiyorsan bende başımın çaresine bakarım Senden acele mektup bekliyom.'' Cevap çabuk geldi. Birde elli lira yol parası yanında. Hemen kayıncılarının yanına gitti. Mektubu verdi. Yusuf; Kim götürecek seni? Dedi. Benim isim -gücüm var. Götüremem. Büyük kayıncısı Mahmut atıldı: —Ben götürürüm. Su üç yaşındaki çocuğu babasız bırakamam. —Ekinlerin hasat mevsimi geldi, dedi Yusuf, sende götüremezsin. —Yansın ekinlerim, tarlada. Bir orak vurursan namertsin. Ben götüreceğim gelinimi, gardasıma. Su yavruyu böyle sefil bırakmayacağım. Biz babasız büyüdük. Biliriz nasıl zordur, Onun boynunu bükük bırakmayacağım. Ve 1950 yılında, Adnan Menderes'in, iktidar olduğu günde, siyah çarşaflı,20 yaşlarında, buğday tenli, gri gözlü bir kadın ve yanında kayıncısı; Mahmut, Yerköy’den trene binip, Muğla’ya doğru yol alıyorlardı. Tren çok kalabalıktı. Her yer asker doluydu. 16 Mayıs 2009 00:41 | yorum ekleyin TRENTrene bindim de tren salladı, Zalim doktor da ciğerimi yokladı, İyi olursun diye geri yolladı. Söyleyin anama anam ağlasın, Babamın oğlu var beni neylesin. Trene binince bu türkü geçiyordu aklından. Genç bir subay yer verdi. Oturdular. O çarşaflı kadın, hayatin ona ne getireceğinden habersiz, bin bir ümitle dolu, kimi zaman ağlamaklı, kimi zaman mutlu, yüreği ağzında, yolların bitmesini bekliyordu. —Anne… Geldi. Birden daldığı düşüncelerden uyandı. —Ne dedin, Cemal’im? —…im geldi. Etrafına bakındı. Ne yapmalı; nereye gitmeli, bilmiyordu. Mahmut ağasına baktı, pencereden dışarıyı seyrediyordu. Mahmut ağa, oğlumu, ayakyoluna götür diyemezdi ya. Şaşkın bakınırken demin ona yerini veren genç subay eğilerek: —beni takip edin, dedi. Eliyle askerleri aralayarak yol açtı. Aksi halde yürüyebilmek, biryerden bir yere geçmek ne mümkün. Tuvaletin kapısına kadar getirdi. İçeri girdiklerinde, Firdevs, Şimdi buradan yerimi nasıl bulurum dedi. Korkmuştu. Dışarı çıktıklarında, yine aynı subay onları bekliyordu. Buyrun diyerek aynı şekilde yol açarak, yerlerine kadar getirdi. Firdevs ölünceye kadar, her aklına gelişte o subaya dua etti. Bu iyiliği asla unutmadı. Bu yolculuk üç gün -üç gece sürdü. Muğla’ya geldiklerinde, harabe bir evin kapısında, beyaz tenli, etine dolgun bir kadın, kucağında bir kız çocuğuyla karşıladı. Mehmet ortalarda yoktu. Bu kadının Mehmet' in evinde ne isi vardı? Firdevs'in Mehmet’in esi olduğunu öğrenince de yüzü sapsarı kesildi. Çocuğunu alıp, sinirli sinirli gitti, evine... —Eşi haa! Eşi haa! Diyordu. Geç vakitlerde geldi, Mehmet. Ustu başı toz toprak içinde. Kör-kütük sarhoş. Çocuğunu kucağına aldı, gözyaşlarını tutamayan, umduğunu bulamayan, Firdevs'e dönüp; —Ne o? beğenmedin mi? Senin bildiğin Mehmet değil ha? Ne zırlıyon? Yol orada başını alıp, geldiğin gibi gidersin, dedi. Doğruydu. Takım elbiseli, kravatlı Mehmet