AYRILIK

16 Mayıs 2009 00:47 şikayet | etiketleri: hatıralar

Sonra bir gün kayınvalidesi, Aniş, onu alıp, bir havuza götürdü. Havuzun içi sülüklerle doluydu. ‘Hadi gir!’ dediler. Ne olacağını bilmeden korka korka girdi havuza.  Güya, sülükler pis kani emecek, vücudu temizlenecek, çocuğu olacaktı.

Evliliğinin üçüncü yılında bir kız çocuğu oldu; pembe yanaklı, upuzun kirpikli.

İki gün sonra hiç nedensiz, ölüverdi. Mehmet’te Firdevs'te çok ağladılar.

Yine bir telaş başladı. Çocuğu yaşamıyordu.

Kocası direniyordu. Boşamadı.

Uzak bir köye Ermiş bir dedeye götürdüler; muskalar yazıldı. Mutlaklar yapıldı.

Adak kuyusuna götürdüler. Adaklar adandı.''Eğer bir oğlum olursa, yedi yaşına gelirse, gelip bu kuyunun başında kurban keseceğim,''dedi.

Sonunda bir oğlu oldu; Babasının adını verdi; Cemal.

Dünyalar onun olmuştu. Hiç yüzünü göremediği, adını dilinden düşürmediği babasının adını taşıyordu artık.

İyi bir isi vardı Mehmet'in O yıllarda okula gidebilmiş, İlkokul dördüncü sınıfındayken diploma alabilmişti. Çok güzel el yazısı olan başarılı bir öğrenci olmuştu hep. Şimdi de başarılı idi. Sorgun' da tahrirat kâtibi idi. İyi bir maaşı vardı. Koca bir aileye yetip artıyordu. O zamanlar kayınvalide, eltiler, kayıncılar, onların çocukları ayni evde yasıyorlardı. Herkese yetiyordu maaş. Hem de devlet sekerini, çayını, sabununu, pirincini de veriyordu.

 Cemal bir yaşına geldi. Mehmet Muğla’ya giden bir arkadaşından bir mektup aldı. Mehmet’i de yanına çağırıyordu:''Burası cennet gel bir gör. Seninle bir fabrika kurarız burada, zengin oluruz,'' diyordu.

Mehmet işini, kardeşi Yusuf’a, esini de anası ve kardeşlerine bırakıp, Muğla’ya gitti. İlk zamanlar biraz para gönderiyordu sonraları onu da kesti. Giderek mektuplar da bitti. Mihrali'den başka halini soran yoktu Firdevs’in. Cemal hastalanınca o götürürdü doktora. Başları ağrısa, o koşardı yardıma. Çorap ordu Firdevs, dantel yaptı, hırka ordu, sattı. Cemal'im dedi. Ona baktı. Günlerce kocasından haber bekledi. Salif Ağa’nın yollarını gözledi. Mektuplarını hep o getirirdi. Gözyaşları sel oldu ama kocasından bir haber yoktu.

Bir gün, Salif Ağa’yı uzaklaşırken gördü; ''Gözünaydin Bacım, mektubunu kayıncın Yusuf 'a bıraktım, dedi.

Birden yüreği daraldı.  İşte sonunda gelmişti. Ne yazıyordu acaba. Çok heyecanlandı. , iste sonunda yazmıştı. Kim bilir gurbet ellerde hasta, sayrı mı olmuştu?

Aksam Yusuf geldi. Firdevs, hemen ne varsa koydu,  önüne; yemeğini hazırladı. Yediler. Yorgunum, dedi, Yusuf. Koştu yatağını serdi. Pijamalarını getirdi, Giyinmesine yârdim etti. Gelinlerin vazifesiydi bunlar. Kayinciya saygısızlık olmazdı. Her günkü olağan islerdi.  Çoraplarını çıkardı artik odasına geçecek.  Ama Yusuf hiç mektuptan bahsetmiyordu. Gelinlik ediyordu Firdevs. Konusmuyordu veya çok kısık sesle konuşuyordu. Adetti gelinler kayıncılarının yanında konuşmazlardı. Bir türlü soramıyordu. O da hiç bir açıklama yapmıyordu.

Firdevs tam odadan çıkacaktı ki cesaretini topladı ve çok alçak bir sesle;

— Yusuf ağa, gardaşından mektup mu geldi? Dedi

Kim diyor onu? Diye Sordu, Yusuf.



yorum eklemek ister misiniz?
Yorum ekleyebilmek için üye olmalısınız, üyeyseniz giriş yapmalısınız.

reklamlar

Son yorum alanlar

blog etiketlerim

-

desteklediklerimiz: nedir ne demek,  büyük türkçe dizin,  tasda

biz kimiz? | yasal bilgiler | beni oku | iletişim 2006-2007 © alanturka.com 14.0.463