gitmiş, yerine, sefil, perişan, bakımsız, sarhoş, kumarcı bir Mehmet gelmişti. Mahmut'ta inanamadı gördüklerine. Kanı beynine çıkmıştı. Mahmut’un, yerinden fırladı; —Bana bak! Bu ne bicim karşılamak. İnşan onca bir hoş geldin der. Benim gelinimden bezginliğim yok getirdiğim gibi, goturmesini de bilirim. Ama Su çocuğu babasız koymak, senin gibi babasiz büyüyenlere yakışmaz. Haddini bil öyle konuş. Bu ne rezillik böyle. Deyince Mehmet, abi, abı dur, bidakka, ben öyle demedim. dedi. 16 Mayıs 2009 00:28 | yorum ekleyin AĞLAMADILAR
03 Mayıs 2009 01:09 | yorum ekleyin AH SU MELTEM
Bir ceyrek asir gecmis olsa da uzerinden, 15 Nisan 2009 14:24 | yorum ekleyin AGLIYALIM ATATURK'E
05 Nisan 2009 14:34 | yorum ekleyin OZLEM
OZLEM
24 Şubat 2009 23:48 | yorum ekleyin BIR KARLI DAL
Bir karli dal uzandi gonlume, Bahar agladi,guz mahsun,yaz dondu. Bembeyaz bir gelin gibi girdi kis kente, Umutlar bitti,yollar tukendi,hayat dondu. Bir karli dal uzandi gonlume, Yuvasiz martilar vurdu kiyilara, bir lokma ekmekti umutlari, Yuvasiz insanlar vardi kopru altlarinda, Sicak bir tas corbayla suslenmisti ruyalari, Ve yollarda calisan isciler:yuzleri kizarmis,elleri catlak, Kamasmis gozleri; her sey sonsuza uzaniyor,yer-gok ap ak... Acmaya calisiyorlardi yollari ellerindeki kureklerle, Bir karli dal uzandi gonlume... Ve o yuce dag baslarinda azgin dogaya meydan okuyan, Sirtlarinda onca yukle dimdik ayakta ki , isimsiz “Vatan Bekcileri” Hani sayelerinde simsicak yatagimizda rahat uyudugumuz.... Bir karli dal uzandi gonlume... Yuruyorlardi, sonsuz beyazliklari delerek Canlari yuce tanriya emanet,dusmanin,korkulu ruyalari, Bizim bitmeyen sevdamizin kahramanlari, Bir karli dal uzandi gonlume... Yildiz Koc Simsek 16 Şubat 2009 15:35 | yorum ekleyin Kimler Geldi Kimler Gecti
Bir baksa neler gorurdu gozlerin: Ne Sultanlar, Ne Suleymanlar bu diyarlardan gecmedi mi? 'Su koca daglari,ben yarattim'diyenler, Ecel serbetini bir dikiste icmedi mi
Bir kere geldim dunyaya,gitmem diyenler, Umut denizlerinde ruzgar olup esenler, Yedi cihani saltanatiymis bilenler, Ne imparatorluklar, bir gecede cokmedi mi?
Ruhsan Sor
05 Şubat 2009 23:15 | yorum ekleyin MASALAydede de evimiz, 31 Temmuz 2008 17:24 | yorum ekleyin Derdin ya..
Hani derdin ya; Sensiz düşünemem bu kenti, Gidersen uzaklara. Düşerim ardına,yalınayak. Batar tabanlarıma deve dikenleri, Batarda kanı yüreğime akar.
Hani derdin ya, Severim ben zindan geceleri, Sardıkça beni,saçlarına sarılmışım gibi Ne kar ne fırtına üşütemez beni. Eğer gidersen; Yaz ortasında kar yağar saçlarıma, Buz tutar yüreğim,gece vakti, Ağlar karanlıklar,yalnızlığıma.
Hani derdin ya; Sensiz yaşamak ,hayır hayır yaşamak olamaz. Güneş yakar beni, hava boğar. Gidersen,vurgun yiyen yüreğim, Aşar bedenimi, Ruhum sana doğru koşar...
Yıldız Koç Şimşek 31 Temmuz 2008 16:20 | yorum ekleyin Nedeen?
29 Haziran 2008 21:50 | yorum ekleyin Gitmesen
29 Haziran 2008 21:13 | yorum ekleyin GEÇ
Ha deyince gelmez ki bahar, 'Gül' deyince açmaz ki, rengarenk güller...
Önce yağmurlar yağacak, İliklerine kadar ıslanacaksın.
Yapraklar dökülecek, küçücük ellerine; Ağlayacaksın...
Buda bir şey mi; soğuklar başlayacak ardından. Karlar yağacak dağlarına, buz tutacaksın.
Ayaz vuracak tomurcuklarını, dolular kıracak dallarını, Kimi meyvelerin, çiçekteyken daha,bozacak bağlarını.
'Sıcacık bir ocak başı,ne olur, Allahım' derken, Bir mezartaşına akıtacaksın gözyaşlarını.
Sevdiklerin de terkedecek bir bir. Koskoca dünyada artık,'tek' başınasın.
Kalbinde dayanılmaz ateşler, Delik-deşik olmuş yüreğini,fırlatıp atacaksın.
İğneli beşiğekte, sallanır olmuşsun, Karanlık bir ufka açılmış artık yolun...
Birden bir sıcacık esinti yüzünde;tadını anımsamadığın Saçlarını okşar gibi bir el; yalancı güneş
Bahar gelmiş ' diyeceksin; ne çok beklettin beni. Şakır şakır yıldızlar gökyüzünde, geceleri...
Pınarlar çağlar gibi içinde, derin,derin. Sonsuza uzanan bir gül bahçesi özlediğin.
Fırlayıp bahçeye koşmak vardı elbet. Güllerini bulman , koklaman, gerek.
Ne dizlerinde deman, ne yüreğinde kuvvet. Artık çok geç.ÇOOK GEEÇ
Yıldız Koç Şimşek 15 Haziran 2008 Aydın 15 Haziran 2008 23:22 | 2 yorum KİMSELER BİLEMEZ Kİ
KİMSELER BİLEMEZ Kİ
Kimseler bilemez seni benim kadar, Göremediler ki kalbindeki cennet bahçesini Yaşamadılar ki öyle uzun seneler seninle, Âlem ne bilsin gönlünde beslediklerini.
Açık gri gözlerindeki o hiç gitmeyen dumana rağmen, Güzel yüzünde eksilmeyen, insanı sırılsıklam saran gülüşünle, Nasırlaşmış ellerinde bir demet gül gibi sunduğun, Acılardan arındırılmış mutluluğu, bir dikişte içmek kolaydı…
Kimseler anlayamaz ki seni, benim kadar, Kanadı kırık bir kuş olarak gelip konduğun dalların, Buzlarla kaplı olduğunu, Çıplak ayaklarının sessiz ve derinden donduğunu, Kimseler görmedi ki…
Yıkık kerpiç duvarların oyuklarını ellerinle sıvayıp, Kırık dökük viraneyi, sıcacık yuvaya dönüştürürken sen, Hıçkırıkların ,yüreğinden kopup gelen, Bir tatlı ninni oluverirdi, beşik başında, sen yavrularını uyuturken, Kimseler nerelerden bilsin ki,
Yalnız ve zindan karası gecelerde, Bir maniler sil silesi tutturup, Dizip incilerini gözyaşlarının, —Gurbetin sancılarını unutturup-iğne ile kuyu kazarak, Ekmek kazanma pahasına, pazarladığını…
Yine de her pazartesi akşamı, Hani o güllü, üzümlü, siyah ipek elbiseni, düğününden kalma, Yılan derisi ayakkabılarını, dayımın getirdiği, çekip ayaklarına, Kırmızı grapon kâğıtlarından rujunu dudaklarına sürüp, Kraliçeler gibi haşmetli, prensesler gibi dimdik Yollara koyulup, yürüyerek, saatlerce, Bir bahçe sinemasının tahta sandalyesine kurulup, Hayatın tadını, özümlemeye çalıştığını, O yaşadığın pencereden bakıp…
Bilemezler bir tanem… Başında dumanlı dağlar. Ayaklarında yoksulluğun okyanusu, Kimsesizlik çökmüş omuzlarına,
Sen acılar deryasında ne kulaçlar atmışsın. Sardıkça gönlünü ihanetin kemik elleri, Kan kırmızısına dönen gözlerinde görürdüm; İçini kavuran sevda ateşini. Kıskançlığın bir saman alevi gibi geçiverse de yanından, Sen meleklerden alınmış kanatlarınla, sıkıca sarılırdın yavrularına.
Şimdi, arıyor umutsuzca yüreğim, her yerde seni. Acıyor gözlerim, yüreğim, dilim acıyor. Yanıyor içim, içim kanıyor. Kalbimin tam orta yerinde, bir koca bıçak , Beyimde hiç susmayan bir kuş var, hep seni anlatıyor.
Kimseler bilemez ki canımın içi Sensiz yaşamanın bu denli çetinliğini Ben senin kadar güçlü olamadım ki hiç, Artık dayanamıyorum anne, Sensizliğe....
19 aralık 2007 Yıldız koç şimşek Almelo 01 Mayıs 2008 16:20 | yorum ekleyin SÖYLE BANA FALCI
Şöyle bir evir çevir yaşantımı, Bir kazan bir kepçe, Karıştırıp geçmişimi, Düşleyiver, hele bir şöyle geleceğimi, Hayatın sürprizleriyle Yol nereye?
Yürek dolusu mutluluk, Ağız dolusu kahkaha Sıkışıp kalmış mıdır? Bir yerlerde…
Şöyle bir el hareketiyle, silip hasretleri, Üstüne kapkara, koca bir çizgi çekip Acı veren ne varsa, Yetmeyenleri yetirip, Bitmeyenleri bitirip Geri kalan üç-beş günlük yaşantımızın, Güneşi göreceği günler var mıdır? Kaderde…
Gönül aynasında birkaç kez görmüşlüğümüz var, hatırlarım; Şöyle bir gülüp geçişini mutluluğun, Yok, hayır, yarenlik ettiğimiz de oldu. Uzak diyarlarda kol kola girip gezmişliğimiz de. Hasretin atlas yorganlarına sarılıp, Gurbet şaraplarına, gözyaşlarımızı meze yaptığımızda oldu. İçimize delice akarken, yağmur damlaları, Gülüşlerimiz dudaklarımız hep donup kaldı. Gönül aynasında bir-kaç kez görmüşlüğümüz var hatırlarım Şöyle bir gelip gidişini mutluluğun…
Aradım bulamadım bir daha o günleri falcı, Evliya Çelebi gibi, ayağımda çarık elimde asa, En uzak ülkelerin en dar sokaklarında, Yüce dağların başlarından, Engin ovalara kadar, her yerlerde aradım. Bir daha çıkmadı karşıma, Söyledi mi sana falım Bildin mi? Dönecekler mi geriye?
19 Aralık 2007 Yıldız Koç Şimşek Almelo 01 Mayıs 2008 16:06 | yorum ekleyin Firdevs icinBir nefes hava yasatir beni, Oksijen sensin. Bir damla suyla donerim hayata, Pinar sensin. Bir isik huzmesi dolsa gozlerime, Gunes sensin, Iste o yuzden ben senin. Benim olmadigim kadar,mutlu olmani, Benim ulasamadigim kadar,basariya kosmani Yurekten isterim. Cunku sen , Kalbimin yarisini alip goturen, Iki gozum,canimin ici ,nar tanemin adisin. Cunku sen, canimin yarisinin agzimin tadinin adisin. Iyiki dogdun findik sacli guzelim, Iyi ki varsin. Allahim seni kem gozlerden saklasin.. Halan(yildiz koc simsek) 21 subat 2008 Almelo 21 Şubat 2008 20:28 | yorum ekleyin Senin İçin
Dalgalar, her vuruşta sahile,sanki söyler adıni, Beyaz köpüklerde gizli kalmıştır güzelliğin, Bilirim benden başka hiç kimse,göremez ayak izlerini Martıların kanatlarında bir rüzgardır sesin…
O balıkçı kahvesinde yudumladığımız çay, Gelir aklıma hani bir güz akşamında. Ayrılık saatini beklerken hani, Hasretin burukluğu vardı gönüllerimizde Gökte bizimle alay eden dolunay….
Şimdi bir balıkçı ağında geçer mi elime, Ya da bir martının kırık kanatlarında, Ben hiç bu kadar kalmadım çaresiz, Şimdi ümit topluyorum, midye kabuklarında….
Gök yüzünden şakır şakır yıldız yağıyor, Bulutlar ağlıyor,yine o sahil akşamlarının birinde, Bu kaçıncı ayrılık şarkısıdır dinlediğim, Kaçıncı kadeh boşalan,ellerimde Geçmiş bir daha gelmiyor, geriye…
Sen sahilerimin deniz kızı, Yosun yeşili gözlerinde mutluluğum kaldı Sen rüyalarımın deniz yıldızı, Sarı saçlarında yaşam umudum saklı
Beni bırakıp gecenin karanlığına Yüreğimin kurak denizlerine bir dal artık. Gel bu deniz kentinin kollarında kal artık Gel, ister bir martının çığlığında, İstersen, liman meyhanelerinin kırık dökük şarkılarında İllede bir sabah,dalgaların saçlarında gel. Gel bana akşam olmadan … Hadi neolur gel….
Yıldız Koç şimşek Aydın 28 Ocak 2008 16:47 | yorum ekleyin Mavi Nehirİki mavi nehirdi O'nun gözleri, Umutsuzlara umut deste deste, 27 Ocak 2008 23:50 | yorum ekleyin Bahçıvan Sen oluncaBir heyecan,bir tutkuyla açılır perde, Göreceksin Göreceksin, bir bahar günü teker teker yeniden açacak,
Ruhsan Sor 14 Ekim 2007 02:43 | yorum ekleyin SELSabahınan esen seher, sabah yeli mi? Benim gönlüm, divane mi deli mi ? Durup durup, yar göğsünü geçirir, Yoksa bugün ayrılığın günü mü? Vay vay anam sürmelim… Aman anam ben yandım aman…
Taşlı Tarlada hem mercimek yoluyor, hemde bağıra bağıra Yozgat Sürmelisi’ni söylüyordu. Kimsecikler yoktu etrafında. Daha şafak ağarmaya başlamadan düşüp yollara gelmişti.Çocuklar taa öğleye kadar uyurlar. Ben de bugün bu yolma, işini bitireyim dedi.Yolduğu mercimekleri bir kenara yığmaya başladı. Ayrılık ateşini bu günlerde böyle söndürmeye çalışıyordu;. Çiğ düşmüşte …… dedi. Bir gök gürlemesiyle birlikte müthiş bir yağmur başladı. Öyle bir yağmur ki, gözünü bile açamıyor, önünü göremiyor adımlarını atamıyordu. Mercimek arıklarının içine yığıldı. - Beklerim geçer, dedi. Ama hayır, yağmurun duracağı yoktu. Önce arıklar suyla doldu. Sonra da bütün tarla, koca bir göle döndü. -Gitmeliyim dedi. Çocuklarım ? … Bir iki adım attı .Ayaklarını sudan zor çıkarıyordu. .-Hayır burada kalamam. Yağmurun biteceği falan yok. Bağırmayı denedi; -Kimse yok muuu? Allah Aşkına yardım ediiin! Yağmurun sesinden kendi sesini bile duyamıyordu. Şu hendeği aşıp yola ulaşabilse, belki birilerine rastlardı .Ha gayret !dedi, kendi kendine. Sonra birden aklına emeklemek geldi. Emeklemeye başladı. Emekleye emekleye tarlanın kenarına geldi. Önünü hala göremiyordu.Yağmur iliklerine kadar işlemişti. Başındaki yemenisini çıkardı bir sıktı sularını, yüzünü sildi tekrar başına örttü. Hayır yollarda kimse yoktu. -Allahım sen yavrularımı koru ! dedi,gayret ver Allahım, yavrularıma kavuşayım…. Yollar sularla dolmuş,Sorgun’a doğru akan bir nehir haline gelmişti. İçini daha büyük bir korku sardı. Ne yapacağını düşünmeden ayağa kaktı suların içinde koşar adımlarla yeldire, yeldire yürümeye başladı. Kimi zaman sular onu sürüklüyor kimi zaman ayağı taşlara değiyor, bacağı acıyordu . O hiçbir şeyin farkında değildi artık bir an önce evine ulaşmaya çalışıyordu. Artık hiçbir şey de düşünmüyordu. Böyle ne kadar gitti bilmiyor. Bitkin bir halde evi önüne geldiği zaman gözlerine inanamadı; Deli baş, taşmış merdivenlerin yarısı görünmüyordu.ev suların içinde yüzer gibiydi… Yağmur bütün şiddetiyle yağıyordu. Kendini hiç düşünmeden merdivenlere doğru attı.Basamakları el yordamıyla buldu suları yara yara, yukarı çıktı. Üst basamaklara ulaştı ama Deli baş bu. Azgın bir boğa gibi kükreye kükreye geliyordu. Sonunda bütün basamaklar, ondan sonrada ev sular altında kaldı. Aniş yukarı çıktığında çocuklar uyuyordu. Bir bir sarıldı yavrularına. Önce Mahmut’u kaldırdı. Sonra Mehmet’e yöneldi birde ne görsün karşı duvar büyük bir gürültüyle uçtu .Artık Delibaş evin içindeydi.Heryer su altında , Aniş, Mehmet’le Yusuf’u kaptığı gibi Fahriye’ nin evine dayanan duvara doğru götürdü. Pencereden ?…Hayır bu duvar daha sağlam olmalı dedi. Mahmut’u da yanına çağırdı Raf diye kullandığı kalın duvara oturttu çocukları.Kendi de çıkmaya çalıştı ama nafile. Geç kalmıştı. Sular onu sürüklüyordu. Rafa sadece elleriyle tutundu. Öyle bir süre asılı kaldı: Çocuklar,çığlık çığlığa bağrışıyorlardı . -Korkmayın , diyebildi sadece, yanınızdayım.! Birden ayağına bir şey dolandı sanki. Belki de bir su yılanı birden Aniş’i çekmeye başladı. Aniş bağırmadan çırpınmaya başladı Çocuklar korkmasın derken ayağını tekme atar gibi salladı.Pat diye bir şey sırtından suya düştü. –Oh ,dedi. Artık ev diyede bir şey kalmamıştı. Üç duvarda uçup gitmiş, Bir tek çocukların olduğu duvar kalmıştı.,Kendini fırlata fırlata artık Anişte o duvarı üzerindeydi…
YILDIZ KOÇ ŞİMŞEK Devam edecek 07 Ekim 2007 22:47 | yorum ekleyin BEKLEYECEĞİZ
Bugün yılbaşı Bugün kurban bayramı Birazdan Onca hazırlık, onca heyecan Bir telefon klubesinde Kutlayacağız… Yeni yılın kutlu olsun ,anneciğim, Daha nice Sağlıklı uzun yıllar… Buram buram özledim seni Gözlerimde tütüyorsun Ellerinden, yüzlerinden öpüyorum, İki gözüm, Can özüm... Kendine iyi bak, Nolursun.... ‘Beni hiç düşünme Biz çok iyiyiz, Hayatımız toz pembe Bir sen varsın gönlümde kanayan, Senin hasretin, Öyle dedim diyee, hayır hayır ağlama anam, geçer bu günlerde, Hayatımızı düşün, Ne dikenli yollarda yürüdük seninle, yalınayak, Ne açlıklar,yokluklar, Sonra esti bu acı rüzgar, Ayrılıklar... Sen acemisi değilsin gurbetin.
Bugün bayram,anacığım Açık bırak kapını,Gelene gidene anlat beni, deliliklerimi, Babamdan habersiz bayram kaçamaklarımızı, Akşama kadar pazarpazar dolaştığımızı anlat, Selamlarımı söyle yerden göğe kadar, Öp herkesi benim yerime,
Dedim ya, düşünme beni, düşünürsende Geçmişteki çılgınlıklarımı hatırla gülümse şöyle hani dudak ucuyla .
Deliyim ya hala, Yaşlansamda akıllanamadım. hep sen şımarttın beni gülüm,devasız bir dert bu; USLANAMADIM Diyebileceğim Annemde Yok artık! Yıllar önce babamın gittiği yere, Yüreğimizde ki alevler Dönüşemedi hala küle...
Bugün bayram,bu gün yılbaşı Ellerin vatanında kimi arasam kimi sorsam, Kim dinler,kim anlar? İçimdeki o çocuk,hep ağlar hep ağlar...
yüreğimde ki bıçak İçimi acıtıyor hala… Gözlerim her yerde arıyor onu... Deli gibi özledim seni bitanem. Neme lazım bana Yılbaşı! Neme lazım bana Bayram! Sarılıp boynuna Sıcacık kucağında Gözyaşlarımı akıtacak Kimselerim yoksa Neyime benim bayram Neyime benim yılbaşı Bugün bayram Bugün yılbaşı Artık cep telefonlarından Birer mesaj çekerek, Kutlayacağız!!! Ne bir eli öpülesi kimse, Ne elimizi öpecek birileri !!! Odamıza oturup, Birileri gelsin diye; BEKLEYECEĞİZ…
01.01.2007 YILDIZ KOÇ ŞİMŞEK Hollanda 06 Ekim 2007 19:56 | yorum ekleyin NE İSTERİM Kİ..Günlük güneşlik bir dünya, Yemyeşil bir bahçe hiç el değmemiş. İçinde binbir çiçek,binbir meyve, Kitaplarımla dolu oda oda ev, Sonra,Gel keyfim gel!
Kışın sobam olmalı ;sıcacık. Ekmeğim,suyum, Kötü şeydir ;açlık. -Allah kimseye vermesin- Üstüm başım,odun , kömür, Çevremde sevdiklerim. Ayağımda çoraplarım. İşte o zaman Adam gibi yaşarım.
Her mevsim güneş girmeli yüreklere Beyinler gün ortası gibi aydınlık olmalı, Kimin gözü,kimin eteğinde değil! Herkes kendi ekmeğini, Kendi teriyle kazanmalı.
Sevgiyle pırıl pırıl yanan gözler, herkeslere aynı ışıltıyla bakmalı, Umutlar artmalı,mutluluklar çoğalmalı, Çaresizlikler tatlı bir esintiyle silinmeli gökyüzünden,
Kadın-erkek çoluk -çocuk Dört elle bağlanmış hayata, mutlu insanlar, mutlu dünya, Ve o zaman yemin ederim, Bende kazık çakarım bu dünyaya..
Yıldız Koç Şimşek 5mayıs 1995 28 Haziran 2007 17:45 | yorum ekleyin |
Son yorum alanlarGEÇ (2) reklamlar |
|||||||||||||||
ark siteler: nedir ne demek, türkçe dil araçları, Tasda
biz kimiz? | yasal bilgiler | beni oku | iletişim 2006-2007 © alanturka.com 15.1.514